Siyerin Temel Kaynağı Kur’ân-ı Kerim

Siyerin Temel Kaynağı Kur’ân-ı Kerim

Muhterem Hocam, Malumunuz Siyer’in En Temel Kaynağı Kur’ân-ı Kerim’dir. Siyer-Kur’ân ilişkisi bağlamında, Hz. Peygamber’in ve Aziz kitabımız olan Kur’ân-ı Kerim anlaşılması konusunda neler söylersiniz?

Öncelikle değişik alanlarda böyle bir dergi haberini de sevinçle karşılıyorum. Rabbim bu konudaki gayretlerinizi de güzel muaffakiyetler nasip eylesin. İnşallah nesillerin bilinçlenmesine, sahih bir İslâmî anlayışın oluşmasına vesile olur diye ümit ediyorum. Bu bağlamda Kur’ân-Siyer ilişkisi ile ilgili şunu ifade etmek isterim. Özellikle sadece siyer ile ilgili değil, hayatın tüm bağlamlarına, bağlantılarına baktığımızda tartışmasız birinci seçeneğimiz, olmazsa olmazımız elbette Kur’ân-ı Kerim’dir. İslâmî ilimlerden dallarından hiçbirinin Kur’ân’dan bağımsız ele alamayız ve düşünemeyiz. Hepsinin mutlaka bir şekilde Kur’ânla ilişkisi vardır; söz konusu siyer ilmi olunca bu bağlam çok güçlü olarak karşımıza çıkıyor. Bunu nerden çıkarıyoruz? Biraz da İslâm alimlerinin Kur’ân ve Siyer bağlantısını ele alırken Kur’ân’ın belkide en temel en bariz özelliklerinden biri de şudur. Peygamberlerin kıssalarına ve değişik kıssalara yer vermiş olması… Tabiri caiz ise diğer peygamberlerin siyerlerini alabildiğine yoğun bir şekilde alan Kur’ân-ı Kerim’e, Hz. Peygamber’in siyerine ayrı ve farklı bakmak yanılgı olur. Siyer ilminin, hadis ilminin, fıkıh ilminin, kelam ilminin etrafında döndüğü eksen bellidir. Merkezde Kur’ân ve o Kur’ân’dan aldıkları anlayışla bir de İslâm Tarihi’nde İslâmî ilimlerin düşünce ekollerinin, siyasi-fıkhi tüm oluşumların, mezheplerin öyle disiplinden oluşturmuşlar ki; bugünden kalkıp o güne baktığımızda bugün ilimde alabildiğine ilerlediğini söyleyenler şaşırıp kalıyorlar. Tarihte böyle bir disiplin görülmemiştir. Böyle bir usûl yoğunluğu ile karşılaşılmamıştır. Böyle titiz bir çalışmaya ikinci bir örnek vermek mümkün değildir. Hz. Peygamber’in hayatını böyle kare kare, ağzından çıkan sözlerini kelime kelime dikkatli bir şekilde cerh ve tadil ederek ele alıp zabt etmeleri ve bugüne taşırken  o rivayet zincirinde gösterdikleri hassasiyet; siyer ilmine gelince de İbn İshak’ta, İbn Sad’da baktığımız zaman çok ciddi o güne kadarki tarih kayıt algılarının hepsine yeni bir format atan, yeni bir çeki düzen veren çok ciddi bir ilmi disiplin ile karşı karşıya bırakıyor bizi. Bu bakımından siyer ilmindeki hassasiyetleri diğer tarih ilmindeki elde edilen bilgilerin dayandırdıklarına kıyasladığımızda,siyerin çok ciddi bir şekilde önde olduğunu göreceğiz. Ve tarihte hiçbir şahsiyetin sözleri Hz. Peygamber’in sözlerindeki ciddiyetle, sadakatle, samimiyetle kayıt altına alınmamıştır. O hassasiyeti başka hiçbir ilim dalında göremezsiniz. Üzerinden asırlar geçmesine rağmen bakıyorsunuz ki bu durum hâlâ aşılagelmiş bir şey değildir. Yaşamı ile ilgili siyer kayıtlarına baktığımızda öylesine muhteşem bir tespit sistemi ile karşı karşıyayız ki sanki o günü bir daha yaşıyormuşuz gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz. Bu aslında Allah’ın, dinini korumasında bu ümmete ve insanlığa bir lütfufur. Sadece o alanla iştigal eden alimlerin hassasiyeti olarak meseleye bakmamak lazım. Allah dinini bu şekilde koruyor. Allah bu şekilde rahmetini bizlere ulaştırıyor. Hele hele Kur’ân’ın canlı tercümanı olan, vahyin kendisinde ete kemiğe büründüğü Hz. Muhammed (sas) söz konusu olunca onun yaşamındaki, siyerindeki, siretindeki tüm anılar en ince detayına kadar ele alınıyor. Ama bu şu demek değildir ki biz asla siyeri, hadisi, fıkıhı,Kur’ân ile aynı mertebeye koyan bir yanılgıya da düşmeyeceğiz. Kur’ân’ın bu anlamdaki konumu ki Allah azze ve celle bizzat kendisi konumlandırıyor. Ama bu konudaki hassasiyeti bırakınız iman edenler, müsteşrikler bile teslim ederken içimizde belki acı ama gerçek söyleyeceğim; müsteşrik zihniyetli insanların bu hakkı teslim etmeyişleri ve üstelik bir takım şüphelerin, şaibelerin oluşması noktasındaki çalışmaları da yadırgamıyor değiliz. Ama bu işin hakikatini,önemini asla küçültmeyecektir. Yer yer zihinler üzerinden bir takım kuşkular oluşsa bile ortadaki bu birikim, bu tetebbu bu ilmi derinlik ve zenginlik, biraz ilimden nasibi olanlar hakkı teslim ederler diye düşünüyorum. Olayın bu açıdan ele alındığında birkaç şey daha eklemek istiyorum. Tefsir’de sebebi nüzul ve esbab-ı nüzul diye başlık vardır. Esbab-ı Nüzul,  ayetlerin, surelerin veya ayet gruplarının indiği olayların üzerine Kur’ân-ı Kerim peyderpey nazil olduğu için esbabı nüzul o ayetlerin hangi olay üzerinde nazil olduğunun arka planlarını bize sunuyor, dolayısı ile siyer ile Kur’ân iç içe. Tefsirlerin özellikle dirayet tefsirlerinin ihmal etmediği esbab-ı nüzul bahsidir. Esbâb-ı nüzûlda da nüzûl sebepleri üzerinde de hangi ayet hangi konu hangi sure hangi olayla bağlantılı inmiştir, Kur’ân’ı anlamak için bu bağlamda siyer bizim için çok çok önemlidir. Vahyi bütünü içerisinde anlayabilmek için vahyin siyakını sibakını yakalamak, vahyin bütününü idrak etme noktasında o esbab-ı nüzûl, hadislerde de sebeb-i vürûd hangi olay üzerine varid olmuştur, bunun üzerinde esbab-ı vürûduna da bakmak lazım. Bu bize neyi gösteriyor? Tüm bu İslâmî alanların aslında ortak bir mektep olduğunun bugünkü ihtisaslaşmanın dörtyüz yıl önce ümmetin fakihleri, muhaddisleri, müfessirleri tarafından mektepleştirildiğine herkes kendi alanında çok ciddi bir müktesebatla insanlığa hizmet ettiklerini ve İslam’ın doğru bir şekilde bu çalışmaların bu emeklerin büyük payı olduğunu bunu oturduğumuz yerde küçümsemek yok saymak ne İslam’a hizmettir ne de insanlığa katkıdır. Öncelikle bu disiplinin iyi bir şekilde kavramamız lazım ve nasıl istifade etmemiz gerektiği noktasında da bizim ciddi bir terbiyeden ciddi bir tezkiyeden geçmemiz lazım.

Geleneksel siyer kaynaklarında Kur’ân-ı Kerim yeterince kullanılmış mıdır? Kur’ân-ı Kerim'in Siyerin kaynağı olarak okunmasında nasıl bir yöntem izlenmelidir?

 

Aslında bir önceki sorunuzun cevabının son kısmında buna değindik.Belki siyerde Kur’ân-ı Kerim doğrudan çok kullanılmamıştır, ama tefsirde doğrudan siyer çok kullanılmıştır. İşte o esbab-ı nüzûl dediğimiz başlık altında…Mesela İbn Kesir tefsirini açın bakın. Siyerin çok önemli bir bölümü olduğu gibi yansıtılmıştır. Anlıyoruz ki o günkü bu işle iştigal eden alimler onu tefsir üst başlığı altında vermeyi daha uygun görmüşlerdir. Ama siyer kitaplarında tek bir başlık altında ele almamak lazım. Bu konuyu ayetlerle yoğun bir biçimde ele alanlar olduğu gibi, daha sade işin meğazi bölümünü ele almak isteyenlerde olmuştur. Ancak bunu yaparken hepsi şuna dikkat etmiştir:Usûl ve esas noktasında muhafaza etmeleri gerektikleri hassaslık noktasında uydurma rivayetlere karşı alabildiğine ciddiyet göstermişlerdir. Çünkü süreç içerisinde İslâm’ı bulandırma, İslâmî anlayışı düşünceyi yıkma noktasında siyeri kendileri için daha müdahaleye hazır olarak bu noktada yoğunlaşmıştır. Siyercilerimiz de bu anlamda o güne kadarki tarih geleneğinin dışında kendileri yeni bir format geliştirmişlerdir. O format üzerinde İsrailiyata karşı, hurafeye karşı, bid’atlere karşı ciddi bir ilmi direniş üzerinde bulunmuşlardır.Bunun sayesinde bakıyoruz ki Allah Rasûlü’nün gazvelerinden tutunuz özel hayatından, aile hayatından birçok inceliği sanki bugün bizimle oturuyor konuşuyor gibi hissediyoruz. Yani insan temel bir siyer kitabını okuduğu zaman Allah Rasulü ile aynı ortamdaymışcasına bir havaya giriyor, o kadar ki insan bundan etkileniyor. Elbette bu kadar titiz çalışmalar içerisinde olunsa da beşeri bir çaba çerçevesinde hata vardır, eksikler vardır. Sonradan işi bulandıranlar olmuştur. Kasıtlı olarak bunu yapanlar olduğu gibi beşeri zafiyetlerden dolayı bu tip hatalar olmuştur. Ama Müslümanların kendi içerisindeki eleştiri kültürü bunu en asgariye indirmiştir. Bu da Müslümanların ciddi bir avantajıdır. Eleştirideki o tahammülleri -işte biz buna münazara ilmi diyoruz-. Hakikati yakalama noktasında çok ciddi bir yol kat etmişlerdir. Yoksa birbirlerini ilzam ve itham etmek, birbirlerini reddetmek için değil. Sırasınca reddiyelerde yazmışlardır ama reddiyelerden daha çok haşiyeler yazmışlardır. Kapalı kısımları izah etme noktasında gayretler göstermişlerdir. Biz tabi bu konuda siyer okumalarımızda, hadis okumalarımızda, fıkıh okumalarımızda açıkça Kur’ân’a muhalif olan herşeye karşı zaten tavrımız ve tercihimiz bellidir, duracağımız yer bellidir. Ama burada özellikle zihinlerimiz üzerindeki popülerizmin etkisi, rasyonalizmin etkisini, sekülerizmin etkisini göz önünde bulundurarak içinde bulunduğumuz toplumun bize dayattığı bir takım kültürel etkilerden hareketle dünkü kaynakları okurken zorlanacağız. O zaman o kitapları gözden geçirmeden önce birazda algımızı gözden geçirmemiz gerekecektir. Bakış açımızı daha İslâmileştirmek,sahihleştirmek noktasında gayret göstermemiz elbette gerekecektir. Belki bir şey daha eklemek gerekirse siyerde, hadiste gelen bilgilerin Allah Rasulü’ne ulaştığı noktasındaki hassasiyetimiz, çalışmamız, gayretimiz izlediğimiz teknikler, tetkikler ne kadar önemli ise ondan ortaya çıkan sözlerin fiilerin, yaşam biçiminin bize kadar ulaşıp ulaşmadığını da ayrıca bir gündem olarak konuşmamız lazım. Gelen rü’yet gerçekten Allah Rasulü’ne ulaşıyor mu? Peki bize ne zaman ulaşacak? Bizim hayatımıza ne zaman girecek? Bu da Müslümanların üzerinde durmaları gereken önemli bir sorudur. Çünkü buna çok ihtiyacımız var. Teorik dünyamızda bilgi yığılması bazen de bilgi kirlenmesi var,bununla birlikte üstelik hayatımızda da ciddi bir bilgi kıtlığı içerisinde isek öncelikle bu kıtlığı ve yoksunluğu,yoksulluğu gidermemiz lazım. Siyerde, hadiste, fıkıhta önemli şahsiyetler bu konuda bize referanstır. Bizim için önemli bir adrestir.


Ramazan KAYAN