Resûl’ün ﷺ Havarisi: Zübeyr b. Avvâm (Ra)

Resûl’ün ﷺ Havarisi: Zübeyr b. Avvâm (Ra)

Hz. Zübeyr (ra) Miladi 594 yılında, nübüvvetten 16 yıl önce Mekke’de gözlerini dünyaya açtı. Babası Hz. Hatice’nin kardeşi Avvâm b. Hüveylid, annesi ise Hz. Peygamber’in (sas) halası Safiyye bt. Abdulmuttalib’dir. Künyesi Ebû Abdullah, lakabı ise “Havariyyu Resûl/Resûl’ün Havarisi”dir. Allah Resûlü (sas) ile vahyin ilk anından son anına kadar arada bazı hicretleri olsa da hep beraberdir. Orta boylu, hafif dolgun, ak saçlı, seyrek sakallı ve biraz esmer tenlidir.

Hz. Ebû Bekir’in (ra) kızı Esmâ validemiz başta olmak üzere birçok hanımla evlenmiş ve bu evliliklerinden on bir erkek, dokuz kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Zübeyr b. Avvâm (ra), Peygamber Efendimiz (sas) ile birlikte tüm gazvelere ve birçok seriyyeye katılmıştır. Medine’ye hicret ettiğinde Allah Resûlü (sas) onu Ka’b b. Mâlik (ra) ile kardeş kıldı. Ayrıca Yermük, Mısır’ın Fethi ve Cemel Vakıası gibi önemli savaşlarda da bulunmuştur. Allah Resûlü’nden (sas) bize 38 hadis rivayet etmiştir. İslâm’ın tüm cihana hâkim olması için gayret eden bir asker ve normal yaşantısında dürüst bir tüccar olan Hz. Zübeyr (ra) Miladi Aralık 656/Hicri Cemaziyelâhir 36’daSiba Vadisi’nde şehit edilmiştir.[1]

İlk Muallim Annedir

Mekke kara günleri yaşıyordu Ficar savaşları ile. Bu savaşa Avvâm b. Hüveylid de katılmıştı ve bu savaşta öldürülmüştü. O ölürken ardında Safiyye’yi ve doğmak üzere olan evladını bırakıyordu. Bu küçük çocuk da tıpkı Peygamberimiz (sas) gibi gözlerini dünyaya babasız bir şekilde yani yetim olarak açıyordu. Anne Safiyye ona en sevdiği kardeşi Zübeyr b. Abdulmuttalib’in ismini veriyordu. Küçük Zübeyr babası olmadan büyüyordu, ama annesi onun terbiyesinden bizzat sorumlu idi. Anne Safiyye, küçük Zübeyr’i Mekke’nin zorlu şartlarında mücadele edebilsin diye baskı ve sert koşullarda yetiştirmişti. Dışardan bu durumu görenler Zübeyr’e acıyordu. Amcası Nevfel zaman zaman onu annesinin elinden kurtarıyordu. Bir seferinde yine Zübeyr’i, Safiyye’nin (r.anha) elinden kurtarmış ve: “Sen bu çocuğu öldürecek misin? Bu çocuğa bu kadar yüklenmen doğru değildir! Sen onu öfkeyle dövüyor, düşmanca muamele ediyorsun”[2] diye sitem etmişti. Safiyye (r.anha) amca Nevfel’e ve onun gibi karşı çıkanlara şu şiirle cevap veriyordu:

“Kim ona öfkelendiğimi iddia ederse,

Şüphesiz yalan söylemiş olur

Ben onu sadece iyi yetiştirmek için terbiye ediyorum

O, ileride orduları mağlup edip, ganimetler getirecek,

Malını herkes ile paylaşacak

Yalnız başına evinde hurma ve buğday yiyerek,

Asla cimrilik etmeyecek.”[3]

 

İman Edenlerin Beşincisi

 

Anne Safiyye, küçük Zübeyr’in geleceğini görüyormuşçasına tarif etmişti. Hira Dağı’na Cebrail (as) ilk vahyi taşımış ve Allah Resûlü’nün (sas) kutlu yolculuğu başlamış idi. Bu davayı omuzlayacak yiğitlere ihtiyaç vardı. Hz. Ebû Bekir (ra) iman edenlerin öncüsü olmuş ve çevresinde olan dostlarını da öncü etmek istiyordu. Hz. Ebû Bekir (ra) iman etmiş hemen akabinde Zübeyr b. Avvâm’ın (ra) kapısını çalmıştır. Allah Resûlü’ne (sas) derin muhabbet duyan Hz. Zübeyr, es-Sıddık’ın (ra) getirdiği en sadık haber ile Sadıku’l-masdûk olan Peygamber Efendimiz’e (sas) iman etmişti. İman eden öncü kervana Hz. Zübeyr on altı yaşında, gençliğinin baharındadâhil olmuştu.[4] Şu sözü ile de imanıyla iftihar ediyordu: “Ben iman edenlerin beşincisiyim.”[5]

 

Eski Dostlar Düşman Oldu

 

İslâm’a girmenin bedel ödemek olduğu zamanlar gelmişti Hz. Zübeyr için. Yıllarca kendisine karşı samimi dost olanlar şimdi de düşmanlıklarında en çetin kimselere dönüştüler. Bunların başında ise öz amcası Nevfel b. Hüveylid gelmekte idi. İslâm’dan çıkması için elinden geleni ardında bırakmıyordu. Hz. Bilal’in lisanı ile işittiğimiz ‘ahad ahad’ nidası, bu sefer Hz. Zübeyr’in lisanında yerini almıştı. Amcası onu imanından vazgeçirmek için son çare olarak bir hasıra sarmış ve bir odanın içinde tavana asmıştı. Bununla da yetinmeyip odada ateş yakıyor, Zübeyr’in (ra) nefes almasını zorlaştırıyordu. Defalarca bayılan Zübeyr (ra) odanın içinde ölümle cebelleşiyordu âdeta ama yine de imanından dönmüyordu.[6]

 

Müjdeler Olsun!

           

İşkenceler gün geçtikçe artırılıyor, iman eden o kutlu nesil imanlarının bedelini ziyadesiyle ödüyordu. Allah Resûlü (sas),ashâbına bir çıkış kapısı olarak Habeşistan hicretini göstermişti. İlk kafile on iki erkek, beş kadından oluşuyordu. Bu güzide kafilenin içinde Hz. Zübeyr de yer almıştı. Peygamber Efendimiz’den (sas) ilk defa ayrı kalacaktı. Ama onu gönderen de yine âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah’ın Elçisi idi.[7]Habeşistan’a gerçekleşen ikinci hicrette de Hz. Zübeyr var idi. Bu sefer kalabalık gittikleri için Necâşî, Müslümanlara büyük bir gemi tahsis etmişti.[8]

 

İkinci hicret zamanında isyancılar Necaşi’yi tahttan indirmek istemişlerdi. Müslümanlar korku içinde gemiye sığınmış, dışardan haber alamıyorlardı. Kafile emiri Cafer: “Kim gider ve bize Necaşi hakkında bilgi getirir” deyince Hz. Zübeyr tüm cesaretiyle: “Ben giderim” diye cevap verdi. Nil nehrini[9] bir tulum ile geçti. Aradan birkaç saat geçtikten sonra aynı tulum ile nehrin uzağından şu şekilde bağırarak geliyordu: “Müjdeler olsun! Necaşi galip geldi, Müjde sizlere! Necaşi zafer kazandı.” Ümmü Seleme validemiz o gün için şu sözleri söylemişti: “Biz Zübeyr’in o müjdesi ile yeniden hayat bulduk ve bu habere öyle sevindik ki; hiçbir şeye o güne kadar böyle sevinememiştik.”[10]

 

İlk Kılıç!

 

Habeşistan’a, Mekke müşriklerinin iman ettiği haberi gelince Hz. Zübeyr ve bazı sahâbîler geri döndüler. Ancak geldiklerinde bunun asılsız olduğunu gördüler. Hz. Zübeyr geri dönmek istemedi ve Mekke’de kaldı. Baskı ve şiddetin Mekke’de zirve yaptığı bir gün Hz. Zübeyr’e Allah Resûlü’nün (sas) öldürüldüğü haberi ulaştı. Bunu duyar duymaz eline kılıcını aldığı gibi Mekke sokaklarına attı kendini. Elinde kılıcı ile bir yandan sokak sokak koşturuyor, diğer yandan Peygamberimizi (sas) öldürdüğü iddia edilen kişiyi bulup kafasını kesmek istiyordu. Tam bu esnada Allah Resûlü (sas) onun karşısına çıktı ve: “Neyin var ey Zübeyr!”dedi. Hz. Zübeyr: “Ey Allah’ın Resûlü! Senin öldürüldüğünü duydum ve kılıcımı çektim” diye cevap verdi. Peygamber Efendimiz (sas), Hz. Zübeyr’e baktı ve bir soru daha yöneltti: “Peki o kılıçla ne yapacaktın?” Zübeyr (ra) de cevaben: “Allah’a yemin olsun ki! Senin öldürüldüğünü duymuştum. Eğer doğru olsa idi seni öldüreni öldürmeden kılıcımı kınına koymayacaktım.”Bu şecaati gören Allah Resûlü (sas) gülümsedi ve mübarek elini Hz. Zübeyr’in sırtına koyarak ona hayır duaları etti. Böylelikle İslâm için ilk kılıcı çeken Hz. Zübeyr olmuştu.[11]

 

Sarı Sarık

 

Hz. Zübeyr için üçüncü hicret Medine idi. Müşriklerin şiddetleri dayanılmaz boyutlara ulaştığı için Hz. Zübeyr eşi Esma’yı geride bırakarak hicret etmek durumunda kalmıştı. Hz. Esma da eşi Zübeyr’den sonra kardeşi ile beraber hicret etmişti. Medine yeni İslâm yurdu olmuştu artık. Yiğit bir asker olan Zübeyr’e (ra) Bedir seferi nasip olmuştu. Bedir’in iki süvarisinden biri Hz. Zübeyr idi. Korkusuzca savaşan Zübeyr’in (ra) bu savaşta kullandığı sarı sarığı, yardıma gelenmelekler de takmışlardı. Hz. Zübeyr meleklere, melekler Hz. Zübeyr’e benzemişti.[12]Bu güzel tabloyu Resûlullah (sas) bize şöyle aktarıyordu: “Bedir’de meleklerin sarı sarıklarla Zübeyr’in suretinde bize yardım etmek maksadı ile indiklerini gördüm.”[13]

 

Benim Havarim Zübeyr’dir

 

Sadece Bedir’le kalmıyordu mücadelesi Hz. Zübeyr’in Uhud’da da savaşın başından sonuna kadar elinden kılıcını bırakmıyor Allah Resûlü’nü (sas) müdafaa ediyordu. Hendek Gazvesi’nde müşriklerin en cesurlarından Nevfel b. Abdullah el-Mahzûmî meydan okuyor ancak bir kişi dışında kimse ona karşı çıkamıyordu. O kişi Hz. Zübeyr’den başkası değildi. Zübeyr (ra) ile müşrik Nevfel çarpışmaya başladı ve Hz. Zübeyr onu yere sermeyi başardı.[14] Her şey yoluna girdi denildiği anda Peygamberimiz (sas) ve kutlu ashâbı, Yahudilerin ihaneti ile sarsıldı. Benî Kureyza Yahudileri içerden İslâm ordusunu dağıtma planı yapıyordu. Allah Resûlü (sas) onlarının planını öğrenmesi için sahâbîlerine: “Kim bize onlardan haber getirir?”diye sordu. Bu zorlu göreve de talip olan Peygamberimizin (sas) halasının oğlu Zübeyr (ra) idi. Hz. Zübeyr Yahudilerden haber almak için gitti ve böyle bir saldırı içinde oldukları bilgisini getirdi. Allah Resûlü (sas) iki kez daha onlardan kimin haber getireceğini sormuştu. Her defasında havaya kalkan el Hz. Zübeyr’e ait oluyordu. En son haberi getirdiğinde Allah Resûlü (sas) o kadar memnun olmuştu ki Hz. Zübeyr’e şu muhteşem lakabı vermişti: “Her peygamberin havarileri vardır. Benim de havarim Zübeyr b. Avvâm’dır.”[15] Hz. Zübeyr’in oğlu Abdullah o gün babasını iki üç kez Yahudilerin yurduna giderken gördüğünü kendisine sorunca Hz. Zübeyr oğluna ne için gittiğini anlatmış ve görevi tamamlayınca Allah Resûlü’nün (sas) ona: “Anam babam sana feda olsun”dediğini söylemişti.[16] Sa’d b. Ebî Vakkas’tan sonra ikinci kez bu iltifatı Hz. Zübeyr, Allah Resûlü’nden (sas) işitmişti.

 

 

Hayber’in Cesur Yiğidi

 

Takvimler tükeniyor ancak savaşlar tükenmiyordu. Hz. Zübeyr (ra) Hudeybiye’de, Hayber’de, Mekke Fethi’nde ve daha birçok seriyyede at üstünde mücadele ediyordu. Özellikle Hayber’de bir tablo var ki yüzyıllar geçse Hz. Zübeyr’in o gün ki yiğitliğini unutturamayacaktır. Hz. Ali (ra) Yahudilerin meşhur savaşçılarından Merhab’ı, Zülfikar ile yere sermişti. Merhab’ın oğlu Yasir’in de babasından aşağı kalır yanı yoktu. Hz. Ali onun da karşısına çıkmak istemiş ancak Hz. Zübeyr: “Ey Ali! Bunu da bana bırak” diyerek ortaya çıkmıştı. Herkes bir anda Hz. Zübeyr ve Yasir’e dikkat kesilmişti. Safiyye validemiz Peygamber Efendimiz’e (sas) yaşlı gözlerle gelerek: “Ya Resûlallah! Zübeyr şehit mi olacak?” diye sormuştu. Bir anne oğlunun şehit olup olmayacağını izliyordu! Allah Resûlü (sas) halasına şöyle dedi: “Ey halacığım! Allah’ın izniyle Zübeyr galip gelecek, İnşaallah Zübeyr, Merhab’ın oğlunu yere serecek.”[17] Hz. Zübeyr, Allah Resûlü’nü (sas) mahcup etmemiş ve Yasir’i yere sermeyi başarmıştı. Peygamberimiz (sas) sevinerek İslâm ordusuna da: “Sevininiz! Hayber’in fethi artık kolaylaştı.” diye buyurmuştu.[18]

 

Dünyaları Verseler Savaşmam

 

Medine en kara günü yaşamıştı Allah Resûlü’nün (sas) vefat etmesiyle. Tebessümler gözyaşına, sevinçler hüzne dönmüştü. Hz. Ömer kılıcıyla görünmüştü. Hz. Ebû Bekir karşısına çıkmasa nicelerini biçecekti. Allah Resûlü (sas) vefat etmiş ancak davası ilk gün ki gibi capcanlı idi. Hz. Zübeyr (ra) bu ufku yakalamış ve onun (sas) vefatının ardından da cihat etmekten geri durmamıştı. Halifeler devrinde atını Yermuk Savaşı’na, Mısır’ın fethine de koşturmuştu. Ancak öyle bir meydana daha atını sürmüştü ki ateşten fazla yakıcı idi burası. Ümmetin içerisine fitne girmiş ve nifak tohumları ekilmişti. İki muazzam halife şehit edilmiş üçüncüsü için de zalimler tüm çabayı sarf etmekte idiler. Hz. Osman’ın katilleri bahane edilmiş ve içlerinde Zübeyr b. Avvâm’ın, Talha b. Ubeydullah’ın da olduğu bir grup Hz. Aişe’nin devesi etrafında toplanmış Hz. Ali’nin (ra) karşısına çıkmıştı. Cemel Vakası...! Kardeşin kardeşle savaşı! Basra’da iki ordu karşı karşıya gelmişti. Müminlerin emiri Hz. Ali (ra) savaşın olmaması için elinden geleni yapıyordu. Son çare olarak Ka’ka b. Amr’ı elçi olarak Hz. Aişe’nin (ra) tarafına gönderdi. Ka’ka (ra) burada etkili bir konuşma yaptı ve herkesi ikna etmeyi başardı. Ancak gece iki tarafta da mevcut olan hainler baskın yapmışlar ve sulhu savaşa çekmeyi başardılar. Savaş meydanına geçmişti iki grupta. Yaşlı gözlerle Hz. Ali meydana geldi ve son kez kardeşleriyle konuşmak istedi. Zübeyr (ra) ve Talha’ya (ra) seslendi. Onlara eski günlerden bahsetti ağlayarak. Sonra Hz. Ali (ra) Zübeyr’e (ra) yönelerek şöyle konuştu: “Ey Zübeyr! Hatırlıyor musun, senle beraber Allah Resûlü (sas) bir gün Medine’de Ganemoğulları’na ait bir bahçede oturuyordunuz. Ben sizin yanınıza doğru yaklaştım. Efendimiz (sas) beni görünce tebessüm etti ve sen de gülümsedin. Allah Resûlü (sas) sana sordu:‘Ey Zübeyr! Ali’yi seviyor musun?’Sen dedin ki: ‘Evet Ya Resûlallah! Hem de çok seviyorum’ Efendimiz (sas) sonra şöyle demişti sana: “Ey Zübeyr! Unutma, bir gün Ali ile sen karşı karşıya geleceksiniz. O gün sen haksız, Ali ise haklı olacaktır.” [19]Bir anda bu sözle neye uğradığını şaşırdı Hz. Zübeyr ve kılıcı elinden düşürdü. Gözyaşları içinde Hz. Ali’ye (ra) baktı ve: “Ey Ali! Artık, bana dünyaları verseler, ben sana karşı asla savaşmam.” dedi.

 

 

 

Cehennemi Müjdele!

 

Hz. Zübeyr kendi ordusundaki askerlerin kınamasına aldırmadan dönüyordu. Yalnız Amr b. Cürmüz yanına birkaç adamını da alarak Zübeyr’i (ra) takip etmişti. Siba vadisine geldiklerinde Hz. Zübeyr orada namaz kılıyordu. Bu hainler Hz. Zübeyr’i namazda savunmasız bularak üzerine saldırmış ve onu şehit etmişlerdi. Amr b. Cürmüz bununla da kalmamış onun kılıcını ve elbiselerini almış, halifeden taltif görme ümidiyle tekrar savaş alanına dönmüştü. Hz. Zübeyr’in kılıcını İbn Cürmüz, Hz. Ali’ye uzatınca halife neye uğradığını şaşırmış ve bu zalime dönerek şöyle haykırmıştı: “Vallahi! Ben Allah Resûlü’nden;‘Safiyye’nin oğlunu öldürene cehennemi müjdele!’dediğini duydum. Ey İbn Cürmüz! Sen İslâm’ın kılıçlarından bir kılıcı öldürdün, sen ne kötü bir iş yaptın” dedi. Taltif görmeye gelen İbn Cürmüz kınanmış ve layık olduğu yeri duymuştu.[20]

 

Bu Kılıç

 

Hz. Zübeyr (ra) fani âlemden şehadet şerbetini içmiş veda ederken Hz. Ali elinde Zübeyr’in (ra) kılıcı ileşöyle feryat ediyordu: “Bu kılıç var ya, bu kılıç! İslâm uğruna çekilen ilk kılıçtır. Bu kılıç var ya Bedir’de müşriklerin korkulu rüyasıydı. Bu kılıç Uhud’da Allah Resûlü’nü savunan bir bileğin elindeydi. Bu kılıç Hendek’te orduları dağıtmak için havadaydı. Bu kılıç Hayber’de Yahudi kalelerini deviren bir yiğidin elindeydi.”[21] Hem söylüyor hem de hıçkırıklarla ağlıyordu Müminlerin Emiri Hz. Ali (ra).

 


[1]Bkz.Efendioğlu, Mehmet, “Zübeyr b. Avvâm”, DİA, XLIV, s. 522-524.

[2] İbn Hacer, el-İsâbe, I, 623.

[3] İbn Hacer, el-İsâbe, I, 623.

[4]İbn Esîr, Usdu’l-Ğâbe, II, 307; İbn Abdilberr, el-İstiab, II, 90.

[5]İbn Esîr, Usdu’l-Ğâbe, II, 307.

[6]Dımeşkî, Subulu’l-Hüdâ, XI, 312; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, I, 122.

[7] İbn Hişam, es-Sîre, I, 204; İbn Sa’d, Tabakât, I, 204.

[8]Ebû Nuaym, Delâil, I, 250.

[9] Günümüzde bu nehrin adı blue nil/mavi nil olarak atlaslarda yer almaktadır.

[10]İbn Hişam, es-Sîre, I, 362-363.

[11] Hâkim, el-Müstedrek, III, 406-407; İbn Esîr, Usdu’l-Ğâbe, II, 308.

[12] İbn Sa’d, Tabakât, III, 103.

[13] İbn Hacer, el-İsâbe, I, 623-624.

[14] Vakıdî, el-Meğâzî, I, 472.

[15] Buhârî, Cihad, 40; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 48; Tirmizî, 3745.

[16] Buhârî, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî, 15.

[17]İbn Hişâm, es-Sîre,III, 348; Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 657.

[18] Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 657.

[19] İbn Kesîr, el-Bidâye, VII, 241.

[20] İbn Sa’d, Tabakât, V, 34-38; Taberî, Tarih, III, 55-56.

[21] Yıldırım, Muhammed Emin, Efendimiz’in Havarisi ve İhlas Abidesi Zübeyr b. Avvâm, s.126.


Kürşat Aslan