Allah’ın Aslanı: Hz. Ali bin Ebû Tâlib

Allah’ın Aslanı: Hz. Ali bin Ebû Tâlib

Hz. Ali (ra) Miladi 600 yılında,Nübüvvetten 10 yıl önce Mekke’de dünyaya geldi. Babası Efendimiz’in de (sas) amcası olan Ebû Tâlib b. Abdülmuttalib’dir. Annesi yine Allah Resûlü’nün (sas)“annemden sonra annem” diye hitap ettigi Fâtıma bt. Esed’dir. Künyesi Ebû Hasan, lakapları ise Ebû Turâb(topragın babası), Haydar-ı Kerrar(aslanlar aslanı), Murtezâ(razı olunmus) ve Esedullâhi’l-galib’dir(Allah’ın her savasta galip gelen aslanı). Efendimiz’in (sas) amcasının oglu, damadı ve en yakın arkadasıdır. Amcası Ebû Tâlib maddî sıkıntı yasadıgı devrede Allah Resûlü (sas) Hz. Ali’yi kendi himayesine almıs ve böylece o Ehl-i Beyt medresesine girmisti. Tebuk dısında tüm gazvelere ve birçok seriyyeye katılmıstır. Ayrıca vahiy kâtipligi ve hac emirligi görevlerini de yapmıstır. Resûlullah’ın (sas) kızı Hz. Fâtıma (ra) ile evli iken baska bir evlilik yapmamıs, onun vefatından sonra birden çok evlilik gerçeklestirmistir. Bu evliliklerinden Hasan (ra)ve Hüseyin (ra) basta olmak üzere on dört oglu ve Zeyneb ve Ümmü Gülsüm ile beraber de toplam on sekiz kızı vardır. Allah Resûlü’nden bize 586 hadis rivayet etmistir. Ilmin izzetini hakkıyla tasıyan, hem âlim hem yigit bir asker olan Hz. Ali (ra), Miladi 24 Ocak 661/ Hicri 17 Ramazan 40’ta Kûfe’de sehit edilmistir.[1]

 

ILK NAMAZ, ILK IMAN

Hira Dagı’na nur inmisti. Allah Resulü (sas) korku ve heyecan ile esi Hatice’sine kosmustu. Mekke karanlık günlerinden, Islam’ın aydınlık günlerine Hatice’nin(r.anha) hanesinden yayılacaktı. Yalnız o evde biri daha vardı. Efendimiz (sas) amcası Ebû Talib’in yükünü hafifletme adına ondan oglu Ali’yi almıstı. Daha on yaslarında iken küçük Ali Hz. Peygamber’in hanesinin bir çiçegi olmustu. Allah Resulü (sas) ve esi Hz. Hatice annemiz Islam’ın gelmesi ile beraber en mühim ibadet olan namazı kılmaya baslamıslardı. Yalnız onlar namaz kılark en arkada küçük gözleri ile onları takip eden birisi vardı.Bu gözlerin sahibi Ali b. Ebî Tâlib idi. Namaz bittikten sonra merak ve heyecan ile Efendimiz’e (sas) bu yaptıklarının ne oldugunu sordu. Allah Resulü (sas): “Ey Ali! Bu Allah’ın begendigi dindir. Seni bir olan Allah’a imana davet ediyorum. Insanlara ne faydası, ne de zararı dokunmayan putlara tapmaktan sakındırıyorum!” diye buyurdu. Daha on yasında olan Ali (ra) bir an tereddüt yasadı ve bunu babası Ebû Tâlib’e danışacağını söyledi. O gece uzun uzun düşünen Ali (ra) sabah olunca büyüklerin edecegi o müthis sözü, küçük bedeni ile Allah Resulü’ne (sas) söylemisti: “Allah beni yaratırken Ebû Tâlib’e sormadı ki, ben de O’na ibadet etmek için gidip babama danısayım!” Bu muhtesem söz ile Islam’a ilk girenlerden olmaya hak kazanıyordu.Hz. Ali (ra) Peygamber’in (sas) terbiyesinde yetisen bir çocuktan da ancak böyle bir güzellik beklenirdi.[2]

KÜÇÜK BIR EL

Islam’ın henüz ilk yıllarında henüz tüm insanlara davet emri gelmemisti. Yüce Allah, kendi elçisine ilk yıllarda söyle emretti: “(Önce) en yakın akrabanı uyar. Müminlerden sana uyanlara kanatlarını indir.”[3] Bu ilâhî emri uygulamak için Allah Resulü (sas) Hz. Ali’ye tüm akrabalarını yemege davet etmesini söyledi. Bu ilk daveti, yemegi bahane ederek Allah Resulü’ne (sas) bir tek kelam dahi ettirmeden amcası Ebû Leheb dagıtmayı basarmıstı. Efendimiz (sas) ümitsizlige düsmeden bir kez daha Ali’ye (kv) yemek tertip etmesini söyledi ve bu yemekte Allah Resulü (sas) ayaga kalkarak amcalarına, halalarına ve tüm yakın akrabalarına söyle hitap etti: “Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi, Araplar içinde benim size getir digim, dünya ve ahiretiniz için hayırlı olan seyden daha üstün ve hayırlısını kavmine getirmis baska bir kimse bilemiyorum!Ben, sizi dile kolay gelen, mizanda ağır basan iki kelimeye davet ediyorum ki o da ‘Eshedü en lâ Ilâhe Il lallah ve eshe dü enne Muhammeden Re sû lul lah/ Allah’tan baska ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun resûlü olduguna se hâ det ederim’ demenizdir.” Bu sözü söyledikten sonra su çagrıda bulundu: “O hal de, hanginiz bu yolda bana icabet ederek vezirim ve yardımcım olur?” Allah Resulü’nün (sas) evini bir anda sessizlik kapladı. Sanki bu yüce çagrıyı kimse duymamıs gibi davranıyorlardı. Bu hitaba kimse sahip çıkmıyordu. Yalnızca küçük bir el kalktı bu hitabı üstlenmek için. Bu elin sahibi kocaman yürege sahip Hz. Ali (kv) idi. Efendimiz (sas) henüz küçük oldugu için ve bu hitabı baskalarının üstlenmesi için Hz. Ali’ye: “Sen otur!” dedi. Resul-i Ekrem (sas) çagrısını üç kez tekrarladı ve her defasında Ali (ra) elini havaya kaldırdı. En sonunda Hz. Ali (ra): “Ya Resûlallah! Sana, ben yar dımcı olurum!Her ne ka dar bunların yasça en küçügü isem de!” diyerek Resul-i Ekrem Efendimiz’in (sas) çağrısını sahipsiz bırakmamıstır.[4]

MUSA’NIN (as)

O davette Ebû Leheb basta olmak üzere kimileri Ali’yi küçümsediler, kınadılar ve Allah Resulü’ne de  ‘iste bu çocuk sana yeter’ dercesine tavır sergilediler. Tarih onları haklı çıkardı ve o güzide çocuk âlemlere rahmet Efendimiz’e (sas) her alanda yetisti. Tebuk dısında tüm gazvelere ve birçok seriyyeye katıldı. Tebuk’a da katılmak istiyordu lakin Allah Resulü (sas) gözü arkada kalmaması için onu ailesinin yanında bıraktı. Bazı kimseler Ali’nin (ra) Tebuk’a katılmayısında ötürü farklı söylentiler ortaya çıkardılar. Bu sözlere dayanamayan Hz. Ali koşarak orduya yetisti ve Efendimiz’e (sas): “Ya Resulallah! Siz beni çocuklar ve kadınlar arasında mı bırakıyorsunuz?”diye sordu. Allah Resulü (sas) durumu anlayınca Ali’yi hem teskin etmek için hem de takdir etmek için söyle buyurdu: “‘Benim yanımda Harun’un Musa’nın yanındaki gibi bir konumda olmaya razı olmaz mısın?Ancak benden sonra hiçbir Peygamber olmayacaktır.”[5] Hz. Ali (kv), Efendimiz’den (sas) bu ifadeleri duyunca gönlü sükûnete erdi ve geri döndü.

EN TATLI UYKU

Allah Resulü’nü (sas) gölge misali takip eden Hz. Ali’ye çok zor bir görev verilmisti. Efendimiz (sas), Hz. Ebubekir (ra) ile hicrete çıkacağı zaman düsmanın onların gittiğini fark etmemesi için Nebi’nin (sas) yatagına Hz. Ali yatacaktı ve ayrıca Efendimiz’e (sas) verilen emanetleri sahiplerine iade edecekti. Bu yatakta ebedî uykuya dalmak vardı ama Ali (ra) hiç tereddüt etmeden o yatağa yattı. Müsrikler evin etrafında toplanmıslar, Allah Resulü’nün (sas) evden çıkmasını bekliyorlardı. Allah’ın yardımıyla o evden Efendimiz (sas) müsriklere görünmeden çıkmış ve kutlu hicrete baslamıstı. Müşrikler sabaha kadar beklediler ve sabah hane-i saadetin penceresinden baktıklarında yatakta Efendimiz’in (sas) yattıgını zannettiler. Daha fazla beklemekten sıkılan müşrikler eve daldılar ve yatagı kaldırdıklarında Hz. Ali’yi görünce saskına döndüler. Efendimiz’in (sas) nerede oldugunu sordular ama cevap alamayınca hemen pesine düsmek için sağa sola kosturdular. Ölüm-kalım sınavı verilen o yataktan kalkan Hz. Ali emanetleri insanlara teslim etti ve üç gün sonra o da hicret etti. Hicret esnasında ayakları sismis ve yaralanmıstı. Medine’ye vardığında Efendimiz (sas) onun ayaklarını elleriyle oksamıs ve sifa bulması için dua etmisti. [6] Aradan yıllar geçince Kûfe’de Hz. Ali gençlere o günü anlatırken oradakiler o gün nasıl o yatakta yattıgını soruyorlar. Bu soru üzerine Hz. Ali (kv) su cevabı veriyor:“Elli küsur yasındayım. Vallahi hâlen o geceki uykuyu arıyorum.” Keskin kılıçlar altında en tatlı uykuyu bulmuş Allah’ın Aslanı.

HAYBER’IN ASLANI

Islamiyet hızla yayılırken Islam’ın nuru Hayber’in kalelerine dayanmıstı.Çogunlugu Medine’den sürgün edilen Yahudilerden ve bazı kabilelerden olusan Hayber’in fethi kolay gözükmüyordu. Islam ordusu Hayber’i muhasara altına almıs, kalelere girmek için çaba sarf ediyordu.Muhasara devam ederken Allah Resulü (sas) söyle buyurdu: “Yarın sancagı öyle birisine verecegim ki, Allah ve Resulü onu sever, o da Allah ve Resul’ünü sever. Allah, onun eliyle fethi gerçeklestirecektir.”Efendimiz’in (sas) bu müjdesinin ardından herkesi merak sardı. Ashab bu serefe layık olmak istiyordu. Hz. Ömer de onlardan birisi idi. Aradan zaman geçince o gün için Hz. Ömer söyle diyecekti: “O günkü kadar kumandanlığı hiçbir zaman arzu etmedim.Sancak için çagrılırım diye ümitle bekledim.” Herkes sancagın kendisine verilmesini beklerken Allah Resulü (sas) sancagı istedi ve: “Ali nerededir?” buyurdu. Orada bulunanlar Hz. Ali’nin gözünden rahatsız olduğunu söyleyince Resulullah (sas) Ali’yi getirmelerini istedi. Ali (ra) gelince Nebi-i Zisan (sas) mübarek eliyle onun gözlerini meshetti ve söyle dua etti:“Allah’ım! Sıcagın ve sogugun sıkıntısını Ali’den gider.” Hz. Ali’nin gözleri sifa bulunca Resulullah (sas):“Allah sana fethi nasip edinceye kadar yürü!” buyurdu.[7] Hz. Ali (ra) Hayber Kalesi’nin önüne geldi ve sanlı beyaz sancagı oraya dikti. O anda karsısına Hayberlilerin en cesur adamlarından Merhab çıktı. Merhab iki kat zırh ve iki adet kılıçile Hz. Ali’ye meydan okudu. Hz. Ali (kv) ve Merhab ilk olarak sözleriyle savastılar, birbirlerine kahramanlıklarını serdettiler. Kılıç sesleri meydanı sardı ve Hz. Ali ve Merhab teke tek mücadele ettiler. Allah’ın her daim galip aslanı Ali (ra) Merhab’ı da yere sermisti Allah’ın yardımıyla. Bu manzaraya sahit olan Resul-i Ekrem Efendimiz: “Sevinin, artık Hayber’in fethi kolaydır!” buyurdu. Islam ordusu hep birden kaleye hücum ettiler. Rivayet edilir ki Hz. Ali kalenin kapısını söküp atmıs ve içeriye girmisler. Daha sonra o kapıyı yerinden kaldırmak için gelenler onu yerinden kaldıramamıslar. Bu da Allah’ın o an için Hz. Ali’ye ikramı olsa gerek. Böylece harp bitmis, Hayber de Islam olmustu.[8]

RESULULLAH’IN (sas) KARDESI

Medine’ye hicret edildigi zaman Allah Resulü’nün (sas) ilk yaptıgı islerden biri ve belki de en önemlisi muâhat (kardeslestirme) idi. Efendimiz (sas) Muhacir ve Ensar’ı birbirine kaynastırmak ve daha baska birçok sebepten dolayı kardes kılmıstı.Ensar’dan bir sahabeyi ona denk Muhacir bir sahabe ile kardes kılan Efendimiz (sas) o gün Ali’nin (ra) ismini anmamıstı. Hz. Ali de mahzun bir sekilde Efendimiz’e (sas) gelmiş ve kendisine kardes kılınmadığını söylemisti. Tebessümü ile gönüllere sükûnet veren Resul-i Ekrem (sas) Ali’ye gülümseyerek: “Ey Ali! Sen benim dünya ve ahiret kardeşimsin” buyurmustu.[9] Hz. Ali bunu duyunca çok sevinmisti çünkü o en güzel kardesligi edinmisti.[10] Allah Resul’üde (sas) de Ali’nin sevinmesinden ötürü mutlu olmustu.***

ÜMMETIN EN ZOR IMTIHANLARI

Aradan yıllar geçmis ve Hz. Osman’ı asilerin sehit etmesiyle hilafet makamı sahipsiz kalmıstı. Dönem çok zor oldugu için kimse halifelik makamını üstlenmek istemiyordu. Medine’de bulunan sahabeler ve bazı kimseler Hz. Ali’nin halifelige geçmesini istemis ve ona biat etmislerdi. Hz. Ali de her ne kadar arzu etmesede ümmetin vahdeti ve iyiligi için bunu kabul etmişti. Ancak isi pek de kolay olmayacaktı. Halifelige geldiği ilk yıl Hz. Osman’ın katillerinin bulunması problemi ile karsı karsıya geldi. Hz. Ali bunun kolay olmadığını zaman gerektirdigini söylese de Hz. Aise, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam basta olmak üzere pek çok kimsenin katıldıgı, Islam’da kardesin kardesle savastıgı Cemel Vakası (H.36) meydana geldi. Hz. Ali istemeyerek Hz. Aise ordusunun karsısına çıktı ve galip geldi. Bu savasın meydana gelmesinin gerekçesi tamamen içtihat farklılıgı idi. Her iki taraf da kendi içtihadı ile hareket etmis ve bu savas meydana gelmisti.Hz. Ali (ra) karsı taraftan sehit olan kardesleri için gözyası döktü.[11] Imtihanlar bitmiyor aksine daha fazla agırlasıyordu. Hz. Muaviye basta olmak üzere Benî Ümeyye, Hz. Osman’ın katillerinin hemen cezalandırılmasını istiyor ama Hz. Ali (kv): “Davasız, hüccetsiz, delilsiz had ikame edilemez.” diyor ve katillerin bulunması için zaman istiyordu.[12] Daha fazla sabredemeyen Hz. Muaviye halifeligini ilan etti. Durum daha fazla karısık bir hal almıstı. Bu durum yine sonuç olarak harp ile neticelendi. Özellikle Hz. Muaviye cephesinden bakıldığında mevcut durum hilafet-saltanat meselesine dönmüstü. Ümmet zor bir imtihandan daha geçecekti ve takvimler H.37’yi gösterdiginde yine kardes kardese kılıç çekmisti. Sıffîn Savası meydana geldi ve birçok sahabe sehit oldu. Bunlar yetmiyor gibi Hz. Ali bir de kendi ordusundan ızdırap gördü. Hariciler Hz. Ali’den ayrılarak ayrı bir problemi ortaya çıkardılar. Emirü’l-Müminîn Hz. Ali H.38 de Haricilerle de savaşa girdi ve birçogunu öldürdü. Çok mücadele verse de onları ortadan kaldırmaya ömrü yetmedi.[13]

REYHANLARIN BABASI

Allah Resulü (sas) Ali’yi (ra) çok sevdiğini kızı Fâtıma’yı (r.anha) onunla evlendirerek bir kez daha göstermisti. Bu güzide evlilikten özellikle Hasan ve Hüseyin’in Efendimiz’in (sas) nazarında yeri çok farklıydı. Onları çok seviyor ve onlarla oyunlar oynuyordu. Hasan ve Hüseyin için Efendimiz (sas) söyle söylerdi:“Onlar benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.”[14]

ILMIN KAPISI

Hz. Ali’nin ismi anılınca akıllara sadece savas degil iyi bir baba, gerçek bir dost, sâlih bir kul ve en önemlisi de ilmî yönden çok üst seviyelerde oldugu gelir. Kur’an ve Allah Resulü’nün  sünnetine sımsıkı sarılmıs, her ikisini de hakkıyla tahsil etmistir. Hz. Ali’yi en iyi bilen de yine Allah Resulü (sas) idi. Onun ilmî yönünü bizlere Resul-i Ekrem Efendimiz (sas) söyle tarif ediyor: “Ben ilmin sehri yim, Ali de kapısıdır. Ilim ögrenmek isteyen, onun kapısından gelsin.”[15] Hz. Ali de özellikle Kur’ân ilmindeki durumunu söyle anlatırdı: “Vallahi, bir ayet inmis olmasın ki, o ayetin ne için nazil oldugu, nerede nazil oldugu ve kimin için indiğini bilmeyeyim. Allah bana, idrak eden bir kalp ve açık bir dil verdi.”[16] Hz. Ömer (ra) onun fıkhî yönünü söyle açıklıyordu: “Ali b. Ebû Tâlib bizim en iyi hüküm verenimizdir.”[17] Sahabenin en fakihlerinden Ibn Abbas dahi onun için su cümleleri kullanırdı: “Ali’den bir tespit geldiginde asla baska bir yere bakmazdık.”[18]

ŞEHADET

Tarihin en zorlu seneleri Hz. Ali’nin halifeligine denk gelmisti. Tüm gayret  ve çabasına ragmen insanlar onu anlamamıs ve hem halifeyi hem de Müslümanları zor durumda bırakmıslardı. Hz. Ali, hakem olayından sonra Kûfe’ye çekilmis ve Hz. Muaviye’ye karsı tekrar sefere çıkmak için hazırlıklara baslamıstı. Yalnız ordusu yorulmus ve artık savasmaktan imtina ediyor idi. Buna ragmen o orduyu büyük bir arzu ile hazırlayabilmisti. Yalnız intikam yemini eden Haricî Abdurrahman b. Mülcem bir sabah namazı Hz. Ali’yi zehirli hançeri ile yaralamıstı. Emirü’l-Müminîn aldıgı bu yaraya ancak iki gün dayanabilmisti. Allah Resulü’nün damadı, amcasının oglu, cesur askeri, halifesi mübarek Ramazan ayında H.40’ta gözlerini dünyaya kapatmıstı.[ 19] Dünya uykusundan uyanmıstı. Kendisi söyle söylerdi: “Insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”[20] En güzel mertebe olan sehadet ile ebedî âleme göç etti. Allah ondan razı, o da Allah’tan razı…

 

 

[1] Detaylı bilgiler için bkz. Fıglalı, Ethem Ruhi, “Ali”, DIA, II, s.371-374.

[2] Ibn Hisam, Sîre, 1/262-264.

[3] Suara, 26/214-215.

[4] Taberî, Târih, c. 2, s. 217; Ibn Kesir,Sîre, c. 1, s. 459.

[5] Buhârî, Megâzî, 78; Müslim,Fezâilü’s-Sahâbe, 30,32.

[6] Ibn Sa’d, Tabakât, c.8, s.18.

[7] Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe: 33-34;Ibn Hacer, el-Isabe, c.2, s.1296.

[8] Ibn Sa’d, Tabakât, c.2, s.110-112.

[9] Tirmizî, 3720; Hakîm, Müstedrek,3/14.

[10] Ibn Sa’d, Tabakat, c.3 s.22; Ibn Hacer, el-Isâbe, c.2, s.1294.

*** Ibn Habîb, Efendimiz’in(sas) Mekke’deki kardesinin Hz. Ali, Medine’deki kardeşinin Sehl b. Huneyf oldugunu söylemektedir.

[11] Fıglalı, Ethem Ruhi, “Cemel Vak’ası”, DIA, VII, s. 320-321; Ibn Hacer, el-Isâbe, c.2, s.1296.

[12] Ibn Hacer, el-Isâbe, c.2, s.1297.

[13] Yigit, Ismail, “Sıffîn”, DIA, XXXVII,s. 107-108; Ibn Hacer, el-Isâbe, c.2, s.1297.

[14] Tirmizî, Menâkıb: 31.

[15] Tirmizî, Menâkıb: 20.

[16] Ibn Sa’d, Tabakât c.2 s.342.

[17] Ibn Sa’d, Tabakât c.2 s.342.

[18] Ibn Hacer, el-Isâbe, c.2, s.1297.

[19] Ibn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihaye, VIII, 16; Fıglalı, Ethem Ruhi, “Ali”, DIA, II,s.374.

[20] Kandemir, M.Yasar, “Ali”, DIA, II,s.375.

 

 

 


Kürşat ASLAN