Asr-ı Saâdet'ten Günümüze Cihad

Asr-ı Saâdet'ten Günümüze Cihad

" Geçmişten günümüze Müslümanlar cihadı nasıl anlamışlar ve cihad hayatlarında ne tür bir rol oynamıştır?"

İslam literatüründe cihadın birçok anlamı olmakla birlikte daha çok “nefisle mücadele”, “İslam'ı tebliğ” ve “düşmanla savaşma”manası ön plana çıkmaktadır. Bu anlamları destekleyen pek çok ayet ve hadis bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerim’deki bazı ayetlerde cihad, doğrudan savaş anlamında, bir kısmında ise Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yaşama çabasışeklinde özetlenebilecek olan genel anlamıyla geçmektedir. Hadislerde de cihad teşvik edilmiş, cihadın fazileti, kime karşı ve nasıl yapılacağı üzerinde durulmuştur.

Cihadın hukukî bir mahiyet arz etmesi ve birtakım hukukî sonuçlar doğurması sebebiyle İslam hukukçuları "gayrimüslimlerle savaş” şeklindeki özel manasını ön plana çıkararak cihada“Allah yolunda can, mal, dil ve diğer vasıtalarla savaşmak”anlamını vermişlerdir.

Bununla birlikte cihadın sadece savaştan ibaret olduğunu düşünmek ve cihada yalnız savaş anlamını vermek, Kur’ân ve sünnetin ortaya koyduğu cihad anlayışına aykırıdır.

İslam dini savaşa ancak Müslümanların can ve mal güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslam’a ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla başvurulacağını hükme bağlamış;İslam âlimleri de bu maksatla yapılan savaşı cihad olarak tanımlamışlardır.

Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine mensup hukukçuların oluşturduğu çoğunluğa göre İslam’da savaş anlamındaki cihadın sebebi, gayrimüslimlerin Müslümanlara savaş açmaları ve tecavüzkâr olmalarıdır. Şâfiîler ise onların kâfir olmalarını başlı başına bir savaş sebebi saymış, Zâhirîlerle bazı Hanbelî ve Mâlikî hukukçular da bu görüşü benimsemişlerdir. Her iki görüşün de Kur’ân ve sünnetten delilleri vardır.

Kur’ân ve sünnetin cihadla ilgili belirlediğihükümleri göz ardı ederek -günümüzdeki bazı Müslümanların yaptığı gibi-cihadı gayrimüslimleri zorla Müslüman yapmanın veya onları öldürmenin meşru bir vasıtası olarak takdim etmek İslam’a yapılan en büyük kötülüktür.

“Mücahid, nefsiyle cihad edendir” (Tirmizî, Fedâilu'l-cihâd, 2) hadisine dayanılarak kulun nefsiyle olan cihadının dış düşmanlara karşı gerçekleştirilen cihada nispetle daha üstün olduğu, zira Allah’ın emirlerine uyma konusunda nefsiyle cihad edemeyen kimsenin düşmanla cihad edemeyeceği belirtilmiştir.

Geçmişte Müslüman topluluklar cihadı, Allah’ın dinini yüceltmek, İslam’ı bütün insanlığa tebliğ etmekve onları İslam’la buluşturmak şeklinde anlamış ve bu uğurda büyük mücadeleler vermişlerdir.

Günümüzdeki cihadın en etkili yolu, cihadı yürütecek kişi ve zümrelerin öncelikle ilim ve imanla donanmaları, bilinçli ve basiretli olmaları, söylemleriyle eylemlerinin uyumlu olması, iyinin canlı temsilcileri durumunda bulunmaları kaçınılmaz bir zarurettir.

Günümüzde cihadın cephe savaşından ekonomi ve kültür mücadelesi alanlarına kaydırılması zarureti doğmuştur.Bununla birlikte savaşa savaşla karşılık vermek de cihadın bir parçası olduğu unutulmamalıdır.


Prof. Dr. Yusuf Ziya Keskin