...Sıddık Bir Babanın, Sıddıkâ Kızı: Hz. Âişe

...Sıddık Bir Babanın, Sıddıkâ Kızı: Hz. Âişe

 


Aişe validemiz nübüvvetten önce miladi 604-605 yılları arasında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Doğum tarihi hakkında birbirinden faklı rivayetler bulunmaktadır. Efendimiz ile evlilik yaşını da göz önünde bulundurduğumuzda en isabetli görüş bu tarihler arasında dünyaya gelmiş olmasıdır. Babası Hz. Ebû Bekir es-Sıddık (ra) Teymoğulları kabilesinden, annesi Ümmü Ruman bt. Umeyr (r.anha) Kinane kabilesindendir. Babasının mensup olduğu Teymoğulları kabilesinin soyu Mürre b. Ka’b’da Hz. Peygamber’in (sas) soyu ile birleşmektedir. Nübüvvetin ilk yıllarında babası Hz. Ebû Bekir’in tebliğiyle çocuk yaşta İslam’la şereflenmiştir. Çocukluğu hakkında elimizde fazla bilgi bulunmamaktadır. Efendimiz’in (sas) sadık ve vefalı dostu Hz. Ebû Bekir’in himayesinde yetişmiş, İslami terbiyenin hakim olduğu bir evde büyümüştür. Babasına nispetle Sıddık’ın kızı Aişe es-sıddık, binti’s-Sıddık vasfı ile anılırdı.

Gençlik yıllarında, Efendimiz (sas) ile nişanlanmadan önce Mu’tim b. Adiyy’in oğlu Cubeyr ile nişanlanmıştır. İslam’ın genel çağrı ile yayılmaya başlandığı Mekke döneminde Müslümanlara karşı uygulanan boykot sebebiyle müşrikler, Müslümanlardan kız alıp vermemektedir. Mu’tim b. Adiyy de müşrik olduğu için Hz. Aişe ile oğlunu evlendirmekten vazgeçip nişan akdini bozmuştur. Bu olaydan sonra Efendimiz, Aişe validemiz ile nübüvvetin 11. yılında Mekke’de nişanlanmıştır. Nişan gerçekleştiğinde Aişe validemiz 15-16 yaşlarındadır. Efendimiz ile Aişe validemizin evliliği ise hicretin 2. yılı Şevval ayında Medine’de gerçekleşmiştir. Aişe validemizin evlilik yaşında da tıpkı doğum tarihinde olduğu gibi ihtilaflar bulunmaktadır. 6 yaşında nişanlanıp 9 yaşında evlendiğine dair rivayetler mevcuttur. Ama tarihi kaynaklar, o dönemin toplum yapısı ve günümüze ulaşan rivayetler ayrıntılı bir biçimde tahkik edildiğinde Aişe validemizin Efendimiz (sas) ile evlendiğinde yaşının 17-18 olduğu tespit edilmektedir.

Aişe annemiz Efendimizle evlendikten sonra müminler için çok üstün bir konuma ve haklı bir şöhrete ulaşmıştır. Peygamber hanımlarının müminlerin anneleri (ümmehâtü’n-mü’minîn) olduklarını bildiren ve Hz. Peygamber’den sonra başkalarının onlarla evlenmesini ebediyen yasaklayan Kur’an âyetleri[1] gereğince “ümmü’l-mü’minîn” diye anılmaya başlanmıştır.[2]

 

Efendimiz’in (sas) Sevgilisi

 

Aişe validemiz, Efendimiz’in (sas) dünyasında ayrı bir yere sahiptir. Kendisi Hatice validemizden sonra Efendimiz’in en sevdiği hanımıdır. Allah Resûlü ona seslenirken bile ismini sevgisini ifade eden kısaltmalar ile süslemiştir: ‘Aişe, Uveyş, Aiş’ gibi ‘Ayşem, Ayşecik’ manalarına gelen bazı kısaltmalar yaparak Arap dilindeki incelikler ile Aişe annemize iltifat etmiştir. Ona bir de ‘Hümeyram’ demektedir. Bu da beyaz tenli olduğundan utandığında yanakları kızardığı için söylenmiş bir sözdür. Efendimiz, Amr b. el-As’ın: “Ya Resûlullah! Hangi insanı en fazla seviyorsun?” sorusuna “Aişe” cevabını vermiştir. “Ben erkekleri kastettim.” deyince Allah Resûlü: “Onun babası” cevabını vermiştir.[3]

Bu sevgi Aişe annemizin dünyasında da misli ile karşılık bulur. Hücre-i Saâdet’in nazlı gelini olan Aişe validemiz, Efendimiz’e nazlanmaktan ve onu diğer hanımlarından kıskanmaktan geri durmamıştır.

 

Peygamber hanımları arasındaki özel yeri

 

Efendimiz’in diğer hanımları ile arasındaki farkı şu sözleri ile dile getirir: “Ben peygamber hanımlarından on özellikle üstün tutuldum.” Ona: “Ey Müminlerin Annesi! Bunlar nelerdir?” diye sorulduğunda O da şunları söyler: “İçlerinde benden başka bakire yoktu. Benden başka anne-babası muhacir olan yoktu. Allah Teala benim suçsuz olduğumu gökyüzünden bildirdi. Cibril, ipek kumaş üzerine işlenmiş suretimi gökten getirip ‘Onunla [Aişe] evlen! Muhakkak ki, o senin zevcendir.’ dedi. Ben ve Resûlullah (sas) aynı kaptan yıkandık ve bu benden başkasına nasip olmadı. Resûlullah (sas) namaz kılarken ben onun önünde uzanmıştım ve bunu benden başka hanımı yapmadı. O, benimle iken vahiy inerdi ve bu da benden başka hanımlarına nasip olmadı. Allah, onun ruhunu teslim alırken o benim kucağımda idi. Gece kalma sırası bende iken vefat etti ve benim evime defnedildi.”[4] diyerek Efendimiz’in dünyasındaki yerini gözler önüne sermiştir.

 

Vahyin tasdikine mazhar                 olmuş bir iffet

 

Allah Resûlü ile birlikte Uhud, Hendek savaşlarına, Hudeybiye anlaşması ve daha birçok gazvede bulunmuştur. Mekke’nin fethi olacağı zaman seferin ne tarafa olacağını herkesten gizleyen Efendimiz, Mekke’ye gidileceğini sadece Aişe annemize söylemiştir. Aişe validemizin katıldığı en önemli sefer ise hicretin 5. yılında gerçekleşen Benî Mustalik gazvesidir. Gazvenin dönüş yolunda şöyle bir hadise yaşanmıştır: Efendimiz sefere çıkarken Aişe annemizi de yanına almış, savaş sonrası Medine’ye dönüş yolunda ordunun konakladığı bir yerde Aişe annemiz devesinden inerek bir ihtiyacını karşılamak için ordugahtan uzaklaşmıştır. Dönerken boynundaki gerdanlığı düşürdüğünü fark ederek kayıp eşyasını aramaya çıktığı vakit, onun mahfede olduğu düşünülerek orduya hareket emri verilmiştir. Aişe annemiz konak yerine döndüğünde kimseyi bulamamış, kendisini almaya geleceklerini düşünerek orada beklemiştir. Ordunun artçısı olan Safvan b. Muattal (ra), Aişe annemizi devesine bindirerek orduya yetiştirmiştir. Bu olayın üzerine münafıkların reisi olan Abdullah b. Übey b. Selül, Aişe annemiz aleyhine iftira ve dedikoduya başlamış, bazı müslümanlarda bu iftira ve dedikodulara ortak olmuşlardır.

Bu durum hem Efendimiz’i hem de Aişe annemizi çok üzmüştür. Sefer sonrası bir ay kadar hastalanan Aişe annemiz bu iftirayı çok sonra tesadüf eseri öğrenmiş, Efendimiz’den izin alarak ailesinin evine gitmiş ve günlerce ağlayıp bu iftiradan dolayı ıstırap çekmiştir. Efendimiz’in de bu iftiraya inanma ihtimali annemizi daha çok üzmüştür. Sonunda Allah-u Teala onun temizliğini Nûr sûresinin 11-21. ayetlerinde anlatmış, yapılan dedikoduların bir iftira olduğunu, Ayşe annemizin iffetini muhafaza ettiğini, vahiy ile Efendimiz’e bildirmiştir.[5] Ayetlerde bu iftiraya sebep olan münafıklar için ağır ifadeler ve hak ettikleri cezalar zikredilmiştir.

Dikkati en çok celbeden ayet ise müminlere karşı yapılan ikazdır: “Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da: ‘Bu, apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?”[6] Rabbimiz bu ve devamı ayetlerinde müslüman bir hanımın iffetinin ne kadar değerli olduğuna dikkat çekmekle birlikte, bu konuda konuşan bir müminin öncelikli vazifesinin hüsn-ü zan olduğunu vurgulamıştır. Nitekim Aişe validemiz bu olayın yaşandığı süreç boyunca derin üzüntüler yaşamış ve işlemediği bir günahın sıkıntısını çekmiştir. Bütün bu yaşananlara rağmen Kur’ân-ı Kerim’de 11 ayetin inmesine vesile olan bu olayı kendisi için ömrünün sonuna kadar bir şeref kabul etmiştir.

 

Efendimiz’in (sas) Refik-i Ala yolculuğuna şahit olması

 

Aişe validemiz ile Allah Resûlü’nün evliliği 9 yıl sürmüştür. Efendimiz hicretin 11. yılı Safer ayının son haftasında (Mayıs 632) rahatsızlanınca diğer hanımlarından izin alarak Aişe validemizin evine gitmiş ve başı onun kucağında iken son nefesini vermiştir. Allah Resûlü vefatı yaklaştığında şu sözleri söylemiştir: “Ölüm bana kolay gelsin diye Allah bana cennette Aişe’yi gösterdi. Adeta onun avuçlarına bakıyor gibiydim.”[7] Efendimiz’e ölümü kolaylaştıran annemizdir Aişe annemiz. Onun sevgisi ve cennette onunla olacağını bilmek Efendimiz’in ölümden dolayı çektiği sıkıntıları hafifletmiştir. Allah Resûlü vefat ettiğinde Aişe validemiz de 26 yaşındadır. Efendimizden sonra peygamber hanımlarının tekrar evlililik yapmalarını yasaklayan ayete uyarak bir daha evlilik yapmamıştır. Cennette Allah Resûlü’nün hanımı olacağını bilerek sabırla ona kavuşacağı günü beklemiştir.

Aişe annemizin çocuğu olmamıştır. O da kendisini ilme adayan genç ve zeki bir hanım olarak hayatını sürdürmüştür. Allah Resûlü ile yaptığı kutlu evlililik, Efendimiz’in örnek hayatının en ince ayrıntısına kadar müminlere ulaşmasına vesile olmuştur. Aişe validemiz Allah Resûlü’nün her haline şahit olmuş ona en mahrem konularda bile sorular sormaktan çekinmemiştir. Efendimiz’den öğrendiği her şeyi hayatına tatbik etmiş ve bu bilgileri müminlere ulaştırmaktan geri durmamıştır. İlim kapsamına giren her alanda söz sahibi olmuştur. Allah Resûlün’den 2210 hadisin bize ulaşmasına vesile olmuştur. Efendimiz’den en çok hadis rivayet eden hanım sahâbîdir. Hadis rivayetinin yanında bir fakihe, bir müfessir, Arap dilinin bütün inceliklerine hakim, hoş sohbeti ile kendisini dinleyenlere tesir eden, bir hatiptir. Aişe annemizin ilme bu denli düşkün olması müminler için büyük bir rahmet olmuştur. Evi her daim müminlerin soru sorup ilmi konularda istişare edebilecekleri, Efendimiz’in hayatından izler bulabilecekleri bir ilim meclisi haline gelmiştir.

 

Ümmetin derdiyle muzdarip bir anne

 

Aişe validemiz hayatının ileriki safhalarında siyasi faaliyetlerde de bulunmuştur. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in halife olduğu dönemlerde ilgilenmediği siyaset ile Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde ortaya çıkan fitneler sebebiyle ilgilenmek zorunda kalmıştır. Hz. Osman döneminde alınan bazı kararlara ve uygulamalara müslümanlar arasında fitneye sebebiyet verdiği için karşı çıkmıştır. Hz. Ali döneminde ise ortaya çıkan fitneyi ve ihtilafları sonlandırmak için bir takım girişimlerde bulunulur. Ancak her şeye rağmen işin sonunda Hz. Ali’ye karşı karşıya gelmek durumunda kalmıştır. Maksadı sadece müslümanlar arasındaki fitne ateşini söndürmektir. Müslümanlar arasında ortaya çıkan bu ilk kardeş çatışmasında Hz. Aişe’nin bindiği deveden dolayı Cemel Vakası denmiştir. Bu savaşta müslümanların karşı karşıya gelmesi ve müslüman kanının dökülmüş olması Aişe validemizi çok üzmüştür. “Keşke bu olaylardan yaşanmadan önce ölseydim!” diyerek bu konu her açıldığında başörtüsü ıslanana kadar ağladığı rivayet edilir. Sebep fitneyi ortadan kaldırmak bile olsa neticede müslüman kanının dökülmesi Aişe validemizin pişman olması için yetmiştir. O günden sonra bir daha siyasi olaylara karışmamıştır. Sahâbîler, Allah Resûlü’nün buyruklarını en güzel şekilde yerine getiren ve onu en iyi tanıyan nesildir. Ama hatadan münezzeh değillerdir. Biz onların hataları üzerine konuşma hakkını kendimizde bulmuyoruz. Nice güzel örneklikleri varken ve hepsi hayata geçmeyi beklerken konuşulduğunda bize hiçbir fayda sağlamayacak meseleleri irdelemiyoruz. Allah hepsinden ebeden razı olsun.

Aişe validemiz İslam ile Efendimiz ile dolu dolu geçmiş bir hayatın sahibidir. İslam tarihinin en önemli hanımlarındandır. Müslüman hanımların dünyasında ilme olan düşkünlüğü, Efendimiz’e olan sevgisi ve itaati, ahlakı, edebi, iffeti gibi birçok güzel hasletiyle örnek teşkil etmektedir. Böyle bereketli bir hayatın sahibi olan annemiz Efendimiz’den sonra 48 yıl daha yaşayarak Hicri 58 yılında 74 yaşında Medine’de vefat etmiştir. Ölmeden önce gece defnedilmeyi ve mezara götürülürken meşaleler yakılmasını istemiştir. Sebebini soranlara bilmez misiniz? Gelinler düğüne meşaleler ile götürülür. Benimde öldüğüm gün Efendime kavuştuğum düğün günümdür, beni de meşaleler ile götürün demiştir. Tıpkı istediği gibi meşaleler yakılarak Baki Kabristanlığı’na götürülmüş ve diğer annelerimizin kabrinin bulunduğu bölüme defnedilmiştir. Allah kendisinden ebeden razı olsun. İsmi ile nasiplendiğimiz annemizin o bereketli ömründen bize de güzellikler lütfetsin.

 


[1]          Ahzâb 33/6, 53.

 

[2]          Fayda, Mustafa, “Aişe” DİA, II, 202.

 

[3]          İbn Sa’d, Tabakât, X, 67.

 

[4]          İbn Sa’d, Tabakât, X, 63.

 

[5]          Buhârî, Meğazi, 34; İbn Hişam, es-Sîre, III, 310,315.

 

[6]          Nûr 24/12.

 

[7]          İbn Sa’d, Tabakât, X, 65.

 


Ayşenur SÖĞÜT