Sahibu’l-Meğazi VÂKIDÎ

Sahibu’l-Meğazi VÂKIDÎ

Sahibu’l-Meğazi VÂKIDÎ

Asıl adı EbûAbdullâh Muhammed b. Ömer b. Vâkıd el-Vâkıdî el-Eslemî el-Medenî’dir. Hicrî 130 (747) yılında Medine’de mevâlî bir aile içinde dünyaya gelmiştir. Dedesi Vâkıd’anisbetleVâkıdî, dedesinin mevlâsı olduğu, Merv kadısı Abdullah b. Büreyde b. Husayb’ın mensup olduğu Eslem kabilesine nisbetleEslemî, doğduğu şehre nisbetle de Medenî diye anılmıştır. Babası hakkında, ilim tahsili için memleketi Merv’den Medine’ye göç ettiği dışında kaynaklarda bilgi yoktur. Annesi Fars asıllı Îsâ b. Ca‘fer’in kızıdır. Amcası Heysem b. Vâkıd ilimle meşguldü, Vâkıdî eserinde ondan iki rivayet nakletmiştir.[1] Hz Peygamberin hayatı hakkında eser telif eden ilk müelliflerden olan Vâkıdî, aynı zamanda döneminin en meşhur ve en önde gelen meğazi yazarlarındandır. Hicrî 207 (823) de Zilhicce ayının 12’sinde 78 yaşında iken Bağdat’ın Askerü’l-Mehdi olarak bilinen bölgesinde kadılık görevini ifa ederken vefat etmiştir.[2]

Yaşadığı dönem ve özellikleri

Abbasi devletinin hüküm sürdüğü yıllarda yaşayan Vâkıdî, Abbasi halifesi Hârûnürreşîd ve veziri olan Yahya b. Halid el-Bermekî ile olan yakın ilişkileri ve dostluğu ile de bilinmektedir. Bu ilişki Halife Hârun’un Hacca giderken Medine’ye uğraması ve kendisine şehirdeki önemli tarihi yerleri göstermek için rehberlik edecek birini tayin etmelerini istemesi üzerine şehirhalkının kendilerine Vâkıdî’yi tavsiye etmeleriyle başlamıştır. Vâkıdî, şehitlerin mezarlarını, Cebrail’in vahiy getirdiği ve vahiy getirirken geldiği yönleri ve diğer benzer bir çok şeyi rivayetlere dayanarak kendilerine bu yönde rehberlik etmiştir. Bu rehberlikten son derce memnun olan Hârûnürreşîd kendisine 10.000 dirhem hediye verip Bağdat’a davet etmiştir.[3] Böylece Vâkıdî’nin Abbasi sarayı ile kurulan ve hayatının sonuna kadar sürecek olan bağı kurulmuştur.

Gençliğinde buğday ticaretiyle uğraşan Vâkıdî son derece cömert ve eli açık biriydi. Bu hasletlere sahip olmasından dolayı sık sık borçlanır ve maddi sıkıntılar içerisine girerdi. Yine maddi sıkıntılar ile uğraştığı bir dönemde, eşinin tavsiyesi ile Medine’denayrılarak Bağdat’a gitmiş daha önce tanıştığı Yahya bin Halid el-Bermekî ile görüşmüştür.[4] Yahya ile her gece ilim meclislerine katıldığını dile getiren Vâkıdî, bu görüşmenin ardından Halife Hârûnürreşîd ile de görüşmüş, böylece ilmi ile Abbasi sarayında yer edinmiştir. Daha sonra Hârûnürreşîd onu kaza/kadılık görevine getirmiştir. Hicrî 180/796 yılında gerçekleşen bu atamanın ardından, Halife Me’mun onu Bağdat’ın doğusunda yer alan Askeru’l-Mehdiye atamıştır ve Vâkıdî vefat edinceye kadar bu görevini sürdürmüştür.[5]

İlmi hayatı ve şahsiyeti

Vâkıdî’nin eğitim hayatı Medine’de başlamıştır, daha küçükken annesi onu ve kardeşi Şemle’yiküttaba götürmüş, hocaları EbûZib’in ilk başlarda yazılarını ve kıraatlerini beğenmediği için onlara ders vermeyi reddettiği ardından annesinin ısrarları üzerine bunu kabul ettiği rivayet edilmektedir. Zeki ve yetenekli bir çocuk olan Vâkıdî, ilmi havanın solunduğu bir ailede ve İslamî ilimler açısından en zengin ve verimli dönemini süren Medine’de ömrünün elli yılını geçirmiştir. İlmi geniş ve kuvvetli bir hafızaya sahip olan Vâkıdî, Kur’ân ilimleri ve fıkıhla birlikte, hadise de çok meraklıydı. Özellikle; megazî, İslâm tarihi ve tabakatla meşgul oldu. Hadis, fıkıh, siyer ve megazî âlimlerinden olan ve tâbiînin son tabakasında bulunan Muhammed b. Aclân ve Ma‘mer b. Râşid gibi hocaların ders halkalarınakatıldı. Mâlik b. Enes ve çevresindeki kişilerden, İbnŞihâb ez-Zührî’nin yeğeni Muhammed b. Abdullah ile Muhammed b. Aclân, İbnCüreyc, Üsâme b. Zeyd el-Leysî, Mahreme b. Bükeyr el-Medenî’den ve daha birçok muhaddisten hadis aldı. Ma‘mer b. Râşid ve Osman b. Dahhâk el-Medenî yanında bilhassa EbûMa‘mer es-Sindî’den en ince ayrıntılarına kadar megazî bilgilerini tesbit etti.

Vâkıdî’nin ilme olan merakı ve iştiyakı onun biriktirdiği meğazi alanındaki levhalardan anlaşılmaktadır. O, meğazi alanında elde ettiği malumatları levhalara kaydederdi. Gelen rivayetlere göre onun şöhreti bu levhalardan ileri gelmekteydi, bunlar “İbnVâkıd’in Levhaları” diye meşhur olmuşlardı. Ama sonraki yıllarda Vâkıdî, bu levhaları kaybettiğini söylemiştir.[6] Onun aynı zamanda Mescid-i Nebevî’nin içinde bir ders halkası oluşturarak, meğazi dersi okutturması da bu alanda tanınmasına vesile olmuştur.[7] Vâkıdî’nin İslâm tarihine olan merakının yanında, onun en mühim vasıflarından biri de hadiselerin olduğu yerlere bizzat gidip, incelemelerde bulunmasıdır. Kendisinin bu konuda “Sahâbe çocuklarından, şehit çocuklarından, onların mevlâlarından birini gördüğüm zaman ona ailesinden kimin nerede şehit olunduğuna dair bir şey işitip işitmediğini sorardım. Şayet bana bildirirse o yere gidiyor ve onun yerini belirliyordum…” dediği nakledilmiştir.[8] Vâkıdî aynı zamanda sahip olduğu kitapların çokluğuyla da bilinmekteydi. Onun iki katibinin olduğu ve gece gündüz ondan ilim istinsah ettiği ve vefat ettiğinde ardında 600 sandık kitap bıraktığı rivayet edilmiştir. Halife Me’mûn’un “Onun kitapları kadar kitap Bağdat’a gelmedi.” sözleriyle, onun sahip olduğu ilmi birikim anlaşılmaktadır.[9]

Vâkıdî, hadis rivayeti konusunda isnad sistemini alışılmışın dışında kullandığı ve rivayetlerinde telfike[10] başvurduğu için bazı alimler tarafından eleştirmiştir. Bununla birlikte onu ta’dil edenler çoktur, meğazi konusunda bir dev olduğu konusunda itirazda bulunulmamış ve bu konuda otorite sahibi olduğu sık sık dile getirilmiştir. Onun hakkında, İbrahim b. el-Harbî “Vâkıdî, İslâmî dönemi insanların en iyi bilenidir…” demiştir. Mücahid b. Musa; “Ondan daha hafızalı birini görmedim” diyerek kendisini övmüştür. Muhammed b. Sellam el-Cumahî, “Vâkıdî, zamanının alimidir.” diyerek ona takdir ve taltifte bulunmuştur. BaştaİbnSa‘d, Mücâhid b. Mûsâ, Derâverdî, Ömer en Nâkıd, Muhammed b. İshak es-Sâganî, Mus‘ab ez-Zübeyrî, İbrâhim el-Harbî, Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm, Yezîd b. Hârûn gibi muhaddis ve tarihçiler kendisini sika kabul etmiştir.[11]

Eserleri

Kaynaklar incelendiğinde Vâkıdî’ye çok sayıda eser atfedildiği görülür. Hatib el Bağdadî Vâkıdî’nin tasnifleri hakkında, “Kendisinin meğazi, siyer, tabakat, ahbaru’n-nebi, Nebi’nin zamanında meydana gelen olaylar, vefatından sonra meydana gelen hadiseler, fıkıh kitapları, hadiste insanların ihtilafları ve başka ilimlerde bir çokkitabı vardır” demiştir.[12] Eserleri bu denli fazla olmasına rağmen meğazi dışında günümüze herhangi bir kitabı ulaşmamıştır.

Kitâbü’l-Zikru’l-Kur’ân, et-Tarihu’l-Kebir, KitabuĞalati’l-Hadis, Kitabu’s-Savaif, Kitabu’l-Adab, Kitabu’s-Sîre, Kitabu’l-Fuhafa, Kitabu’t-Tabakat, Kitabu’l-Meğâzi… kendisine atfedilen kitaplardan sadece bir kaçıdır.[13]

Kitâbü’l-Meğâzî: Kitâbü’t-Târîh’in önemli bir bölümünü teşkil eden, gazve ve seriyyelerin çok geniş biçimde yer aldığı eser Vâkıdî’nin günümüze tam olarak ulaşan tek eseridir. Bu eser M. Jones tarafından tahkikli bir şekilde neşredilmiştir. Bu kitap birçok kişi tarafından rivayet edililip, ilmi meclislerde büyük bir ilgiye mazhar olmuştur. Vâkıdî, Resûl-i Ekrem’in gazvelerinin ve seriyyelerin adlarını, kumandanlarını tarihlerini ve onun Medine’den ne kadar ayrı kaldığını, Resûlullah’ın sefer esnasında Medine’ye kimleri vekil bıraktığını ve savaşlarda kullanılan şiarlarını, savaşlarda kullanılan malzemeleri, savaşların kaç gün sürdüğünü, savaşlara katılan hanımların isimlerini, savaşların yapıldığı yerlerin coğrafi konumlarını ve bunun gibi birçok detayı en ince ayrıntısına kadar ele alır.

Vâkıdî, tüm ömrünü İslâm tarihini öğrenmeye ve kendisinden sonraki nesile aktarmaya hasretmiştir. Onun bu azim çabası, onu meğazi alanında bir otorite haline getirmiştir. O, ardında çok kapsamlı ve dev eserler bırakarak ilmi anlamda ulaşılması zor bir kâmetin sahibi olarak bu dünyadan göçmüştür. Onun rivayetleri ve eserleri İslam uleması tarafından ve bilhassa İslam tarihçileri tarafından çok büyük bir ilgiye mazhar olmuş ve İslam tarihine ışık tutan eserler arasında yer edinmiştir. Günümüzde dahi onun bu etkisi hâlâ geçerliliğini korumakta ve takdir edilmektedir.

[1] Fayda, Mustafa, “Vâkıdî”, DİA, XLII, s.471475.

[2] Öz, Şaban, İlk Siyer Kaynakları ve Müellifleri, İsarVak. Yay., İstanbul 2008, s.301.

[3] Ahmed, İmtiaz, “Bir Muhaddis Olarak Vâkıdî”, Yüzüncüyıl İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı:III, yıl: 2000 ;Fayda, s.472.

[4] Ahmed, s.3.

[5] Öz, s.302.

[6] Öz, s. 305.

[7] Fayda, s.472.

[8] Öz, s. 304.

[9] Fayda, s. 473.

[10] Telfik, farklı isnadlardan gelen ve farklı lafızlarla rivayet edilen bir hadisin isnad ve metinlerinin birleştirilmesini ifade eder.

[11] Fayda, s. 473.

[12] Öz, s.322.

[13] Öz, s.322-331.


CEYLAN ÇIPLAK