Öncelikle Hz. Peygamber’i (sas) anlamaya değil anlamlandırmaya çalıştığımızı ifade etmeliyim. Günümüzde her grup ve hatta her birey kendi dünya görüşü ve gelecek tasavvuruna göre Hz. Peygamber’i, Peygamber olarak değil, çağdaşımız olan bir insan, bir lider olarak tekrar inşa ediyor. Bu nedenle Hz. Peygamber’i her anlama çalışması aslında bizi ondan uzaklaştırıyor. Bu durum aynı zamanda Resûlullah’ın hayatına parçacı yaklaşımı da beraberinde getirmekte. Dolayısıyla ortada nesnel bir Peygamber algısı yok; öznelerin algısı çerçevesinde edilgenleştirilmiş ve işlevselleştirilmiş tarihî bir kişilik var. Burada özne olan ise Hz. Peygamber’i anlatma konumunda bulunan bizleriz.

Her anlama çabasının örtük bir anlatma gayretini taşıdığı kanaatindeyim. Maalesef kendi içimizde salt bir anlama çabamızın olduğunu söyleyemeyiz. Anlama uğraşısını anlatmak için yapıyoruz. Yani anlama gayretinde olanların amacı aslında bir hedef doğrultusunda onu anlatmak ve olgu ile muhayyileleri arasındaki çatışmaları Hz. Peygamber’e çözdürmek. Bir yaşadığımız hayat/olgu var, bir de onunla uyuşmayan ve onu kabul etmeyen zihnimiz. İşte bu uyumsuzluğu Hz. Peygamber’e çözdürerek onu kendi amaçlarımız doğrultusunda işlevselleştiriyor ve araçsallaştırıyoruz. Yapıp ettiklerimiz için ihtiyaç duyduğumuz meşruiyet referansını Hz. Peygamber'in kişiliğinden ve hayatından devşiriyoruz.

Öte yandan anlatmamız gereken Peygamber’in hayatına dair bakış açımız doğal olarak anlamamızı etkiliyor. Örneğin günümüzde bir kesimin mücâhid bir Peygamber’e duydukları ihtiyaç onları siyasî, aktivist bir Peygamber arayışına itiyor ve tarihî malzemeler bu gözle değerlendirilerek mücâhid bir Peygamber portresi oluşturuluyor. Bir başka kesim ise kendi dünya görüşleri doğrultusunda Hz. Peygamber’i sadece müsamaha, ahlakî erdem, af, merhamet gibi yönleriyle ve bireysel faziletlerini ön plana çıkararak anlatıyor ki bu da onu bir bütün olarak görmemizi engelliyor.

Çözüm ise tarihçinin ve/veya anlama ve anlatmaya çalışan kişinin incelediği alanla bir çıkar ilişkisi kurmaması, yarar sağlamaktan uzaklaşarak tarihe bir değer olarak yaklaşması olarak beliriyor.


Feyza Betül KÖSE