Tâbiundan Bir Siyer Talebesi URVE B. ZÜBEYR

Tâbiundan Bir Siyer Talebesi URVE B. ZÜBEYR

Urve b. Zübeyr halife Ömer döneminde 23/643’te Medine’de doğdu.[1] Babası Zübeyr b. Avvam annesi Esma bnt. Ebî Bekir olup ilk Müslümanlardan ve İslam tarihinin önemli şahsiyetlerindendir.

 

Çocukluk yılları

Çocukluğu daha çok halife  Osman döneminde geçen Urve ile ilgili ilk haberlere halifenin evinde muhasara edilmesi esnasında rastlamaktayız. O sırada kendisi 12 yaşlarında bir çocuk olduğunu, bir arkadaşı ile beraber muhasarayı ve muhasaracıları seyrettiklerini anlatmaktadır. Muhasara esnasında Hz. Osman’ın evine girmek isteyen bir muhasaracının Abdullah b. Zübeyr tarafından öldürülmesi üzerine yanındaki arkadaşına öldüren kişinin ağabeyi olduğunu söyleyince bunu duyan muhasaracıların kendisini yakaladıklarını, sonra da serbest bıraktıklarını anlatır.[2] Hayata böyle tatsız ve talihsiz olaylarla başlayan Urve, Hz. Osman’ın katlinden bir yıl sonra vuku bulan ve babasının da öldürüldüğü Müslümanlar arası ilk iç savaş olan Cemel muharebesine yaşının küçük olması sebebiyle götürülmemiştir.[3] Belki de bu üzüntü verici olaylar onun ilmi çalışmalara yönelmesine sebep olmuş olabilir.

Mısır’daki yaşamı

Hayatının 7 yılını Mısır’da geçirdiğini belirten Urve, ilk evliliğini orada yapmış, Mısır halkının zor yaşam koşullarıyla mücadele ettiğini belirtmiştir. Zaman olarak hangi yıllarda Mısır’da yaşadığı konusunda birbirinden  farklılık arz eden ve karmaşık olan bilgiler irdelendiğinde gerçeğe en yakın olanı, Hz. Ali’nin hilafeti döneminde Mısır’a gittiği ve yaşadığı şeklindedir. Önce Hz. Ali’nin Basra valisi İbn Abbas’ın yanına oradan da Mısır’a geçmiştir.[4] Bu da h. 37 yılını takip eden yıllara tekabül eder. Diğer bilgilerin çoğu birbiriyle çelişmekte ve onun Medine’de yaşadığı sabit olan döneme rastlamaktadır.[5] Urve, Mısır’dan Medine’ye döndükten sonra kendini ilme ve ibadete vermiştir. Akşamları düzenli bir şekilde Mus‘ab b. Zübeyr, Kabisa b. Züeyb, Ebû Bekir b. Abdurrahman, Abdülmelik b. Mervan,Abdurrahman b. Misver, İbrahim b. Abdurrahman b. Avf, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe ile Medine mescidinde buluşmuş ve birlikte ilim tahsil etmişlerdi. Bu haberi bize aktaran Kabisa b. Züeyb, kendilerinin Zeyd b. Sabit’den ders aldıklarını Urve’nin ayrıca teyzesi Hz. Aişe’den ders almasından dolayı kendilerinden daha avantajlı olduğunu belirtir.[6] Urve’nin özlem duyduğu en büyük ideali kendisinden ilim alınması, zühd ve takvaya dayalı bir hayat karşılığında da ahirette cennete nail olmaktır.[7]

Siyasete bakışı

Urve’nin adına, siyasi bir hadisede, ilk defa 45/665’te Medine’de Muaviye b. Ebî Süfyan döneminde rastlanır. Halid b. Velid’in oğlu Abdurrahman’ın şan ve şöhreti Suriye bölgesinde gittikçe güçlenir. Onu siyasi bir muarız olarak gören Muaviye bu riskten kurtulmak amacıyla İbn Asal isimli katille anlaşır ve onu ortadan kaldırtır. Ölen Abdurrahman’ın oğlu Halid, katili Medine’de bulur ve öldürür. Halid, İbn Asal’ı öldürmeden önce ve öldürdükten sonra Urve’nin evinde misafir olur.[8] Bu bilgilerden belki onun Emevilere muhalif bir anlayışa sahip olduğu düşünülse de onlara karşı hiçbir siyasi eylem içerisinde olmamıştır. Hatta ağabeyi Abdullah b. Zübeyr’in Emevilerle olan mücadelesine dahi katılmamıştır.[ 9] Ancak o güne kadar Medine’de yaşayan Urve, 63 yılında şehrinin Emevilerin Suriye ordusunun melun baskınına uğraması nedeniyle, onları protesto amacıyla Mekke’de halifeliğini ilan eden ağabeyinin yanına gitti ve onun Haccac tarafından öldürülmesine kadar  tam 9 yıl yanında yaşadı.[10] Fakat onların birlikteliği birinin ilmi diğerinin siyasi faaliyetlerinde bir değişiklik yapmadı. Abdullah b. Zübeyr’in Haccac tarafından öldürülmesi ve teşhir amaçlı asılması üzerine Urve hemen Medine mescidindeki ilim halkasından ayrılarak yakın arkadaşı olan Emevi halifesi Abdülmelik’in yanına gitti. Sebebi ağabeyi Abdullah’ın na’şının ailesine teslimi ve kendisine de eman almaktı. Abdülmelikkendisine yakın ilgi gösterdi ve Haccac’a bir mektup yazarak her iki talebin de yerine getirilmesini istedi.[11] Urve Şam’dan döndükten sonra ağabeyinin na’şını teslim aldı ve cenaze namazını bizzat kendisi kıldırarak defnetti.[12] Urve ve Abdülmelik arasındaki iyi ilişkiler devam etti ve 74 yılında Urve, Abdülmelik’e biat etti. Bu Zübeyrilerin Emevilere karşı yürüttüğü siyasi mücadelenin kaybedilmesiyle birlikte ikilinin geçmişteki dostluklarının da bir neticesiydi. Dostlukları, ağabeyi Abdullah’ın kılıcını Abdülmelik’ten istemesine, onun da o işin tesbitinin zor bir iş olduğunu söylemesine rağmen, kılıçların bulunduğu yerde birçok kılıç arasından onu tanıyarak alacak kadar iyiydi[13], hatta iktidar çevresinde Abdullah b. Zübeyr hakkında kötü konuşanlara itiraz edecek kadar ve bunu Abdülmelik ile müzakere edecek kadar iyiydi.[14] AncakAbdülmelik ona, “kardeşini bir düşmanlıktan dolayı öldürmediklerini, o hilafeti istedi biz de istedikve onu öldürdük, sövmek Şamlıların ahlakındandır.” Diyerek bu işlere tahammül göstermesini tavsiye etti. Urve, Mekke’de geçen 9 yılınardından Şam’dan döndükten sonra tekrar Medine’ye yerleşti. Abdulmelik ile iletişimleri de mektuplaşma şeklinde devam etti.[15] Maddi varlık olarak sorunu olmadığı görülen Urve, Medine’de Akik adlı bölgede güzel bir köşk yaptırmış, Medine’nin en iyi içme suyuna sahip bir de kuyu açtırmıştır. Köşkün yapımı tamamlandıktan sonra burada bir davet vermiştir.[16] Urve zamanının tamamına yakınını yaptırdığı bu köşkte geçiriyordu. Resûllullah’ın mescidinden uzaklaştın diye kendisine eleştiride bulunanlar oldu. Bu eleştirilere,“Gördüm ki onlar mescidi oyuncak haline getirdiler, çarşı pazarlarda boş şeylerle meşgul olmaya başladılar hatta dağ eteklerinde dahi rahat durmadılar kötülükleri oralara kadar yaydılar. Onlara içinde bulundukları durum da afiyet gibi geldi.” şeklinde karşılık vererek uzlete çekilişinin sebebini açıklamaya çalışmıştır.[17]

Ben seninle bir kötülüğe yürümedim!...

Urve, Abdülmelik b. Mervan’ın vefatından sonra halife olan Velid b. Abdülmelik’i tebrik amacıyla ikinci defa Şam’a gitmiştir. Oğlu Muhammed ve aile dostu şair İsmail b. Yesar’la çıktığı bu yolculukta Vâdilkurâ’da bacağından rahatsızlanmış ve Şam’da rahatsızlığın diğer uzuvlara da sirayet etmemesi için Velid’in ve doktorların tavsiyesiyle bir bacağı kesilmiştir. Aksilik oğlu Muhammed de bir kaza sonucu vefat edince Medine halkı tarafından başına gelenler Velid’i ziyaret etmesiyle ilişkilendirilmiştir.[ 18] Bacağından dolayı, “Allah bilir ki ben seninle bir kötülüğe yürümedim.” [19] diyen Urve yol arkadaşı oğlu için de sabrediyordu. Medine’ye döndükten sonra sekiz yıl daha yaşayan Urve hicri 94 yılında Medine’de vefat etti ve Fur adı verilen yerde defnedildi.[20]

İlmî yönü

Urve ilmi çalışmalarını daha çok fıkıh ve hadis üzerine yoğunlaştırmıştır. Zamanında kendisine nadir sayıdaki Medine fakihlerinden biri ve sika bir ravi olarak bakılırdı.[21] Maalesef fıkıh hakkındaki çalışmalarını ve diğer bütün eserlerini hicri 63’te Yezid b. Muaviye döneminde meydana gelen Yevmü’l-Harre’de Şam askerlerince Medine’ye reva görülen baskın, yağma ve talana karşı bir tepki olarak yakmış, ardındaneserlerine o kadar üzülmüş ki onları yeniden elde edebilmek uğruna her şeyini feda edebileceğini söylemiştir. Bu travma onda öyle bir etkili oldu ki Emevilere karşı bayrak açıp Mekke’de halifeliğini ilan eden ağabeyinin yanına gitmesine yol açmıştı. Urve kendi çocuklarını da sürekli ilme teşvik etmiş, onlara ilim öğreniniz siz bugün cemaatin küçüğü olsanız da ileride bir başka cemaatin büyüğü olabilirsiniz, cehalet ne kötü bir şeydir[22], iyi kimselerle yapılan arkadaşlığın iyi sonuçlar vereceğini kötü kimselerle yapılan arkadaşlığın da kötü sonuçlar vereceğini belirterek nasihatte bulunmuştur.[ 23] Sade bir yaşam tarzını benimseyen Urve günlerini oruçlu ve Kur’an okuyarak geçirirdi.[24] Âlim, muttaki bir zat oluşu, siyasi gelişmelerden uzak duruşu toplumda herkesin takdirini kazanmasına sebep olmuştur. Emevilerin Medine valisi Ömer b. Abdülaziz dahi onun ilminin derinliğini teslim ederdi , sadece Abdullah b. Zübeyr hakkında ileri sürülen ve peygamberimize atfedilen bir haber hakkında ciddi tartışmaları olmuştur.[25] Önce de bahsettiğimiz gibi eserlerini Şamlıları protesto amaçlı yakmasından sonra günümüze ulaşan bir eseri mevcut değildir, ancak Abdülmelik’e biatinden sonra Urve’denÜ İslam’ın doğuşu hakkında bilgileri yazıp kendisine göndermesini istemiş o da bu talebi yerine getirmiştir. Hususi olarak bir Sireti Nebi yazmamıştır fakat bu konuda pek çok rivayetleri vardır. Bu rivayetler İbn İshak’ın, Vakıdi’nin ve Taberi’nin[26] eserlerinde mevcuttur. Genellikle rivayetlerini Vehb b. Münebbih toplamıştır.[27]

Hocaları

Urve’nin ilim tahsil ettiği ve kendilerinden nakilde bulunduğu kimseler şunlardır: Babası Zübeyr b. Avvam, annesi Esma bint Ebî Bekir, teyzesi Hz. Aişe, Ali b. Ebî Talib, Said b. Zeyd, Zeyd b. Sabit, Ebû Hüreyre, İbn Abbas, Muaviye, Ebû Eyyüb el-Ensarî, Muğire b, Şube, Amr b. el-As, Kudame b. Zeyd, Abdullah b. Amr, Ümmü Hani bint Ebî Talib, Kays b. Sad b. Ubade, Ukeym b. Hizam, Abdullah b. Ömer, Hasan, Hüseyin, Muhammed b. Mesleme, Ebû Hümeyd, Sehl b. Ebî Hesme, Süfyan b. Abdullah es-Sakafi, Cabir ve daha birçok kişi.

Talebeleri

Kendisinden rivayette bulunan kişiler de oğulları Yahya, Osman,Hişam, Muhammed, Süleyman b. Yesar, Ebû Seleme b. Abdurrahman, İbn Şihab ez-Zühri, Safvan b. Süleym, Bekir b. Suvade, Yezid b. Ebî Hubeyk, Ebû Zinad, Muhammed b.el Münkedir, Ebu’l-Esved, Muhammed b. Abdurrahman, Salih b. Keysan, torunu Ömer b. Abdullah bin Urve, Muhammed b. Cafer b. Urve, Cafer-i Sadık’tır.[28]

 

 

[1] Halife b. Hayyat (240/854), Tarih, (thk. Ekrem Habail elÖmeri),I-II, Dımeşk 1967, 68, 131; Zehebi (748/1347), Siyer-ü A’lami’n-Nübela (thk. Şuayib el-Arnavut, Hüseyin el Esed), I-XI, Beyrut 1981; IV,422-423, 432; İbn Hacer (852-1458), Tehzibü Tehzib, I-XII, Beyrut 1968,VII,183.

[2] Zehebi, Tarihu’l-İslam, I-IV, Kahire 1947-49, IV, 31; Nübela,IV, 422-23.

[3] İbn Sa‘d ( 230/844 ), et-Tabaktü’l-kübra, I-VIII, Beyrut 1957-60, 5-179, 208; Zehebi, Tarih, IV, 32; Nübela, IV, 423; İbn Hacer, Tehzib,VII,183-184.

[4] Zehebi, Nübela, IV, 423.

[5] İbn Sa‘d, Tabakât, VII, 77; Belâzürî (279/ 992), Ensabu’lEşraf, I. Kısım (thk. Muhammed Hamidullah), Mısır 1959; I, 421; Zehebi,Nübela, IV, 432.

[6] İbn Hallikan (681/1282), Vefayatü’l-A’yan, (thk. Muhammed Muhyiddin Abdulhamid), I-III, Kahire 1948, II, 421;Zehebi, Nübela, 421,424; Tezkiretü’l-huffaz,I-IV, Hindistan 1958; I, 62.

[7] el-Isfahani (430/1038), Hılyetü’l-Evliya ve Tabakatü’l-Esfiya, I-X, Mısır, 1932-1938, II, 176; Zehebi, Nübela, IV, 431.

[8] Taberi (310/922), Tarihu’r-rusul ve’l-muluk (thk. M. de Goeje), I-XV, Leiden 1879-1965, II, 82-83.

[9] Vakıdi (207/822), Kitabu’l-Megazi(thk.Marsden Jones), I-III, Kahire 1964-66, I,Mukaddime, 20.

[10] Zehebi, Tarih IV, 33; Nübela IV, 432.

[11] Watt, İslam Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. Ethem Ruhi Fığlalı), Ankara 1981,s.83.

[12] Belâzürî, Ensab, 5. Kısım, (thk.S.D.F. Goitein), Jerusalem 1936, V, 370-372,Dineveri (282/895), Ahbaru’t-Tıval, Kahire1330, 305.

[13] İbn.Hallikan, Vefeyatü’l-A’yan II,

[14] Zehebi, Nübela, IV, 429.

[15] Horovitz, el-Megazi’l-ula ve müellifuha, Kahire 1949, s.15.

[16] İbn Hallikan, II, 421; Zehebi, Tarih,IV, 33-34; Nübela; IV,428.

[17] Zehebi, Tarih, IV, 34; Şarani,Tabakatü’l-kübra, (trc.Abdulkadir Akçiçek),İstanbul 1948, I,106.

[18] Şarani, Tabakatü’l-kübra, I,106.

[19] Zehebi, Nübela, IV, 431.

[20] İbn Sa‘d, Tabakât, V,182; Taberi,Tarih II, 1266; İbn Hallikan, Vefeyatu’l-a’yan,II, 421; Zehebi, Tarih, IV, 34; Nübela, IV, 434.

[21] Zehebi, Tarih, IV, 32; Nübela, IV,425, 433.

[22] Zehebi, Nübela IV, 424; Şarani,Tabakatü’l-Kübra, I, 106.

[23] İbnü’l-Cevzi (597/1201), Sıfatü’ssafve,I-IV, Haydarabat 1355-6, II, 47.

[24] El-Isfahani, Hılyetü’l-Evliya, II,178; İbnü’l-Cevzi, Sıfatü’s-Safve, II, 48; İbnHallikan, Vefayatü’l-A’yan, II, 19; Zehebi,Tarih, IV, 32; Nübela, IV, 426.

[25] Horovitz, 17.

[26] Vakıdi, el-Megazi, I, Mukaddime,20-21.

[27] Katib Çelebi, Keşfü’z-zünun, I-II,İstanbul 1941, II, 17,47.

[28] İbn Sa‘d Tabakât, V-129; İbnü’l-Cevzi, Sıfatü’s-Safve, II, 43; Zehebi, Tarihü’lİslam,IV, 31; Nübela, IV, 421-422.

 


Prof. Dr. Irfan AYCAN