Prof. Dr. Zekeriya Güler’le İslam’ı anlamada Hadis ve Siyer’in önemi

Prof. Dr. Zekeriya Güler’le İslam’ı anlamada Hadis ve Siyer’in önemi

 

Hadis çalışmaları ile tanıdığımız 29 Mayıs Uluslararası İslam ve Din Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof Dr. Zekeriya Güler hocamızla hadis-siyer ilişkisinin İslam’ı doğru anlama noktasındaki önemi ve yeri hakkında konuştuk. Özellikle siyer ve hadis ikilisinin Kur’an’ı doğru anlamadaki konumu ve sahih bir İslam geleneğinin oluşmasındaki önemli tesirleri hususunda ufuk açıcı bilgiler verdi.

İslamî ilimlerin kaynağı esas itibariyle Kur’ân ve Sünnet olduğundan birbirleri ile yakın ilişki içindedirler. Buradan hareketle Siyer ilminin diğer ilimlere katkısını merak ediyoruz.

Bismillâhirrahmânirrahîm. Tefsir, hadis, siyer, fıkıh, kelam ve tasavvuf gibi ilimlerin temel kaynağı Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in sünnetidir. Edille-i şer’iyye sıralamasında sünnetin konumu bellidir: Kitap, sünnet, icma ve kıyas (ictihad). Vahiy-sünnet ilişkisinde Kur’ân’ın, sünneti belirleyen temel unsur olduğu açıktır.

Peygamber Efendimiz’in (sas) hayatı ve onun hayatını konu edinen ilim dalı olarak siyer, İslam’ın doğru anlaşılmasında çok önemli bir yere sahiptir. “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık” (Bakara, 2/143) âyetinin yüklediği görev ve sorumluluk gereği, doğru bir Peygamber tasavvuru son derece önem arz eder. Şüphesiz, doğru Peygamber tasavvuru Kur’ân, hadis ve siyer tetkikleri sayesinde oluşur. Bu tasavvurun şekillenmemesi durumunda ise ifrat ve tefritlerden korunarak orta yolun yolcusu olmak ve fazilete erişmek hiç de kolay değildir. Basralı muhaddis bir tâbiî olan EbûNadre diyor ki. “Rasûlullah’ınashâbı toplanıp bir araya geldikleri zaman ilim yani hadis, sünnet ve siyer müzakere ederler ve Kur’ân’dan bir sûre okurlardı.”

Halife Ömer b. Abdülazîz’in hadislerin tedvini ile görevlendirdiği İbnŞihâb ez-Zührî, hadis ve siyer-megâzî ilminde ortak bir kaynaktır. O, gece-gündüz kendisini hadisleri toplama işine vakfetmiş, hatta bir gün zevcesinin, “Vallahi bu kitaplar, bana üç kumadan daha ağır geliyor!” diye sitemine maruz kalmıştı. Keza ilk siyer ve tarih müelliflerinden biri olan İbnİshâk. O da sika bir ravidir. Ahmed b. Hanbel ve Kütüb-i Sitte müellifi muhaddislerin, İbnİshâk’tan hadis rivayet ettiklerini görüyoruz.

Fıkhü’l-hadis Esasen, megâzî, melâhim ve tefsir bahisleri, en mufassal hadis koleksiyonları sayılan Câmi‘ler’de yer alır. Câmi‘ler (Sahîhler), bütün dini konularla alakalı hadisleri içine alan ve iman, ahkâm, rikâk, zühd ve takvâ, et‘ime, eşribe ve âdâb, tefsir, tarih, siyer ve cihad, menâkıb, mesâlib, fiten ve melâhim olmak üzere sekiz ana bölümden teşekkül eder.

Hadislerin doğru anlaşılmasını konu alan fıkhü’l-hadîs (dirâyetü’l-hadîs) ilminin başlıca kaynakları Kur’ân, sünnet, siyer ve fıkıh ilmidir. Çünkü Peygamber Efendimiz’insîreti, yani kişiliği ve yaşayışı sünneti açıklar, sünnet de Kur’ân’ı açıklar. İmâm-ı ÂzamEbûHanîfe’nin şu sözü bu açıdan anlamlıdır: “Eğer sünnet olmasaydı, hiçbirimiz Kur’ân’ı anlamazdık!” Hadislerin anlaşılmasında etkili olan siyer ilmi, işte bu yüzden dikkate alınmalıdır.

Kur’ân tefsiri, hadis ve siyer ilişkileri konusunda bir örnek verebilir miyiz?

Mesela Haşrsûresinde geçen “haşr” kelimesinin, kıyamet gününde mahşerdeki toplanma ile ilgili olmayıp Benî Nadîr adlı Yahudi kabilesinin Medine’deki yurtlarından çıkarılıp sürgüne gönderilmesiyle ilgili olması durumu. “Lievveli’l-haşr” âyetinin tefsirinde bu açıklamayı görebiliyoruz.

Bir misal de şudur: Rasûl-i Ekrem’in zaman zaman evine gidip ziyaret ederek yemeğini yediği ve kendisi yok iken yatağında uyuduğu hanım sahâbîÜmmüSüleym, Enes’in annesi ve ÜmmüHarâm’ın kız kardeşidir. Bazen bu ziyaretten hareketle, “O halde günümüz kadın-erkek ilişkilerinde neden benzer bir esneklik gösterilmesin?” sorusu sorulabiliyor. Halbuki her iki hanım, Peygamber Efendimizin mahrem yakınları arasındadır. ÜmmüHarâm’ın, Rasûl-i Ekrem’in süt annesi veya süt teyzesi olma ihtimali üzerinde duran Endülüslü âlim İbnAbdilberr, daha farklı akrabalık ilişkilerinden de bahsettikten sonra şöyle der: “Fakat ne tür bir ilişki olursa olsun, o, Rasûlullah’ın (s.a) mahrem yakınıdır”. Bağdatlı âlim İbnü’l-Cevzî de ÜmmüSüleym’in, Rasûl-i Ekrem’in annesi Âmine’ninsüt kardeşi olduğuna işaret eder.

Bir diğer misal de şudur: Hicrî dördüncü asrın Bağdatlı hadis âlimlerinden İbnŞâhîn’in hadiste nâsih-mensûh ilmine dair önemli bir eseri var. Bu eserinde diyor ki: “Enes b. Mâlik, Rasûlullah’ın (s.a) her yudumda besmele çekerek üç defada su içerken ve en sonunda da Allah’a hamd ederken gördüğünü rivayet eder. Diğer taraftan bir de “Sizden biriniz su içtiği zaman bir nefesle içsin” diye sahih bir hadis vardır. Ne var ki, üç defada su içmeyi ifade eden Enes b. Mâlik rivayeti, tek nefesle bir defada su içmeyi bildiren hadise tercih edilmelidir. Zira üç defada su içmek, Rasûlullah’ın (s.a) siret ve ahlakına daha uygundur.”

Galiba günümüzde yapılan yanlışlardan birisi İslam’ı sadece Kur’ân ile yetinerek anlamaktır. Sadece hadis veya tefsir yahut kelam-tasavvuf ilmi bağlamında da düşünülebilir. Buradan hareketle bir tek alana yoğunlaşmak ne kadar doğrudur?

Doğrusu bir ilim dalında ihtisas sahibi olmak güzeldir. Ne var ki bir alana sıkışıp diğer alanları görmezden gelmek güzel değildir. Doğrusu bu bir handikap. Halbukiİslamî ilimlere bir bütün olarak bakmak ve tarihî tecrübeden faydalanıp hepsi hakkında genel bilgi sahibi olmak lazım. Çünkü ilimler arasında sıkı bir münasebet var.

Tabiatı itibariyle insanoğlu, orta yoldan ayrılıp ifrat-tefrit arasında gidip gelmeye müsaittir. Bir tarafta, Kur’ân ile yetinip tarihsel tecrübeyi, hadis, siyer, fıkıh ve kelam mirasını görmezden gelerek haddi aşanlar, diğer tarafta “Bir hadis hangi kitapta geçerse geçsin, isnadına bakmadan (uydurma da olsa) ben onu dikkate alır, amel ederim” diyen kadar tefrite düşen, bâtınî yorum peşinde koşarak yanlış ve dar düşünen kesimler. Böylelikle aslında her iki kesim de İslâm’ın ana bünyesinden uzaklaşmaktadır.

Haddini Bilmek

İslam’ın ana bünyesinden uzaklaşmamak için haddini bilmek ve gereksiz iddiadan kaçınmak lazım. EbûNüvâs’ın bir şiiri var, diyor ki: “Fe kul limen yeddeîfi’l-ılmitevsia / Hafizteşey’en ve gâbetankeeşyâu”. Yani “İlim iddiasında bulunup meydan okuyana de ki: Sen bir şey hıfzettin lakin çok şey henüz gaiptir senden”. Hakikaten, günümüzde araştırma ve uzmanlık alanı dışına çıkarak yazıp konuşan, Buhârî ve Müslim hadislerini hafife alıp alay eden pek çok insan, vahim yanlışlar yaparak kendini itibarsız duruma düşürebiliyor. Hadis ve fıkıh âlimi İbn Hacer el-Askalânî, “Adam, ihtisas sahası dışına çıkıp konuştuğu zaman işte böyle acâip-garâip şeyler söyler!” derken, işte işin bu acı tarafını vurgular.

İlim hayatınızda birbirinden güzel çalışmalar gerçekleştirdiniz. Bu ilim yolculuğundaki tecrübelerinizden hareketle bu çağın insanına İslam’ı anlatırken Hz. Peygamber’in hayatını özellikle hangi yönleri ile sunmalıyız?

Estağfirullah, bir dua ve temenni olarak değerlendirelim bu ifadenizi. İnşâallah sizler daha güzel çalışmalar yaparsınız.

Hicrî ikinci asrın hadis ve fıkıh alimlerindenSüfyân es-Sevrî diyor ki: “Hadis, dünya ilimlerinin en hayırlısıdır.” Bu “Çünkü” der HatîbBağdâdî, “Rasûlullah’ın gazvelerinin ve seriyyelerinin açıklaması, verdiği hüküm ve fetvaları, konuşmaları, hutbe ve vaazları, mucizeleri, nübüvvetini gösteren her türlü hali ordadır, yani hadis ve sünnettedir. Hanımları, çocukları, damatları ve ashabı, onların faziletleri, ibretâmiz hatıraları, ahbâr ve menâkıbı, yaşadıkları ömürleri ve neseplerine dair bilgiler hep ordadır.”

İlk muhatabı olarak Peygamberimiz (sas), Kur’ân vahyinin ete kemiğe bürünmüş halidir ve insanlık âleminin hem suret hem de sîret bakımından en mükemmelidir. Yüce Rabbimiz, “Elbette sen mükemmel bir ahlak ve muazzam bir gelenek üzeresin” diye onu övmüş ve bizzat kendisi de “Ben iyi ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” diye bunu dile getirmişti.

Rasûlullah’ı (sas) tanımak

“Allah’ın Elçisi’nde sizin için en mükemmel örnek vardır.” âyetinde Yüce Kur’ân, Rasûl-i Ekrem’i rol model şahsiyet (üsve-i hasene, numûne-i imtisal) olarak tanıtır. Bir de Mümtehinesûresinde Hz. İbrahim aynı vasıfla tanıtılır.

Bilindiği gibi, hadis ve siyer ilminin ortak konusu Hz. Peygamber’dir. Hem bir beşer olarak hem de bir peygamber olarak Rasûl-i Ekrem’i iyi tanımak gerekir. Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk’ın en faziletli sahâbî olması, onu “en iyi tanıyan” olması sebebiyledir.

Rasûl-i Ekrem’in herkese nefes aldıran değerleri, hayat veren ilke ve esasları özellikle öne çıkarılmalı, eş, baba ve dede olarak siret ve ahlakı, çocuk ve gençlerle iletişimi, şefkat, merhamet, adalet ve itidali, cahiliye döneminde aşağılanan kadına kazandırdığı izzet, letafet ve medeniyet örnekleri iyi anlatılmalıdır.

Ayrıca bu çağın insanına İslam’ı anlatırken, Hz. Peygamber’in hayvanlara bile işkencenin yasakladığı, insan hak ve hürriyetlerini önemsediği iyi anlatılmalıdır. Cihad tasavvuru, gazvelerde gösterilen ahlakî-hukukî tutum ve davranış örnekleri. Muharebe meydanında afif duruş telkin eden hadisler var. Maksat, en az zayiatla barışın sağlanması. Çünkü insana hürmet esastır.

Sömürü düzenlerini gizleyip İslam coğrafyasını terör üretmekle suçlayan Batı dünyası, Rahmet Elçisi’nin bu stratejisini defaatla duymalıdır. Maalesef bugün İslam ümmetinin karşısında hemen her gün sayısız kan döken bir dünya var. “Batı yalanla yaşar, Doğu ise doğrular ve hikmetler üzerinde uyur” şeklindeki tesbitin ne kadar yerinde olduğunu hep birlikte görüyoruz.

Hidayet VesilesiUslûb

Siyer ve hadis okuyan birisi olarak sizi çok etkilediğinden hayatınızda uygulamaya sevk eden bir gelişme oldu mu?

Hz. Hatice, Peygamberimizi en iyi tanıyan annemizdir. O, vahyin ilk gelişi esnasında hissettiği korku ve endişe üzerine sarf ettiği şu teskin ve teselli cümlelerinden hayli etkilenmişimdir: “Hayır, öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni mahçup etmez. Zira sen hısım ve akrabalık bağlarını gözetirsin, dosdoğru konuşursun, işini görmekten âciz ve zayıf olanlara yardım edersin, fakirlerin elinden tutarsın, misafirleri ağırlarsın, zulüm ve haksızlığa uğrayan kimselere arka çıkarsın”.

İkinci bir örnek olarak, zarif bir dil ve üslubun önemini öğreten, kötümser ve karamsar değil, iyimser ve ümitvar bir kişilik kazandıran Büreyde b. Husayb hadisesidir.

Eslem kabilesinin Sehmoğulları kolundan, es-Sehmînisbesiyle anılan Büreyde b. Husayb, hicret sırasında Kureyş’in Allah’ın Elçisini Medine’ye giderken yakalayıp getiren kimseye yüz deve vaad etmesi üzerine, kendi kabilesinden yetmiş süvari ile birlikte hazırlık yapar. O, geceleyin Hz. Peygamber’le ilk karşılaşmasını ve üslûbundan etkilenerek Müslüman oluş serüvenini şöyle anlatır:

Rasûlullah (sas): -Sana kim derler? diye sordu. O, -Büreyde, deyince Rasûl-i Ekrem Ebû Bekir’e dönerek, -İşimiz yolunda (Beradeemrunâ), dedi ve -Kimlerdensin? diye sordu. O, -Eslem kabilesinden, deyince Peygamber (sas),-Selameti bulduk (Selimnâ), dedi. Sonra Peygamber (sas), -Eslem’in hangi kolundan? diye sordu. Büreyde, -Sehmoğulları’ndan, diye cevap verdi. Peygamber (sas) Ebû Bekir’edönerek, -Sen zafere ulaştın, umduğunu buldun (Haracesehmüke), dedi. Büreyde Peygamber’e (sas), -Peki sen kimsin? diye sorunca, Peygamber (sas), -Ben Abdullah oğlu Muhammedim, Allah’ın Elçisiyim, buyurdu. Bunun üzerine Büreyde, adamlarıyla birlikte Müslüman olur.

Ertesi gün sabah vakti Büreyde Peygamber’e (sas), “Yanında bir sancak olmaksızın Medine’ye girme!” der. Büreyde, başından sarığını çözüp bir mızrağa bağlar ve önleri sıra yürür. Her vesile ile Büreyde, “Allah’a hamdü sena olsun ki Sehmoğulları herhangi bir baskı olmaksızın isteyerek Müslüman oldu.” derdi. Pek çok gazâya iştirak eden Büreyde, 62 veya 63 yılında vefat edinceye kadar bugün Türkmenistan sınırlarındaki Merv’de kalır ve oraya defnedilir. Allah ondan râzı olsun.

Hadis alanında çalışma yapmak isteyen bir ilim yolcusuna neleri tavsiye edersiniz?

Dini doğru anlamak, Allah’ın kuluna olan bir lütfudur. Sünen-i Tirmizî’de bir hadis var: “İki özellik münafıkta bir araya gelmez: İç tutarlılık, hüsn-i hal ve dinde anlayış sahibi olmak”. Tevbesûresinin 122. âyetindeki, “dinî konuları delilleriyle iyice araştırıp sonuç almak” anlamında tefakkuh, Zemahşerî’nin ifadesiyle en büyük cihad (el-cihâdü’l-ekber) demektir.

Şüphesiz bunu gerçekleştirebilmek için öncelikle hüsn-i niyet gerekir. Sonra ciddi bir tahsil dönemi. İmam-ı Azam EbûHanîfe, “Kişi bilgi ve hikmet sahibi olmadan riyaset ve mevki-makam peşine düşerse, orada kaldığı müddetçe kendisini zilletten kurtaramaz”. Ve nihayet ilim yolcusu hep yüksek gaye peşinde olmalı. Yine Sünen-i Tirmizî’de şu hadis var: “Kim Allah’tan başka bir gaye için ilim öğrenir veya onunla Allah’tan başka bir maksat peşinde olursa, cehennemdeki yerine hazırlansın!”.

Hâdimü’n-Nebî olabilmek

Yaşadığımız çağda “Hâdimü’n-Nebî” olabilmek için, siyer ile hemhal olmak, hadis ve sünnetinin neşrine hizmet etmek gerekir. Hadis ilmi o kadar da kolay değil; uzun vadeli bir yol haritası, ciddiyet ve istikrarlı bir çalışma metodu ister. Ayrıca kuvvetli bir hafıza yanında akıl ve zeka nimetinin hakkı verilip şükrü yerine getirilmelidir.

Günümüzde Sünen kitaplarını okuyup icazet aldığını iddia eden bazı gençleri “bârekallâh” diye tebrik ettikten sonra bir hadis okumasını istediğimizde, tek bir hadisin hafızada olmadığını görmek bizi rencide etmiştir. Halbuki rivayet ilimlerde mahfuzat mühim. Mahfuzatın olmadığı yerde muhakemat da olmaz.

Bir hadisin doğru anlaşılması için onun bütün tarikleri araştırılıp değerlendirilmeli ve iç tutarlılığı sağlanmalıdır. Belli bir konuya dair hadislerin bir kısmını görüp diğer bir kısmını görmemek, eksik veya yanlış sonuca götürür. Dikkat çekilen bütünlüğün gözetilmesi için hadis şerhlerine başvurmak son derece önemlidir. Ayrıca hadislerin iyi anlaşılması için Kur’ân-ı Kerîm ile yeterince hemhal olunmalıdır.

“Ve âhıruda’vânâeni’l-hamdülillâhirabbi’l-âlemîn”.

 

 


Prof. Dr. Zekeriya GÜLER