Hz. Peygamber’in (sas) Kur’ân-ı Kerîm’deki Yeri

Hz. Peygamber’in (sas) Kur’ân-ı Kerîm’deki Yeri

Kur’ân-ı Kerîm, üç ayrı düzlemdeki âyet ve sûrelerle Müslümanın imanla başlayan Hz. Peygamber'e olan ilgisinin gelişip kökleşmesini sağlamıştır:

Birincisi; Müslümanın Allah ile birlikte Resûlullah’a itaat etmesi (Âl-i İmrân 3/32; en-Nisâ 4/136), onu herkesten fazla sevmesi (el-Ahzâb 33/6) ve örnek alması (el-Ahzâb 33/21) gerektiği, âlemlere rahmet (el-Enbiyâ 21/107), ilâhî bir lutuf (Âl-i İmrân 3/164) olarak ve güzel ahlâk üzere (el-Kalem 68/4) gönderildiği, onun vahiy alan bir insan ve son peygamber olduğu (el-Ahzâb 33/40), ilâhî emir ve yasakları tebliğ edip fertleri ve toplumları arındırma ve onlara kitap ve hikmeti öğreterek son hak dini yaşayacak bir olgunluğa ulaştırmakla görevlendirildiği (Âl-i İmrân 3/164; el-Cum‘a 62/2-3), Allah’ın bildirmesi ve istemesi dışında gaybı bilemeyeceği ve mûcize gösteremeyeceği (el-En‘âm 6/109-110; Yûnus 10/20), “Öncekilerin ve sonrakilerin Efendisi” olduğunu ilan etmek üzere Yüce Allah’ın ona inanıp kendisine yardım etmeleri için diğer peygamberlerden mîsak almış olduğu (Âl-i İmrân 3/ 81), Allah’ın ve meleklerin kendisine salât eyledikleri ve müminlerin de ona salâtü selâm getirmeleri (el-Ahzâb 33/56) gibi görevinin mahiyetini açıklayan ve şahsiyetini öven âyetler ilk düzlemi oluşturur. Bu bağlamdaki âyetlerden bir başkasında Yüce Allah, dünyada olmadık bir iltifat-ı ilâhîsine Habibini mazhar kılmış bulunmaktadır: “Hani onlar bir keresinde: ‘Ey Allah! Eğer bu Kur’ân gerçekten Senin tarafından indirilmiş bir kelamsa, o zaman başımıza gökten taş yağdır, yahut bizi çok şiddetli bir azaba çarptır!’ diyerek meydan okumuşlardı. Ey Peygamber! Sen aralarında bulunduğun sürece Allah onlara bu şekilde bir ceza verecek değildir…” (el-Enfâl 8/32-33).

 

İkincisi; doğup büyüdüğü Mekke şehri, Kâbe, Kureyş kabilesi ve Câhiliye çağı Arap toplumunun dinî ve içtimaî durumu ve hayat telakkileri, çocukluğu, peygamber oluşu ve vahiy alışı, Mekke dönemindeki tebliğ faaliyetleri, Habeşistan’a ve Medine’ye hicret, muhacirler ve ensâr, hicret etmeyenler ve Mekke dönemi münafıkları, hicret sonrası faaliyetleri, Medine’deki Müslümanların genel durumu ve Resûl-i Ekrem’e bağlılıkları, Medine devri münafıkları, bedevîler ve Ehl-i Kitab ile münasebetleri, Mekkeli müşriklerle münasebetleri, Bedir, Uhud, Hendek gazveleri, Hudeybiye Antlaşması, Mekke’nin fethi, Huneyn ve Tebük savaşları gibi konulara yer veren ve onun hayat ve şahsiyetinin esaslarını anlatıp âdeta siyerin planını çizen yüzlerce âyet (bunlar için bk. Derveze, ‘Asrü’n-nebî; Sîretü’r-Resûl, II, 373-471; Özsoy - Güler, Konularına Göre Kur’ân, s. 565-689) ikinci düzlemi meydana getirir.

 

Üçüncüsü; Kur’ân’da onun Muhammed adı dört yerde (Âl-i İmrân 3/144; el-Ahzâb 33/40; Muhammed 47/2; el-Feth 48/29), Ahmed adı da bir yerde (es-Saf 61/6) zikredilirken birçok âyette “Ey peygamber!”, “Ey resûl!”, “Allah ve resûlü”, “bizim resulümüz”, “O’nun resûlü” ve “de ki” diye hitaba mazhar olmuş, “hayatın hakkı için...” (el-Hicr 15/72) denilerek bir başka iltifata lâyık görülmüş, ona “makam-ı mahmûd” (el-İsrâ 17/79) ihsan edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in 114 sûresinden kırkı (En‘âm, Enfâl, Tevbe [veya Berâe], İsrâ, Nûr, Rûm, Ahzâb, Muhammed, Feth, Necm, Mücâdile, Haşr, Mümtehine, Saf, Cum‘a, Münâfikun, Talâk, Tahrîm, Kalem, Müzzemmil, Abese, Târık, Fecr, Beled, Duhâ, İnşirâh, Alak, Kadr, Beyyine, Tekâsür, Hümeze, Fîl, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kâfirûn, Nasr, Leheb, Felak ve Nâs) adını, ya doğrudan doğruya Hz. Peygamber’i ya da onun çağdaşlarının tavırlarını ilgilendiren hususlara işaret eden veya telmihte bulunan bir kelimeden almıştır.

Sahâbenin siyer anlayışı

Resûl-i Ekrem’in Kur’ân-ı Kerîm’in muhtevasında çok geniş bir yer tuttuğunu gören sahâbe nesli onun hayat ve şahsiyetini tanıyıp bilmenin Kur’ân’ı ve İslâm’ı daha iyi anlamak ve öğrenmek için şart olduğunu idrak etmiştir. Bunun sonucunda onların siyer ve megazîye dair haber ve rivayetleri tefsir kitaplarına yansımış, siyer ve megazî müellifleri de ele aldıkları konuları ilgilendiren birçok âyete eserlerinde yer vermiştir. Siyer ve megazî ile Kur’ân’ın bu iç içeliğini en iyi anlayanlardan, Hz. Peygamber’in amcasının oğlu Abdullah b. Abbas çocukluğunda sahâbîlerin yanına giderek kendilerinden Resûlullah’ınmegazîsini ve bunlarla ilgili âyetleri öğrenmeye çalıştığını söylerken (İbnKesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, VIII, 298) bu ilim dalının doğup gelişmesinde ilk ve en önemli etkenin Kur’ân-ı Kerîm olduğunu vurgulamıştır.

Bazı araştırmacıların megazî haberlerinin eyyâmü’l-Arab’ın bir devamı ve gelişmiş bir şekli olduğunu ileri sürmeleri (meselâ bk. İA, X, 700) doğru bir yaklaşım değildir. Sahâbe nesli Hz. Peygamber’le ilgili yüzlerce âyeti onun ağzından yalnızca dinlemekle kalmamış, birçok büyük başarıyı onun önderliğinde ve müstesna şahsiyetinin dirayeti altında kendisiyle birlikte yaşamak şerefine nâil olmuştur. Resûlullah’ın şahsiyetine derin bağlılığın ve ilginin temel sâiki ilâhî ve Kur’ânî’dir. Esasen Kur’ân-ı Kerîm Müslümanlara ilimle uğraşma ve tedvin hareketini başlatma hususunda örnek olduğu gibi ilmin önemini bildiren âyetleriyle de müslümanları teşvik etmiş, onlar da Kur’ân’ın iyi anlaşılabilmesi için kıraat, tefsir, Arap dili ve edebiyatı, Resûlullah’ın daha iyi tanınması ve bilinmesi için de hadis ve siyer-megazî konularında tedvin faaliyetlerine başlamışlardır.

Sünnet-siret ilişkisi

Sahâbe neslinden itibaren Müslümanlar Resûl-i Ekrem’in hayatını ve şahsiyetini tanımak ve tanıtmak için gayret göstermişler, sünnetin tesbiti için yaptıkları hadis toplama çalışmalarının bir benzerini siyer ve megazî sahasında yaparak bu ilim dalının temellerini atmışlardır. Kaynaklarda sahâbîlerinResûlullah ile beraber oldukları dönemde siyer ve megazî sahasına duydukları ilgiyi gösteren çeşitli haberlere rastlanmaktadır. Meselâ sahâbîlerin Hz. Peygamber’den kendisinden bahsetmesini istedikleri, bunun üzerine onun, “Ben babam İbrâhim’in duasıyım …” diye başlayan meşhur cevabını vermiştir. (İbn İshak, Kitâbü’l-Mübtedeive’l-Meb’asive’l-Meğâzî, s. 28)

Bedir Gazvesi’nden hemen sonra sohbet ederlerken bu savaşta Allah’ın kendilerine yönelik lutuf ve ihsanından söz ettikleri kaydedilmektedir (İbnHişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, I, 661). Siyer ve megazîyi yakından ilgilendiren, Medine’de yazıya geçirilen ilk sözleşmenin (Medine Sözleşmesi) İslâmiyet’e davet mektuplarının, Hudeybiye Antlaşması gibi antlaşma metinlerinin, bazı şahıs ve kabilelere verilen iktâ ve ahidnâme gibi belgelerin birer örneğinin saklandığı; Medine Sözleşmesi ve Medine Haremi sınırlarını gösteren belge ile develerin zekât miktarına dair belgenin Resûl-i Ekrem’in kılıcında asılı durduğu, bunların vefatından sonra Hz. Ali’ye intikal ettiği bilinmektedir.

Hadis-siyer ilişkisi

Hadisler, Kur’ân ve tefsir kitaplarından sonra siyer ve megazî ile ilgili kaynakların ikincisini teşkil eder. Sahâbe neslinin hadislerin rivayet ve tesbitinde çok aktif rol oynadıkları, elli civarında sahâbînin bazı hadisleri sahîfelere yazmış olduğu da belirtilmektedir (bu sahâbîlerin isimleri için bk. M. Mustafa el-A‘zamî, s. 34-58). Sahâbîlerden Abdullah b. Amr b. Âs’ın yazdığı es-Sahîfetü’s-Sâdıka’da siyer ve megazîye dair hadislerin de yer aldığı, hatta kendisinin siyer ve megazîye dair bir risâlesinin bulunduğu, onun soyundan gelen Amr b. Şuayb’ın bunları naklettiği (a.g.e., s. 44; Urve b. Zübeyr b. Avvâm, s. 23-25), çocuk sahâbîlerdenSehl b. EbûHasme el-Ensârî’nin Hz. Peygamber’in hayatına dair bir sahîfesi olduğu, torunu Muhammed b. Yahyâ b. Sehl’in yanında bulunan bu metinden Vâkıdî’nin faydalandığı, hatta bu sahîfenin tamamını kendi kitabına aldığı zikredilmektedir (İbnSa‘d, et-Tabakât, I, 331, 332; Taberî, Târîhu’r-Rusül, I, 1757; Sezgin, GAS [Ar.], I/2, s. 21).

AshâbdanBerâ b. Âzib, Sa‘d b. Ubâde, Humeyd ve Alâ b. Hadramî’nin de megazîye dair sahîfeleri olduğu anlaşılmaktadır (a.g.e., I/2, s. 20-25; Fayda, Uluslararası Birinci İslâm Araştırmaları Sempozyumu, s. 360-361). Abdullah b. Abbas sahâbîlerden duyduğu hadisleri bizzat kendi yazmış, bazan kölelerini de bu maksatla çalıştırmış, bunları oluşturduğu ders halkalarıyla yeni nesle intikal ettirmiş, belli konular için günler tayin etmiş, bir günü tefsire, bir günü fıkha, bir günü megazîye ayırmıştır. Onun yazdıkları vefatından sonra kölesi ve talebesi Kureyb’e, ondan da siyer ve megazî sahasında ilk kitaplardan birini yazan Mûsâ b. Ukbe’ye intikal etmiştir (M. Mustafa el-A‘zamî, s. 41; M. Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtib, II, 316).

SahâbîBerâ b. Âzib de siyer ve megazîye dair birçok hadis rivayet etmiştir. Kendisinin bunları yazmış olduğuna dair kaynaklarda bir haber yer almamakla birlikte Buhârî bu hadislerin birçoğunu el-Câmi’u’s-Sahîh’ine almıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’in ilk muhatapları olan Araplar, kabile tarihlerine dair rivayetleri gece sohbetlerinde konuşma geleneğini Müslüman olduktan sonra da sürdürmüştür. Hz. Peygamber’in şahsiyeti ve Müslümanların başarıları, savaşlarla ilgili haberler, bunlara kimlerin iştirak ettiği bu sohbetlerin konuları arasında yer almıştır. Daha sonraları rivayet kabiliyeti olanlar bu konulardaki bilgilerini âyet ve hadislere ve ashâbın sözlerine istinaden birbirlerine anlatmıştır. Siyer ve megazî konularının şiirlerle süslenerek anlatılmasında bu geleneğin izleri bulunmaktadır. Siyer ve megazî bilgilerinin kıssacıların (kussâs) tâbiîn döneminde başladığı kesin olan cami ve özel toplantı yerlerindeki faaliyetleriyle hem yaygınlaştırıldığı hem de destanlaştırıldığı bilinmektedir (bk. “Kussâs”, DİA.).

Ortaya çıkan hukukî meselelerin çözümü, hicretin tarih ve takvim başlangıcı olması, divan teşkilâtının kuruluş aşamasında sahâbîlerin İslâmiyet’e girişlerinin, başta Bedir Gazvesi olmak üzere kimlerin hangi savaşlara katıldıklarının ve yaptıkları hizmetlerin bilinmesine ihtiyaç duyulması gibi hususlar siyere olan ilgiyi arttırmıştır. Diğer taraftan Hz. Osman’ın öldürülmesiyle başlayan siyasî ve dinî ihtilâflar, Müslümanların fethedilen yerlerdeki gayri müslimlerle beraber yaşamaya başlamaları ve onlarla çeşitli dinî konularda yaptıkları tartışmalar bu sahadaki çalışmaların devam etmesinde etkili olmuştur.

Kaynakça

el-Avvâm, Urve b. Zübeyr, MeğâzîResûlillâh(nşr. M. Mustafa el-A‘zamî), Riyad 1401/1981,

Cirit, Hasan, “Kussâs”, DİA, XVI, İstanbul 2002.

Derveze, İzzet, Asrü’n-nebî ve bi’etühûkable’l-bi’se, Beyrut 1384/1964.

Derveze, İzzet, Siretü’r-RasulMüktebisunmine’l-Kur’ân, I-II, Kahire 1948.

Fayda, Mustafa, “Siyer Sahasındaki İlk Telif Çalışmaları”, Uluslararası Birinci İslam Araştırmaları Sempozyumu, İzmir 1985.

Hinds, M., “MaghaziandSira in EarlyIslamicScholarship”, The Life of Muhammad (ed. U. Rubin), Aldershot 1998.

İbnHişâm, Ebû Muhammed Abdülmelik, es-Siyeru’n-Nebeviyye, thk. Mustafa Saka, Beyrut ty.

İbnKesîr, Ebü’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-nihâye, Beyrut 1974.

Kettânî, M. Abdülhay, Hz. Peygamber’in Yönetimi: et-Terâtîbu’l-idâriyye (trc. Ahmet Özel), İstanbul 2003.

Özsoy, Ömer - İlhami Güler, Konularına Göre Kur’ân, Ankara 1999.

Sezgin, Fuat, GAS [Ar.], I/2.

 

Taberî, EbûCa’fer Muhammed b. Cerîr, Târîhu’l-ümemve’l-mülûk (thk. Muhammed Ebü’l-Fazl İbrahim), Beyrut (1387/1967). Ayrıca ed. M. J. de Goeje, I-III, 1879-1881


Prof. Dr. Mustafa FAYDA