Asr-ı Saadet’te Bir Kara Propagandacı: Nadr bin Haris

Asr-ı Saadet’te Bir Kara Propagandacı: Nadr bin Haris

Nefsinin çirkinliği yüzünden okunuyor. Azgınlığı had safhada… Hakikate kalbi kilit… Şerre anahtar dili… Fesatlıktan her hareketi kötülük… Sözleri cahillerden cahilce. Tercihi küfürden yana. En Güzel’i (sas) incitmekte birincilerden… Zulmün söz sahiplerinden. Öylesine düşman ki Allah’a, Resûl’e hatta kendine, kapatmış tüm kapılarını. Tüm ömrüne bulaştırmış haramın her çeşidini. Kendini Şeytan’a teslim etmiş, o ne derse onu yapıyor. Sözlerin en güzelinden nasibinialmamış. Hayatındaki en büyük nimet, Resûlullah’ı (sas) gördüğü gözleri. Ondan başka ne bir iyiliği ne bir nasibi ne de bir aydınlığı var. Sesi gür çıkanlardan, küfür adına… İnsanlığı aydınlatan o kandilin ışığını söndürmek için türlü türlüoyunlar oynarken, zehirlendiğinden haber yoktu. O, ışığı söndürmeye çalıştıkça ışık daha da ışıldıyor, kendisi daha fazla dibe batıyor, daha fazla yok oluyor, daha fazla sönüyordu. Küfrün bataklığında kaybolmuştu. Reddetmişti kula kul olmaktan kurtulmayı. Allah’tan başka,Allah Resûlü’nden başka herkesi memnun etmek için fazladan uğraşıyordu.Nifaktan başka hiçbir şeye zihni. Battıkça batmak yaptığı tek şeydi. O gelmeden fesatlığının kokusu geliyordu. Olduğu ortam küfür kokuyordu. Asr-ı Saâdet’in en kara yüzlü adamlarından biriydi. Nadr b. Haris’ti[1] o.

Hz. Peygamber’in en kötü, en öndeki, en azılı ve en aşırıya giden düşmanlarından birisiydi. Ud çalmayı öğrenmişti. Tek amacı hakkın ve hakikatin sesini kısmaktı. Bazıları cennetle müjdelenirken, o şu ayetin muhatabı olmuştu: “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”[2] Elbette başarılı olmadı. Çabaları onu cehennemin en dibine gönderdi.Allah Resûlü (sas) konuşunca etkilenenlerin akıllarını karıştırmak saz çalar, şarkı söylerdi. Kendini her daim Cevamiu’l-Kelim olan, sözlerin en güzelinin sahibi olan Peygamberimiz ile karşılaştırır, herkesçe cevabı malum olan o soruyu sorardı; “Hangimiz daha güzel konuşuyoruz; ben mi, Muhammed mi?”[3]

Kureyş’in şeytanı

İçi öyle kötülük ve kinle doluydu ki Allah Resûlü’nü avazı çıktığı kadar yalanlayan, onu inciten, elinden geldiği her şekilde sesini bastırmak isteyen ve ashaba diliyle en çok eziyet edenlerdendi. Zekiydi ve sözü dinlenirdi. Fesatlığı birçok kişiden fazlaydı. İbn Hişam onu anlatırken der ki; “O, Kureyş’in şeytanlarından birisiydi.”[4] Yalanın, düzenbazlığın, işkence etmenin ve bu yöndeki tüm fikirlerin liderlerinden biriydi. Onun için yalan söylemek kadar basit ve kolay bir şey yoktu.

Kur’ân’la rekabet etmeye çalışırdı. Allah Resûlü (sas) konuşmaya başlayınca, “…(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından (esâtirü’l-evvelînden) başka bir şey değildir.”[5] der ve kendini öne atıp öğrendiği başka hikayeleri anlatmaya başlardı. Bu şekilde birçoğunu Kur’ân’ı dinlemekten alıkoyardı.Kur’ân’ın sesi Mekkelilere ulaşmasın diye elinden gelen her şeyi yapardı. Çünkü bilirdi ki hakikat orada. Çünkü bilirdi ki kendisi de az bir kulak verse hemen etkilenecekti. Doğruluğunu bildiği halde ondan yüz çevirdi. Kur’ân’a, Peygamber’e yüz çevirmek demek ona göre itibarını korumak demekti, çıkarlarına zarar vermemek demekti, nefsani tüm arzularını rahatlıkla yapmak demekti. Eğer kulak verseydi, hakkın yanında olacaktı. Eğer kulak verseydi kazananlardan olacaktı, en güzellerden birisi olacaktı. Dünyadaki köşkleri cennettekilere tercih etti. Resûlullah’ı kara yüzlü adamlara tercih etti. Eğer kulak verseydi kurtulacaktı. Vay onun haline!

Başı gelen büyük iş

Bile bile bu yolu seçti. Doğrunun ne olduğunu, nerede olduğunu bile bile helak olmayı yeğledi. Dünya hırsına tüm ahiretini yaktı. Bile bile… Öyle ki bir gün Mekkelilere demişti ki; “Ey Kureyşliler! Başınıza öyle bir iş açılmıştır ki artık siz onun üstesinden gelemezsiniz. Muhammed henüz gencecik bir delikanlı iken sözce en doğrunuz, emanetçe en emininiz idi ve en çok ondan razıydınız.

Saçlarına ak düştüğü ve size bir dava ile geldiği zaman ona sihirbaz dediniz. Hayır o sihirbaz değildi; zira biz sihirbazların ne yaptıklarını biliriz. Ona kâhin dediniz. Hayır o kâhin değildi; zira onların sözlerindeki secileri biliriz. Ona şair dediniz. O şair değildir; çünkü biz şiiri ve o sanatıninceliklerini biliriz. Sonra ona mecnun dediniz. Hayır o mecnun değildir; çünkü biz mecnunları da biliriz. Onun ne karıştırması vardır ne de vesvesesi. Ey Kureyşliler, durumunuzu bir düşünün! Gerçekten başınıza büyük bir iş gelmiştir.”[6] Kendi eliyle, diliyle, kapattığı kalbiyle ateşe attı kendini. Kur’ân’ı alaya alarak birçok kez tesirini yok etmek için çalışmalar yaptı.

Allah’ın diniyle ve Allah’ın Resûlü’yle savaşmak için türlü türlü oyunlar oynadı. Her zorluğa karşıRabbine dayanıp mücadele eden Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz ise asla bıkmadan Mekkelilere Allah’ı anlatıyor, onları kötülükten sakındırıyor, önceki kavimlerden örnekler veriyor, olur da ibret alırlar diye helak sebeplerini anlatıyordu. Nadr b. Haris, Peygamberimizi her an gözetliyor, onun ayrıldığı ortamlara anında giriyor, sözlerin en güzeline sahip olanın bıraktığı tesiri ve insanların inanca olan meyillerini yok etmek ve zihinlere şüphe düşürmek adına bir şeyler söylüyordu.

Sema’dan konuşanın peşindeki kara propagandacı

Peygamberimiz (sas) Ebû Uhayha Saîd b. Âs’ın yanına uğrar, ona İslâmiyet’i anlatırdı. Ebû Uhayha, Peygamberimiz (sas) hakkında “O, semadan konuşuyor!” demeye başlamıştı. Nadr b. Haris, Ebû Uhayha’nın yanına gidip: “İşittiğime göre; sen Muhammed’in sözlerini güzel buluyor, beğeniyormuşsun.Bu nasıl olur! O, ilahlara dil uzatıyor!Baba ve atalarımızın cehennemde olduklarını söylüyor! Kendisine tâbi olmayanları azapla tehdit ediyor!” dedi. Bunun üzerine, Ebû Uhayha, Peygamberimize (sas) düşman kesildi. Allah Resûlü’nü (sas) ve tebliğ ettiklerini kötülemeye “Doğrusu, biz bunun getirdiklerinin bir benzerini daha işitmedik! Böylesi ne Yahudilikte ne de Hıristiyanlıkta var!” demeye başladı.[7] Buna rağmen artık onun sözlerinin bir etkisi kalmamıştı. Hak her zaman olduğu gibi kendini belli ediyor ve doğruluğunu Resûlullah’ın diliyle haykırıyordu. Perdesini aralayan herkesi hidayet nurundan nasiplendiriyordu. Nadr, artık yapacak bir şeyi kalmadığını anlayınca çeşitli yollara başvurma çabasına girdi. Her türlü fesatlığa kapı aralıyordu. Ama yaptıkları hiçbir plan Allah’ın planlarından öte değildi. Haksızlığı hak zanneden adamlar her defasında olduğu gibi yine kaybedecekti ve öyle de oldu.

Kur’ân-ı Kerim’de Nadr b. Haris

Kur’ân-ı Kerim’de birçok ayet ya dolaylı ya da doğrudan olarak Nadr b. Haris ile alakalıdır. Bunlardan birkaç tanesi şu şekildedir:

Casiye Suresi, 7-11. Ayet

“Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin! O, Allah’ın kendisine okunan ayetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir. İşte onu acı bir azap ile müjdele! (O) ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de Allah’ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.”

En’am Suresi, 25. Ayet

“Onlardan seni (okuduğun Kur’ân’ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: “Bu Kur’ân eskilerin masallarından başka bir şey değildir.” diyerek seninle tartışırlar.”

Enfal Suresi, 31-32. Ayet

“Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: “(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” Hani (o kafirler) bir zaman da: Ey Allah’ım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.”

Ölümü

Küfürde o kadar çok ileri gitmişti ki esir düşüp öldürülmesi emredilenlerden birisi olmuştu. Müslümanlara yapılan birçok işkencelerin içerisinde kendisi de bulunuyordu. Hz. Peygamber’e öldürme planları yapanlardan [9]ve evine gidip muhasaraya katılanlardan biri de oydu. Bedir Gazvesi sırasında müşriklerin sancağını taşıyordu. O sırada esir düşmüştü. Allah Resûlü’nün (sas) vermiş olduğu emirle Hz. Ali (ra) tarafından öldürüldü.Yaptığı tüm mücadele haksız olduğu için başarısız olmuştu. Sonunda yine kaybeden o oldu. Tüm çabaları, oyunları, malı, mevkisi, dostları (!) ona hiçbir fayda vermedi. İslam’ın sesini kısmak için uğraştı ama kendi sesini kısmaktan, kendini yok etmekten başka hiçbir işe yaramadı. İşkenceleri, düzenbazlıkları,hain planları asla başarıyla sonuçlanmadı. Kendinden başka hiçbir şeye zarar veremedi. Allah, dinini ondan ve onun gibilerden korudu. Yanındaki adamlar Ebu Cehil’di, Ukbe b. Ebu Muayt’tı, Übey b. Halef’ti, Velid b. Muğire’ydi.

Allah Resûlü gibi yanında bir Ömer (ra) yoktu konuştuğunda onu tasdikleyecek ayetler inen. Bir Ebu Bekir (ra) yoktu doğruluktan bir adım ayrılmayan. Bir Talha (r.a.) yoktu daha yaşıyorken şehit olan. Bir Ammar (ra) yoktu cennetin özlediği bir yiğit olan. Bir Ali (ra) yoktu çocuk sesiyle “Ene/Ben!” derken yeri göğü inleten. Yanındaki adamlar kadar değersizdiyaptıkları. Hiçbir faydası olmadı onlara da kendisine de. Ne yapmışolursa olsun Allah dinini kıyametekadar koruyacak… Ona, onun yanındakilere ve onun gibi olan herkese son sözümüz; “İslamiyet güneş gibidir, üflemeklesönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözü kapayan yalnızca kendine gece yapar.”[10]

 

 

[1] Geniş bilgi için bkz. İbn Sa’d,Tabakât, I, 153, 188, 215.

[2] Lokman Suresi, 31/6.

[3] Aycan, İrfan, “Nadr b. Haris” DİA,XXXII, 280, 281.

[4] İbn Hişam, es-Sîre, I, 230

[5]Enfal Suresi, 8/31.

[6] Aycan, İrfan, “Nadr b. Haris” DİA, XXXII, 280, 281.

[7] Belâzürî, Ensabu’l-eşraf, I, 140,141.

[8] Mearic Suresi, 70/1; Furkan Suresi,25/4,5.

[9] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, IV.162.

[10] Nursi, Said, Münazarat, s. 9.


Merve IŞIK