Mağaradaki Üç Adam

Mağaradaki Üç Adam

 

 

“Her insan istediğini yapmakta özgürdür, yalnız sonuçlarına katlanmak şartıyla” şeklinde çok anlamlı bir sözümüz vardır. Yapmış olduğumuz işler iyiyse iyilikle, kötüyse kötülükle bize dönüşü olacaktır. Bazen ise imtihan gereği yapmış olduğumuz iyiliğin karşılığı görünüşte kötülük gibi algılanabilen bir şekilde olabilir. Bunun aslının bir iyilik ve hayır olduğunu insan, ancak zaman ile anlayabilmektedir. Bazı iyiliklerin karşılığı da ahirette olabilmektedir. Şurası muhakkaktır ki adaletinde en ufak bir noksan olmayan Rabb’imiz (cc) kesinlikle yaptığımızın karşılığını bizlere verecektir.

Bu yazımızda Efendimiz’in (sas) içerisinden mesajlar alalım diye anlatmış olduğu geçmiş ümmetlerin kıssalarından birini ele alacağız. Bu rivayette yapmış oldukları iyiliğin karşılığını daha bu dünyada iken almış olan üç kişinin kıssasını anlamaya çalışacağız. Rivayeti bizlere aktaran sahâbî, Allah Resûlü’nü (sas) adım adım takip eden, O (sas) ne yapmış ise aynısını yapmaya çalışan Hz. Ömer’in (ra) oğlu Abdullah’tır.[1] Bu kısa girizgahtan sonra kıssamıza giriş yapabiliriz:

Resûlullah Efendimiz (sas) buyurdular ki: “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:

-Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz, dediler.

İçlerinden biri söze başlayarak:

-Allah’ım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlara yemeklerini yedirmeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak sökene kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.

Rabbim! Şayet ben bunu senin rızanı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al, diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.

Bir diğeri söze başladı:

-Allah’ım! Amcamın kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum.) Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivayete göre: Cinsel ilişkiye gireceğim zaman) dedi ki: “Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme!” En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım.

Allah’ım! Eğer bu işi senin rızanı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı kaldır, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.

Üçüncü adam da:

-Allah’ım! Vaktiyle birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet oluştu. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana:

-Ey Allah’ın kulu! Ücretimi ver, dedi. Ben de ona:

-Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden meydana geldi, dedim. Adamcağız:

-Ey Allah’ın kulu! Benimle alay etme, deyince, seninle alay etmiyorum, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.

Rabbim! Eğer bu işi sırf senin hoşnutluğunu kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler.”[2]  

Efendimiz’in (sas) yaşam tarzının nasıl tatbik edileceğini hayatıyla ve bu şekilde aktardıkları rivayetler ile bizlere aktaran Abdullah b. Ömer’den (ra) Allah razı olsun.

Yollarını yolumuz eylesin inşallah... 

Son olarak kıssadan hisse kabilinden bu nokta şu hususları sizlerle paylaşmak isteriz:

• Musibetler, her zaman bir cezalandırma veyahut bir yakınma, hayıflanma anları değil, bilakis samimi duaların vakti saatini hatırlatan önemli işaretler olabilir.

• İşin başında olumsuz görünen bir takım hadiselerin (bir mağarada sıkışıp kalmak gibi), neticesinde farklı bir takım güzellikler ile (kabul edilmiş bir duaya vesile olması gibi) sonuçlanabilir.

• Sorunların çözümünde bireysel çabanın meselenin bir kısmını (kayanın biraz oynaması gibi) halledebilse de, tam anlamıyla sonuca ulaşmak için (mağaranın ağzının tamamen açılması gibi) toplumsal bir çabanın olması kaçınılmazdır.

• Anne-Babaya itaat  ve şefkat etmenin, haram fiillerden kaçınmanın, kul hakkına tam anlamıyla riayet etmek gibi bir takım hayırlı amellerin Allah katındaki değerinden ötürü bunların Ahiretteki manevi/sevab karşılıkları yanı sıra dünyada da bir takım olumlu somut/maddi dönüşlerini olmaktadır.

• Hayırlı, faydalı ve iyi olarak bildiğimiz bir takım iş ve davranışları dualarımızda vesile olarak zikretmemizde herhangi bir sakınca yoktur.

 


[1]          Detaylı bilgi için bkz. Kandemir, M. Yaşar, “Abdullah b. Ömer b. Hattab”, DİA, I, 127.

 

[2]          Buhari, İcâre 12, Buyu’ 98, Hars ve’l müzârea 13, Enbiyâ 53, Edeb 5; Müslim, Zikir 100.

 


Nuri SARDOĞU