Ahlâk ve Hayâ Timsali Hz. Osman

Ahlâk ve Hayâ Timsali Hz. Osman

Hz. Osman (ra) Miladi 577 yılında Tâif’te, nübüvvetten otuz üç yıl önce dünyaya gözlerini açtı. Babası Affân b. Ebü’lÂs, annesi ErvâbintKüreyz, Resûlullah’ın (sas) halası Ümmü Hakîm BeyzâbintAbdülmuttalib’in kızıdır. Künyesi İslam’dan evvel EbûAmr, İslam ile birlikte Ebû Abdullah, lakabı ise “Zinnûreyn/İki nur sahibi”dir. Ümeyyeoğulları’namensub olan Hz. Osman (ra) nübüvvetin daha ilk günlerinde İslâm’a girmiştir. Resûlullah (sas) ile Bedir hariç tüm gazve ve birçok seriyyeye katılmıştır. Efendimiz (sas) ile Medine’ye hicret edince Nebi (sas) onu Hassan b. Sâbit’in kardeşi Evs b. Sâbit ile kardeş kılmıştı. Hz. Ömer’in (ra) şehadetinin ardından on iki yıl halifelik görevini yerine getirmiştir. Birden çok evlilik yapan Hz. Osman’ın (ra) bu evliliklerinden on altı çocuğu olmuştur. Allah Resûlü’nden bize 146 hadis rivayet etmiştir. İffet ve haya abidesi olan Hz. Osman (ra), Miladî 17 Haziran 656/Hicrî 18 Zilhicce 35’te Medine’de şehit edilmiştir. Kabri, birçok sahâbenin de yer aldığı Baki Kabristanlığı’nda yer alır.[1]

İSLAM’IN PERDESİ AÇILIYOR

Mekke’de İslam güneşi doğmuştu. Kimileri o güneşi evlerinin içine davet etmiş, kimileri de inatla perdelerini kapatıyorlardı. Benî Ümeyye’den o perdeyi ilk açan Osman b. Affân oldu.[2] Nicelerini İslam’a taşıyan Hz. Ebû Bekir (ra), Osman’daki temiz fıtratı da bildiği için onu da İslam’a davet etmiş, Osman b. Affân da Hz. Ebû Bekir’i şaşırtmamış ve İslam’ı kabul etmişti. Mekke cahiliyyesinde ağzına içki koymamış, İslam gelince Allah’ın haramdediklerini o cehalet çağında haram bilmiş, genç yaşta babasını kaybettiği için ticaretin başına geçmiş ve dürüst bir tüccar olarak yetişmişti. Mekke’nin saygı duyulan bir beyefendisi idi O. İslam’ı kabul ettiğini öğrenen amcası Hakem b. Ebü’l-Âs onu eve hapsetmiş ve işkenceler yapmaya başlamıştı. Hz. Osman (ra) ise onun bu işkencelerine rağmen İslam’dan vazgeçmiyordu. Annesi de Osman’ın (ra) İslam’a girmesinden memnun olmamıştı elbette. Hakikat için Hz. Osman anadan, yardan, serden geçilmeyi iyi anlamıştı. Onun İslam’a sımsıkı bağlandığını anlayan ailesi serbest bırakmak zorunda kaldılar.

İKİ NUR SAHİBİ

Hz. Peygamber (sas), insanları İslam’a davet etmeye başlayınca onun en yakınındakiler buna karşı çıktılar. Amcası EbûLeheb, O’na (sas) şiddetle karşı çıkanlar arasındaydı. İslamiyet gelmeden önce iki oğlunu Hz. Peygamber’in (sas) kızları Rukıyye ve Ümmü Gülsüm ile üstün ahlaka sahip oldukları için nişanlamıştı. Ama Allah Resûlü’nün (sas) getirdiği kutlu mesajlar onun hoşuna gitmemiş bununla da yetinmeyerek Hz. Peygamber’in (sas) kızlarını oğullarına almamıştır. Bu hadise hücre-i saadette hüzün yelleri estirmeye başlamıştı. Hz. Hatice (r.anha) ile ne yapacaklarını düşünen Allah Resûlü’nün (sas) kapısını haya abidesi Osman (ra) çaldı. Yaşı otuzu geçmiş olmasına rağmen henüz evlenmeyen Hz. Osman (ra), Rukıyye validemiz ile evlenerek Peygamber evine damat oldu. Bu evlilik Osman’ın (ra) kabilesi Benî Ümeyye’yi çok şiddetli bi şekilde kızdırmıştı. Artık Müslümanların çile günleri başlıyordu. Mekke’de durmak imkansız bir hâl almaya başlayınca Peygamber Efendimiz (sas), Hz. Osman’ın önderliğinde küçük bir kafileyi Habeşistan’a hicret için yola çıkardı.[3] Hz. Osman’ın yanında hanımı Rukiyye validemiz de vardı. Bu tabloyu gören Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Selam olsun Osman’a ve ailesine! Vallahi onlar Lût’tan sonra iman adına hicret eden bir iman ailesidir.”[4] Habeşistan’da bir müddet kaldıktan sonra tekrar Mekke’ye döndüler ve oradan da Medine’ye hicret ettiler. Takvimler Bedir gününü gösterdiğinde Rukıyye validemiz şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Ashab hazırlanmış ve bu Büyük cihad için nefesler tutulmuştu. Hz. Osman da bu sefere katılmak istedi ise de Peygamber Efendimiz (sas) onun hanımı ile ilgilenmesini istedi. Bedir’in zafer haberi Medine’ye ulaştığı gün Rukıyye validemiz vefat etmişti. Onun vefat etmesinin ardından Hz. Peygamber (sas), Osman’a (ra) bir diğer sevgili kızı Ümmü Gülsüm validemizi verecekti. Bu evlilikle beraber Hz. Osman artık Zinnûreynolarak anılacaktı. Peygamber’in (sas) iki göz nuru ile evlendiği için ona iki nur sahibi denildi. Ama kader Hz. Osman’a hicretin 9. yılında Ümmü Gülsüm validemizin vefatını da yaşattı. Ümmü Gülsüm validemiz vefat edince Efendimiz (sas) Hz. Osman’ı onurlandırma adına şöyle buyurdu: “Eğer bir kızım daha olsaydı onu da Osman ile evlendirirdim.”[5]

KARŞILIĞI CENNET OLAN BİR KUYU

Yesrib’e hicret eden ashâb orayı Medine yapmak için tüm gayretlerini sarf ediyorlardı. Medine’de azınlıkta da olsa Yahudilerin tahakkümü vardı. Hz. Peygamber (sas) ve ashâb kısa zamanda bir çok alanda Yahudilerin otoritesini kırmıştı.

Medine hicret edildiğinde aşılması gereken ilk problemlerden biri su sıkıntısı idi. Bunu bilen Peygamber Efendimiz (sas), Mescid-i Nebevî’de şöyle açık bir çağrıda bulundu: “Kim cennet karşılığında Rûme kuyusunu satın alır.”[6] Akıllı bir tüccar olan Hz. Osman sessizce mescidden çıktı ve Rûme kuyusunun sahibi olan Yahudi ile pazarlık etmeye başladı. Yahudi çok yüksek rakam isteyince Hz. Osman kuyuyu daha az bir fiyatla bir gün kendisi diğer gün Yahudi’nin kullanması karşılığında kiraladı.

Mescide gelip bunun haberini sevinçle verdi. Şöyle de bir anlaşma yaptı: Müslümanlar sıra Osman’da (ra) iken kuyuya gidilecek, Yahudi’de iken kimse gitmeyecekti. Kuyu sırasının Hz. Osman’da olduğu gün Müslümanlar sıraya giriyor ve ellerindeki kapları dolduruyorlardı.

Mütevazı ve adaleti anlamış bir insan olan Hz. Osman kuyunun sahibi olmasına rağmen o da sıraya giriyor ve elindeki su kaplarını doldurup oradan ayrılıyordu.[7]

Günler böyle geçerken Yahudi durumu farketmiş ama iş işten geçmişti. Kuyunun diğer hissesini de Hz. Osman’ın istediği miktardan ona vermiş ve böylece kuyu tamamen Hz. Osman’ın ticari zekası ile Müslümanların olmuştu. Rûme kuyusuna karşılık Cennet….

KÂBE’YE BAKMAYAN GÖZLER!

Zaman geçiyor ama hem Allah Resûlü (sas) hem de ashab Mekke özlemi ile yanıyordu. Hicretin altıncı yılı geldiğinde kutlu haberi Efendimiz (sas) ashabına haber veriyordu; umre için hazırlıklar yapılsın! Ashab bu haberle bayram yaşıyordu âdeta. Umre maksadı ile yola çıkıldığı için yanlarında birkaç küçük kılıç dışında techizat bulunmuyordu. Umre yolcuları Hudeybiye’ye geldiğinde Mekke müşrikleri onların girmesine izin vermeyeceklerini söylediler. Mekke’ye girmek için çok az bir mesafeden geri dönmek isteyen bir insan çıkmazdı o kutlu neferden. Sadece umre için geldiklerini söyleseler de buna izin vermediler.

Anlaşma yapılması için Resûlullah (sas), Hz. Osman’ı Mekke’ye gönderdi. Hz. Osman oradan ayrılınca sahâbîlerden birisi iç çekerek: “Ne mutlu Osman’a ki bizden önce Kâbe’ye kavuşacak, bizden önce tavaf edecek!” dedi. Bu sözü duyan Allah Resûlü (sas) o kişiye dönerek şöyle buyurdu: “Eğer Osman benim tanıdığım Osman ise, ben Kâbe’yi ziyaret etmeden o asla ziyaret etmeyecektir.”[8] Allah Resûlü’nün (sas) tanıdığı Osman (ra) elbette Kâbe’yi ondan önce tavaf etmeyecekti.

Hz. Osman, EbûSüfyân ile konuşmaya başlamıştı. EbûSüfyân Medine ehline umre için izin vermeyeceklerini kesin bir şekilde ifade etti; ama kendisine izin vereceklerini söyledi. Hz. Osman onun bu sözüne kızarak şöyle söyledi: “Vallahi Ey EbûSüfyân! Allah Resûlü (sas) ve Müslümanlar gelip Kâbe’yi ziyaret edene kadar ben asla Kâbe’yi ziyaret etmeyecek, bu gözlerle Kâbe’ye bakmayacağım.”[9] Bu dediğini de yapıyor ve yönünü hep Kâbe’nintam tersine çeviriyordu. Allah Resûlü’nün mübarek gözleri bakmıyorsa Kâbe’ye onun gözleri de hak etmiyordu oraya bakmayı.

 

EN HAYIRLI EL!

Hz. Osman’ın uzun süre ashâbın yanına dönmeyince onun öldürüldüğü şeklinde bir haber yayılmıştı. Hz. Peygamber (sas) üzerlerinde bir tek kılıç bulunmasına rağmen Hz. Osman’ın kanının bedelini sormak için harekete geçti ve o gün sayıları 1400 olan sahabe efendilerimizin her birinden Semûre ağacının altında biat aldı. Herkes biat edince Allah Resûlü (sas) sağ elini öne uzatacak sonra sol elini de havaya kaldıracak: “İşte bu benim elim, bu da Osman’ın eli! Şahit olun ki ben de Osman adına biat ediyorum.”[10] Ne güzel bir tablo! Allah’ın Resûlü (sas) mübarek eliyle Osman’ın biatını yapıyordu. Bu tabloyu gıpta ile izleyen sahabe efendilerimizden bazıları şöyle diyecekti: “Keşke öldürülen biz olsaydık da Resûlullah bizim adımıza biat etseydi!”[11] Şehadete bir de bu açıdan bakıyorlardı. Ayrıca daha sonraları Abdullah b. Ömer (ra) de bu hadise için şöyle diyecekti: “Resûlullah’ın (sas) Osman için uzattığı eli, Osman’ın kendisi için uzattığı elinden daha hayırlı idi.”[12] En hayırlı, en mübarek el…

OSMAN’IN (ra) ORDUSU

İnfak kavramı anıldığında da Hz. Osman anılmış olur. Bunu Tebûk seferinde görmekteyiz. Allah Resûlü (sas), Mescid-i Nebevî’deTebûk seferi için orduya infak yapılmasını arzu ediyor. Nebiyi Zîşânsahâbîlerine yönelerek şu çağrıyı yapıyor: “Kim cennet karşılığında zorluk ordusunu donatır.”[13] O’nun (sas) bu muhteşem çağrısını her defasında Hz. Osman geri çevirmiyor ve zorluk ordusunun üçte birini donatıyor. O andan itibaren Ceyşu’l-Usra/Zorluk ordusu, Ceyş-ü Osmân/Osman’ın ordusu ismini alıyor. Allah Resûlü (sas) o gün Osman (ra) için şu duayı yapıyor: “Allah’ım Osman’ın günahlarını bağışla! Allah’ım Osman’ın yaptığı ve yapacağı tüm hataları affet! Osman’a bundan sonra yaptıklarından dolayı bir sorumluluk yoktur.”[14] Öyle bir infak ki geçmişi silmiş, geleceği de bağışlatmış!

İNFAKA DOYMAYAN BİR TÜCCAR

Hz. Osman, Allah Resûlü’nün bu taltiflerine mazhar olmuş ama yine de yerinde duramamıştır. Hz. Ebû Bekir’in hilafet yıllarında Medine’de kıtlık yaşanıyordu. İnsanlar yiyecek bulmakta zorlanıyorlardı. O günlerde Medine’ye Hz. Osman’a ait bin deve üzerinde buğday, kurum üzüm ve zeytinyağı bulunan bir kervan gelmişti. Bu haberi alan tüccarlar Hz. Osman’ın kapısını çaldılar. Hz. Osman’a önce bu kervan için yüzde on teklif ettiler. O ise “Daha fazla veren var.” dedi. Bunun üzerine tüccarlar art arda fiyatı artırdılar. Ama her defasında Osman (ra) bu oranlardan daha fazla veren birisinin olduğunu söyleyince tüccarlar Hz. Osman’ın pazarlığı kızıştırmak için böyle yaptığını şikayet etmek için halife Hz. Ebû Bekir’e gittiler. Hz. Ebû Bekir, Osman’ın (ra) böyle bir şey yapmayacağını biliyordu ama yine de onu dinlemek için yanına çağırdı. Hz. Ebû Bekir’in yanına gelen Hz. Osman’a halife kervana kimin daha fazla verdiğini sorunca Hz. Osman o muazzam cevabı verdi: “Hepsinden fazla Allah veriyor! Bin deve üzerindekiler Allah için Medine halkınındır.”[15] Tebûk’te yaptığı büyük infakın üzerinden iki yıl geçmeden bir büyük infak daha yapıyordu Hz. Osman (ra). Bire yedi yüz veren Allah, Osman’a (ra) da kat kat veriyordu.

MELEKLER DE HAYÂ EDER

İffet ve haya demek Hz. Osman demekti. Hem cahiliyyede hem de İslam’da –ki İslam’da ziyadesiyle- Hz. Osman temiz fıtratını, hayasını, iffetini muhafaza etmişti. Onun sadece iffetini anlatmak istesek sayfalar yetmez. Ama özellikle bir örnek var ki Peygamber’in (sas) tasdiki ile onun iffetini nazarlarımıza vermektedir. Hz. Aişe (ranha) validemiz bize aktarıyor: “Bir gün Resûlullah, üzerine bir örtü çekmiş olduğu hâlde istirahat ediyordu. O sırada babam Hz. Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah (sas) tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Hz. Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Hz. Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Resûlullah hemen doğruldu, toparlandı. Bunun üzerine ben merak ettim ve sordum: “Ey Allah’ın Resûlü! Ebû Bekir ve Ömer için toparlanmadığınız hâlde, neden Osman gelince hâlinizi değiştirdiniz?” Allah Resûlü (sas) şöyle cevap verdi: “Çünkü Osman çok hayâlı birisidir. Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?!”[16] Öyle bir iffet sahibi ki melekler bile ondan hayâ ediyor…

HİLAFET YILLARI VE ŞEHADETİ

Hz. Ömer’in şehadetinden sonra onunvefat etmeden önce belirlediği şûradan Hz. Osman’ın halife olması kararı çıktı. İslam ümmetinin üçüncü raşit halifesi Hz. Osman oldu. Şehadetle nihayete erecek on iki yıllık büyük sorumluluk Hz. Osman’ın omuzlarına yüklenmişti. Onun dilinde hep şu cümle vardı: “Kan dökülmeden önce öldürülmem, kan döküldükten sonra öldürülmemden bana daha sevimlidir.[17] Bu ancak nahif ve nazik bir insanın söyleyebileceği bir sözdür. Hilafeti yıllarında birbirinden başarılı fetihlere imza atmıştı. İlk altı yılı sükûnet ile geçen halifeliğini kara bulutlar ikinci altı yılda sarmaya başladı. Âsiler fitne kapılarını Hz. Osman devrinde kırmaya and içmişlerdi sanki! Fitneyi körükleyenler Peygamber’in (sas) damadı, ashabın infak kahramanı, iffet abidesi bu insanın Medine’de evini muhasara altına aldılar. Hz. Ali ve bazı sahâbîler buna karşı koymaya çalışsalar da başarılı olamadılar. Hz. Osman Mushaf başında iken kapısı kırıldı ve şehit edildi.[18] Onun mübarek kanının düştüğü ayetlerde Yüce Allah şöyle buyuruyordu: “…Onlara karşı Allah sana yeter…”[19] Hz. Osman, Rabbi’ne kavuştu…

PEYGAMBER’İN (sas) ARKADAŞI

Aşere-i Mübeşşere’den olan Hz. Osman için sözlerin en güzeli ve sevimlisi belki de Allah Resûlü’nün şu sözleri idi: “Her peygamberin cennette bir arkadaşı vardır. Benim cennetteki arkadaşım ise Osman’dır.” [20] Allah Resûlü’ne (sas) cennette refîk olmak ne güzel şey! Selamların en güzeli o güzel refîke olsun…

[1] Detaylı bilgiler için bkz. Yiğit, İsmail, “Osman”, DİA, XXXIII, s. 438-443.

[2] İbnSa’d, Tabakât, III, 58.

[3] İbnHişâm, es-Sîre, I, 344.

[4] Beyhakî, Delâil, II, 297; İbnKesîr, el-Bidâye, III, 66.

[5] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, III, 378.

[6] Buhârî, Vesâyâ, 33; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 75.

[7] Buhârî, Müsâkât, 1.

[8] İbnHişam, es-Sîre, III, 321-324; Vâkıdî, Kitâbu’l-Meğâzî, II, 571-573; Beyhakî, Delâil, IV, 90-92.

[9] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 324.

[10] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 120.

[11] Vâkıdî, Kitâbu’l-Meğâzî, II, 605.

[12] İbnAbdilberr, el-İstiab, III, 158.

[13] Buhârî, Vesâyâ, 33; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 75.

[14] Tirmizî, Kitâbu’l-Menâkıb, 18.

[15] İbnKudâme, er-Rikkâve’l-Bükâ, s.190.

[16] Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 36.

[17] el-Meydânî, Mecmau’l-Emsâl, II, 534.

[18] Detaylı bilgiler için bkz. Fayda, Mustafa, Hulefâ-yıRâşidîn Devri -Dört Halife Dönemi-, s. 350-358.

[19] Bakara 2/137.

[20] Tirmizî, Menâkıb, 60.


Kürşat ASLAN