Hz. Ömer’in Dilinden...

Hz. Ömer’in Dilinden...


Bu ümmetin en salih ve en bahtiyar olanları, şüphesiz Efendimiz’e (sas) arkadaş olma şerefine nail olan sahâbîlerdir. Onlar vahye muhatap olmuş, Efendimiz’in sohbetlerine katılmış, yeri gelmiş vahiyle övülmüş, yeri gelmiş uyarılmışlardır, ama onlar arkalarında aynısı yaşanılamayacak örneklikte hayatlar, fedakârlıklar bırakmışlardır. Onların yaktıkları sevda ateşi hâlâ yanmaktadır. Hâlâ Musab b. Umeyr, Yesrib’i fethetmektedir, Sancağı Esma taşımaktadır, Nesibe validemiz kılıç sallamaktadır ve Hattab’ın oğlu hâlâ bütün dünyaya adalet dağıtmaktadır. Yaptıklarının sonuçlarını sadece onlar almadılar. 1400 sene evvel yeryüzüne attıkları iman tohumunun meyvesini hâlâ yemekteyiz. Onlar attıkları her adım ile bize örnek oldular. Gerektiğinde ellerinde kalan tek şeyi canlarını da bu dava için gözlerini kırpmadan verdiler. Onlar bize sadece iyi yönleriyle değil hatalarıyla dahi örnek oldular. Yapmamamız gerekenleri de gösterdiler. İnsandılar, düştükleri de oldu, ama bize nasıl kalkılır onu gösterdiler. Bize tevbeyi öğrettiler. Peki, asırların en güzeli olan o saadet asrını onlara yaşatan, onlara bu fedakârlıkları yaptıran ne idi? Allah’a ve Resûlü’ne olan sevgileri idi. Ve onlar biliyorlardı ki marifetsiz muhabbet olmaz. Bunun içindir Sümeyra validemiz Efendimiz’in Mekke’deki on üç yıllık hayatını öğrenmek için Mekkeli muhacir hanımların evlerini gezmiş, onlara ev işlerinde yardım etmiş ve onlardan Resûlullah’ı dinlemiştir. Biz de biliriz ki onu tam anlamıyla sevebilmemiz için tanımamız gerekir. Bunun için de onu en iyi tanıyan en çok seven onun en yakını olanlara başvurmamız gerekir. Öyleyse gelin hep birlikte bugün Efendimiz’i solundan, celal sıfatından, Müslümanlığı fetih olan, yamalı hırkasıyla imparatorluklar çökerten, adaletiyle tarih yazan ümmetin Faruk’u Ömer b. Hattab’dan dinleyelim:

 

 

Efendimiz hızlı yürürdü.

 

Ömer (ra): “Ben Resûlullah’ın (sas) ayaklarını bastığını görmedim.” demiştir.[1]

 

Cevâmi’u’l-Kelimdi.

 

Açık ve anlaşılır konuşurdu.

Ömer b. Hattab (ra) bir gün Resûlüllah’a (sas):

-Ya Resûlüllah! Aramızdan çıkmadığın (bir tarafa gitmediğin) halde, niye sen bizim en fasihimizsin? diye sordu. Peygamber (sas):

-İsmail’in dili kaybolup gitti. Cebrail onu (tekrar) getirdi. Ben de onu belledim, cevabını verdi.[2]

 

Tevazu sahibi idi.

 

Kibir ve gururun zerresi bulunmazdı.

Hz. Ömer şunu anlattı: Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Hristiyanların İsa b. Meryem’i övdükleri gibi beni övmeyin. Ben sadece bir kulum. Siz, Allah’ın kulu ve Resûl’ü deyin.”[3] Ayrıca Hz. Ömer bir gün Efendimiz’e umre yapmak için izin istemeye gittiğinde olanları anlatıyor: “Peygamber aleyhisselamdan umre yapmak için izin istedim. Bana izin verdikten sonra: ‘Kardeşim, beni de duanda unutma!’ dedi. Bu benim için öyle bir sözdü ki bütün dünyaya değişmezdim onu.”[4] Bu örnekte Efendimiz’in (sas) ashâbına olan derin muhabbetini de görüyoruz.

 

Ashâbını daima kötü davranışlardan ve cahiliye adetlerinden sakındırırdı.

 

Ömer (ra) şöyle demiştir: Resûlullah’ın (sas) şöyle dediğini işittim: “Allah sizi atalarınız adına yemin içmekten nehyetmektedir.” Ömer (ra): “Allah’a yemin olsun ki bu sözü duyduğumdan beri onlar üzerine yemin etmedim” demiştir.[5]

 

Ashâbını tevekküle teşvik ederdi.

 

Ömer (ra) Resûlullah’tan şunları işitmiştir: “Şayet siz Allah’a hakkıyla tevekkül ederseniz sizi kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırır. Onlar ki sabahları aç çıkar, akşamları doymuş vaziyette dönerler.”[6]

 

Hediyeleşmeyi severdi.

 

Ömer (ra) anlatıyor: Resûlullah’la beraber bir seferdeydik. Ben iyi bir binek üzerindeydim. Beni, sefer esnasında topluluğun önüne geçiriyordu. Hz. Peygamber (sas) “ Onu bana sat” dedi. Ben de: “O, senindir ya Resûlullah!” dedim. Hz. Peygamber yine onu bana sat deyince ben de onu sattım. Hz. Peygamber onu alıp “ Ey Abdullah b. Ömer o senindir, dilediğini yapabilirsin” dedi.[7]

 

Öfkesi Allah içindi.

 

Allah Resûlu (sas) de diğer insanlar gibi öfkelenirdi, ama onun öfkesi muhteva bakımından diğer insanlardan farklı idi. Çünkü O (sas), kendi çıkarları ve nefsi için değil; Allah haklarından birinin veya Peygamberlik makamı gereği yahut da bir insanın hakkının ihlâli durumunda kızmaktadır. Hz. Ömer, Medine’deki Yahudi kabilesinden Kurayzaoğulları’na mensup bir Yahudi’den Tevrat bölümleri almış ve Resûlullah’a (sas) gelip arz etmek istemiştir. Bunu duyan Hz. Peygamber’in (sas) yüzünün rengi değişti. Hz. Ömer, O’nun kızdığını anlayınca “Allah’ı Rab; İslâm’ı din ve Muhammed’i Resûl olarak benimsedik.” diyerek O’nu tasdik etmeye çalıştı. Ardından Efendimiz şöyle buyurdu:

“Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki eğer Musa, aramızda olsaydı ve beni bırakıp ona uysaydınız, mutlaka dalalete düşerdiniz. Siz ümmetler içerisinde benim nasibimsiniz. Ben de peygamberler arasından sizin nasibinizim.”[8]

 

Efendimiz (sas) sözüne ve vaadine sadık, son derece vefalı idi.

 

Ebû Cendel, Kureyş müşrikleri tarafından geri alınırken, Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı ve “Yâ Resûlullah! Onu Kureyşlilere ne için geri veriyoruz? Dinimiz uğrunda bu hakareti ne diye kabul ediyoruz?” dedi.

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şöyle buyurdu:

“Biz bu iş hakkında onlarla anlaşma yapmış bulunuyoruz! Dinimizde ahde vefasızlık yoktur?”[9]

Hz. Ömer’in dilinden Efendimiz’i dinledik. Öyle birinin dilinden dinledik ki O, Allah Resûlü’nün de deyimiyle dilinin üzerinde meleğin dili olan, söyleyen değil söyletilendir.[10] Allah, hakkı O’nun dili ve kalbi üzere kılmıştır.[11] Lakin anlatılan öyle biri ki Hz. Ali’nin(ra) de dediği gibi “Biri O’nun (sas) üstünlük ve güzelliklerini anlatmaya çalışsa; Ben gerek O’ndan (sas) önce gerek O’ndan (sas) sonra O’nun (sas) gibi birisini görmedim, demek suretiyle aczi ve yetersizliğini itiraf etmek durumunda kalır.” [12]

Allah’ın salât ve selamı O’nun üzerine olsun.

 


[1]          Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, s. 388-389.

 

[2]          Irakî, Tahricu’l-İhya, II, 364; el-Hindî, Kenzu’l-Ummal, 35462

 

[3]          Buhârî, Sahih, IV/204, VIII/210; Müslim, Kader, 7; Abdurrezzak, Musannef, 19757, Beyhakî, Delailu’n-Nubuvve, V, 498; Ahmed b. Hanbel, Musned, I, 23, 24; Tirmizî, Şemail, 172.

 

[4]          Ebû Dâvûd, Vitr, 23.

 

[5]          Ahmed b. Hanbel, Müsned, 122.

 

[6]          Ahmed b. Hanbel, Müsned, 205.

 

[7]          Buhari, Buyu’, No: 2009.

 

[8]          Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 471; Dârimî, Mukaddime, 39.

 

[9]          Belâzürî, Ensabu’l-Eşraf, I, 22.

 

[10]         Buhârî, Fedailu’l-Ashab, ; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 23; Tirmizî, 3682.

 

[11]         Ebû Dâvûd, Harac ,17,

 

[12]         Tirmizî,3638.

 


Dilek TOPAKTAŞ