Yeme İçme Adabı

Yeme İçme Adabı

Beslenme insan vücudunun temel ihtiyaçlarından birisi olması yanında, aynı zamanda yemek davetleriyle de insan ruhunun temel ihtiyaçlarından birisi olan dostluk, ikram ve paylaşmayı bize öğretmesi bakımından hayatımızın önemli bir parçasıdır. Yemediğini yediren, misafirine kendi ailesinden daha fazla ikramda bulunan bir geleneğin temelleri kuşkusuz Halîl İbrahim’e (as) dayanmaktadır. Kültürümüzde kurulan Halîl İbrahim sofraları, dost düşman herkese sunulan en içten ikramlarımız olagelmiştir. Hz. Peygamber’in (sas) Medine’ye geldiğinde tavsiye ettiği ilk şeyler arasında selamı yaymak ve yemek yedirmek yer almıştır. Yemek yerken az yemeye çalışmak, israf etmemeye özen göstermek kültürümüzde ne kadar yer etmişse, fedakârca hazırlanan ve israfa kaçmayan gönül zengini misafir sofralarımız da bu güzelliğin bir parçası olarak yaşantımızda o derece yer etmiştir.

Bereketli sofralar

Anadolu kültüründe evlerde mutlaka misafir için saklanan veya hazır edilen bir şeylerin bulunması, gelen misafirin “Tanrı Misafiri” olarak algılanması kuşkusuz bunun bir yansımasıdır. Öte yandan davetlere imkân ölçüsünde katılmak önemsenir, sofraların sadece zengin sofrası olmamasına, fakirlerin de unutulmamasına özen gösterilirdi. Hz. Peygamber daima muhtaç insanların veya muhtaç komşuların düşünülmesini, öncelikle onlara yemek yedirilmesini tavsiye ederdi. Misafir kabul edilen evde hayır ve bereket olacağını ifade eder, hem davetlere katılır, hem de evine misafir alırdı. Kalabalık sofralarda yemek yemek onun için en sevimli yemeklerden birisiydi. İmkânları sınırlı olanlara bile yaptıkları çorbaya su katarak çoğaltmalarını ve çevrelerindeki insanlarla paylaşmalarını telkin ederdi. O, bir kişiye yeten yemeğin iki kişiye, iki kişiye yeten yemeğin dört kişiye, dört kişiye yeten yemeğin sekiz kişiye yeteceğini söylerdi.

Midenin hakkını vermek

Acıkmadan yememeye dikkat edilir. Üst üste yemek yemek hoş görülmezdi. Sofradan tıka basa karnı doldurmadan veya doymadan kalkmak tercih edilirdi. Hz. Peygamber az yemeyi tavsiye eder, yemeklerde midenin üçte birini yemek, üçte birini su ve üçte birini boş bırakmak suretiyle özen gösterilmesini telkin ederdi.

Genelde iki öğün yemek yenirdi. Bu öğünlerden birisi sabah kahvaltısı olup hurma, süt gibi hafif yiyeceklerden oluşurdu. İkincisi ise akşam yemeği olup çoğunlukla akşam namazından sonra yendiği anlaşılmaktadır. Akşam yemeklerinin terk edilmemesi hususunda Hz. Peygamber uyarılarda bulunurdu.

Temizlik

Yemekten önce eller yıkanırdı. Hz. Peygamber ellerin yıkanmasını yaygınlaştırmak için yemek öncesinde ve sonrasında ellerini yıkayanların evinin bereketleneceğini ifade ederdi. Yemeğin başında tüm nimetlerin bahşedicisi olan Allah anılır, yemeğe başlanırken besmele çekilir, bismillah veya bismillahirrahmânirrahîm denilirdi. Yemeğe başlarken besmelenin söylenmesi unutulsa bile, hatırlandığı vakit zikredilmesi önemsenirdi. Hz. Peygamber, besmele çekilmediğinde hatırlandığı zaman besmelenin hem evveli ve hem de ahiri için çekilmesini tavsiye ederdi. Allah’ın ismi anılınca yemeğin bereketleneceğini söylerdi. Besmele çekmeyi unutanları fark ederse uyarır, besmeleyi hatırladıkları veya hatırlatıldığı o an söylemelerini tavsiye ederdi.

Hz. Peygamber sağlık açısından taharet şartları çok da uygun olmadığı için sol elle yenilmesini daima engellemeye çalışır, arkadaşlarını uyarırdı. Sağ elle yemek yemek bir yandan sağlık yönüyle diğer yandan da her şeye sağ taraftan başlamak hayırlı ve güzel görüldüğü için daima hoş karşılanırdı. Hz. Peygamber, üvey evladı ÜmmüSeleme’nin oğlu Ömer’i bu hususlarda eğitmeye çalışırdı. Ona yemeği sağ elle yemesini tavsiye ederdi.

Toplu yemeklerde usûl

Yemek yerken ortaya konan kaptan yenildiği zamanlarda herkesin kendi önüne gelen yerden yemesi uygun karşılanırdı. Yemeğin diğer kişilerin önüne gelen kısımlardan alınması saygısızlık olarak görülürdü. Bilhassa kenardan ortaya doğru yenilmesi tavsiye

edilir, yemeğin ortasının sona bırakılması istenir, bereketin orada olduğu söylenirdi. Özellikle sulu veya farklı yiyeceklerle hazırlanan yemeklerde herkesin kendisine yakın yerden yemesi, diğer kişilerin önüne gelen yerden sevdiği bazı parçaları seçerek yemek yememesi uygun görülürdü. Ancak mesela hurma gibi kurutulmuş ve çeşitlilik arz eden yiyeceklerde serbest davranılabileceği, seçim yapılabileceği ifade edilirdi.

Yemek yenen kaplar iyice temizlenir, tabağın içinde yemek kalmamasına itina gösterilirdi. Hz. Peygamber tabağında yiyecek bırakmayanları över, onların doğru yaptığını vurgulardı. Eğer tabağı sıyırırlarsa, tabağın kendilerine istiğfarda bulunacağını söyleyerek onların bu alışkanlığı kazanmalarını isterdi.

Yemek ve kokular

Yemeklerde soğan, sarımsak, pırasa gibi ağır koku oluşturan yiyecekler yendiği zaman toplum içinde bulunulması, özellikle de mescide gelinmesi arzu edilmezdi. Bu hususa itina gösterilmesi ve insanlara eziyet verilmemesi istenirdi.

Yenilen yemeklerin ve içeceklerin içine üflenmezdi. İçecekler birkaç nefeste içilmeye çalışılırdı. Aniden ve tek seferde içilmesi hoş karşılanmazdı. Hz. Peygamber yanındakilere bir şey ikram edeceği zaman önce sağdaki kişiden başlardı. Bu kişinin büyük veya küçük olması önem arz etmezdi. Zira Hz. Peygamber bir işe daima sağdan başlamayı tercih ederdi.

Yemeği aşırı derecede sıcak bir şekilde yemek Hz. Peygamber’in hoşuna gitmezdi. Yemeğin biraz soğumasını bekler, tüten buharının gitmesi için oyalanmayı daha uygun görürdü. Onu bu şekilde gören ashab da aynı şeyi uygulardı.

Yemek yerken yeme pozisyonu da önemsenmiş ve bazı hususlara riayet edilmesi istenmiştir. Hz. Peygamber bir yere dayanarak veya yüzükoyun yere uzanarak yemek yenilmesini hoş karşılamazdı. Romalıların yemek yeme âdeti olarak müzelerde veya çizimlerde karşımıza çıkan sağ yanı üzere uzanarak sol elle üzüm yiyen kişiyi temsil eden heykel veya resimler göz önünde bulundurulacak olursa yaslanarak yemek yeme şekillerinden birisi hakkında daha net bir canlandırma yapabiliriz. Yüzükoyun yere uzanmanın da bu anlamda rahat bir yemek yeme pozisyonu olmadığı, ayrıca yeme iştah ve devamlılığını her pozisyonda sürdürme arzusunu ifade ettiği için hoş karşılanmadığı düşünülebilir. Hz. Peygamber’in zaman zaman iki dizini de bükerek yemek yediği rivayet edilir. Ayakta veya yürürken yemek yenilmesinde bir beis görülmezdi.

Sofraya hürmet ve dua

Hazırlanıp sofraya konan yemeğe hürmet göstermek gerekirdi. Hz. Peygamber sofraya konan hiçbir yemeği ayıplamaz, hoşlanmadığı bir şey önüne konursa sevmediğini ifade ederek ondan yemez, yiyenlere de müdahale etmezdi.

Sofra kaldırılmadan sofradan kalkmak ayıp karşılanır. Herkes yemeğini bitirdikten sonra birlikte kalkılması daha uygun görülürdü. Sofrayı, geride kalan insanların önünde ortada bırakmak nezaketen hoş karşılanmazdı. Ayrıca diğer insanlar yemek yerken sofradan kalkmak, onların yeme arzusunu yarıda bırakan bir tavır olarak algılanırdı. Bu yüzden yemeği birlikte tamamlayarak sofradan ayrılmak ve ortamı temizlemek daha hoş karşılanırdı.

Yemekten önce olduğu gibi yemekten sonra da eller yıkanırdı. Eğer su yoksa bir beze silinirdi. Yemekten şükrederek kalkılır, yemek sahibine dua edilirdi. Allah’ın verdiği nimetlere şükretmenin nimetleri artıracağı bilinci yerleştirilmeye çalışılırdı.


Prof. Dr. Levent ÖZTÜRK