Sağlıklı bir din algısına sahip olmak için Hz. Peygamber’in (sas) doğru anlaşılması, Müslümanlarının göz ardı edemeyecekleri temel bir ihtiyaçtır. Öte yandan Allah Elçisi’nin doğru anlaşılabilmesinin doğru anlatılabilmesine bağlı olduğu da bir gerçektir. Medeniyetimizin içinde bulunduğu krizi aşabilmesi için sağlıklı bir din ve nübüvvet algısına duyulan ihtiyaç açıktır.

Günümüzde hemen her gün Hz. Peygamber, dönemi ve tarihsel peygamber algısı hakkında yeni kitaplar, makaleler, tebliğler, görsel, sosyal ve yazılı medyada çalışmalar yayınlanmaktadır. Ancak çalışmaların çokluğu, isabetli bir anlatımın ve buna uygun bir

algının oluştuğu anlamına gelmez. Bilakis Hz. Peygamber’in getirdiği mesajdan, onun ahlak ve yaşayışından uzağa savrulan insanımızın sorunları her geçen gün daha da artmakta ve derinleşmektedir.

Maalesef bugün yapılan çalışmaların çoğu birbirini tekrar eder niteliktedir. Kur’ân’ı ve literatürü sağlıklı bir yöntemle kritik etmeden ve zamanımızın sağladığı imkânları kullanmadan yapılacak çalışmaların geçmişte yapılanları tekrardan ibaret olacağını açıkça dillendirmek zorundayız.

Hz. Peygamber dönemiyle aramıza uzun bir tarihî tecrübe ve çeşitli etkenlerle şekillenen bir kültürel farklılaşma girdiği için bugün bundan bağımsız olarak Allah’ın Elçisi’ni anlatmak kolay değildir. Kuşkusuz onun “doğru” anlaşılabilmesi ve anlatılabilmesi, imkânlarımızın ve sorunlarımızın farkında olmamızla ilişkilidir. Mevcut durumu ve algı sapmasını bilmeden Allah Elçisi’ni doğru anlamak ve anlatmak mümkün olmaz.

Hz. Peygamber hakkındaki anlayışımızda bize ulaşan bilgi ve tasvirleri kritik etmeden kabul etmemiz, önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Kritiğin sırf geçmişi ret anlamı taşımayacağı, sahih bir anlayışın ve anlatımın geçmişle gelecek arasında köprü kuracak tahlilî çalışmalara dayanması gerektiği ifade edilmelidir.

Allah Elçisi hakkında yapılacak çalışmaların derinlikli ve sağlıklı olmasının ihtisas gerektirdiği reddedilemez bir hakikattir. Ancak günümüzde Allah Elçisi ve dönemi hakkında bilgisi olanın da olmayanın da çalışmalar yapması sorunu içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Edebî ürünlerin birer tarihî hakikat gibi algılanması ve sunulması da ciddi bir sorundur. Muhatabın bilgiyi kritik etme imkânının olmaması mazur ise de bu alanda kalem oynatanların bir kısmının yetersizliği kabul edilemez.

Hz. Peygamber’in “doğru” anlaşılması için önyargılardan sıyrılmak ve ilke olarak hakikatin hatırını âli tutmayı benimsemek gerekir. Mezhepçi ve ideolojik bakışı temellendirmeyi hedefleyen söylemlerden vazgeçilmeli, geçmişte yapılan önemli çalışmaları günümüz diline dönüştürecek ve daha ileriye taşıyacak çalışmalara imza atmalıyız. Bunu gerçekleştirebilirsek Allah Elçisi’ni doğru anlayan ve doğru anlatan ümmetinin bilinçli bir ferdi olarak zamanımıza şahitlik yapmış oluruz.


Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN