Soruya soruyla karşılık vereyim izninizle; “Hz. Peygamber’i doğru anlamanın ölçüsü nedir?” Elimizde herkesin kabul ettiği kıstaslar mı var ki, şunlar doğru anladı veya şunlar yanlış anladı diyebilelim. Meseleye tersten bakacak olursak sorumuz “Hz. Peygamber’i doğru anlamadığını kabul edecek var mı?” şeklindedir ve cevabı son derece açıktır: Hayır. Hz. Peygamber’i doğru anlamadığını ve dolayısıyla doğru anlatmadığını söyleyen yoktur. Binaenaleyh Hz. Peygamber’i doğru anlamanın nasıl olması gerektiği üzerinde yani prensipler üzerine yoğunlaşılması gerektiği kanaatindeyim. Böylece doğru anlamanın yöntemini/prensiplerini belirlemiş olur, anlam konusundaki iddia sahiplerinin eylem ve söylemlerini bu prensipler çerçevesinde değerlendirebiliriz. Tabi bu prensiplerin mutlak manada sonuç vereceği, objektif kriterler belirleyeceği kanaatinde de değilim. Örneğin sık sık kullandığım “Allah’ın ve Tarih’in tanıttığı Peygamber’e razı olmak” Hz. Peygamber’i doğru anlamada ciddi bir ölçüt gibi görünmektedir. Ancak kimin anladığı Kur’ân veya kimin tarihi soruları hemen arkasından gelmektedir.

Tartışmaları bir tarafa bırakıp sonuca gidecek olursak, ümmetin mevcut haline bakarak açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki; hayır, Hz. Peygamber’i ne doğru anlıyoruz ne de doğru anlatıyoruz. Şayet doğru anlamış veya anlatmış olsaydık bebeklerimizi sahillerden toplamıyor, kimyasal saldırılardan korunmaları için gaz maskeleri kampanyaları yapmıyor olurduk. Batı’dan merhamet dilenmiyor, yeryüzü mazlumlarına biz gidiyor olurduk. Bunlar ümmete ait örneklikler. Daha da daraltalım ve kendi özümüze dönelim; namaz kılan oruç tutan ancak yolsuzluk yapan iş ahlakımız olmazdı. Okuma oranımız bu kadar düşük olmazdı. Kadınların dövüldüğü veya öldürüldüğü ülkeler sıralamasında üst sıralarda yer almazdık. Şimdi diyorsunuz ki, bunlar da büyük örneklemler… Yere tükürenimiz olmazdı, trafik kurallarını çiğneyen olmazdı, sırasını bozan, kaçak elektrik kullanan olmazdı… Sözde değil özde bir sünnet modelliğine sahip olurduk. Şimdi birileri haliyle bunlarla Hz. Peygamber’in örnekliği arasında ne tür bir ilişki var diye düşünebilir. Kendisinden özel işlerinde kullanmak için köle isteyen kızını geri çeviren; bırakın dövmeyi bir kere dahi eşlerine karşı sesini yükseltmeyen; ekonomik anlamda en sıkıntılı bir zamanda fidyede ısrar etmek yerine okuma yazmayı teşvik eden; hendek kazımında, mescid inşasında bizzat çalışan; on dört asır öncesinin Arap coğrafyasında temizliği ısrarla vurgulayan Peygamber’i gerçek anlamda anlamış ve anlatabilmiş olsaydık sanırım aradaki ilişki de kurulabilirdi. Şunun da altını çizmem gerekiyor ki, bütün olumsuzluklara rağmen son derece ümitliyim. On yıl hatta bir kaç yıl önceyle kıyaslayınca ülkemizde Hz. Peygamber’i tanımak/tanıtmak yolundaki çabalar bu ümidimin en büyük müsebbibidir. Teşekkür ediyorum.


Şaban ÖZ