Feth-i Mübîn Hudeybiye

Feth-i Mübîn Hudeybiye

Hudeybiye eski Mekke-Cidde yolunda Mekke’nin yaklaşık 20 km. batısında bir yerdir. Adını buradaki bir kuyudan veya altında Bey’atürrıdvân’ın yapıldığı hadbâ adlı bir çeşit çöl ağacından (semüre) almaktadır. Harem bölgesinin batı sınırı Hudeybiye’de sona ermektedir. Burada ilk iskân Hulefâ-yi Râşidîn döneminden (632-661) hemen sonra hacıların ihtiyaçlarını karşılamak üzere başlamış ve kısa sürede gelişerek bir köy halini almıştır. Burası VIII. (XIV.) yüzyıldan itibaren Şümeysî adıyla bilinmektedir. Günümüzde burada Cidde’den gelen gayri müslimlerin Harem bölgesine girmesini engelleyen bir polis karakolu vardır. Hicretin 6. yılında (m. 628) Hz. Peygamber’in Mekke müşrikleri ile burada yaptığı antlaşma Hudeybiye Antlaşması olarak tarihe geçmiştir.
Hz. Peygamber ve Muhacirler, dinlerini yaşamak ve can güvenliklerini korumak amacıyla altı yıl önce ayrıldıkları Mekke’yi çok özlüyor, ilahi dinin yeryüzündeki mabedi olan Beytullah’ı ziyaret etmek istiyorlardı. Hz. Peygamber hicretin 6. yılı Zilkade ayının ilk günlerinde (Mart 628) rüyasında, ashabıyla birlikte Mekke’ye giderek Kâbe’yi ziyaret ettiğini gördü. Bu rüya üzerine Mekke-i Mükerreme’ye gitmeye ve umre ziyareti yapmaya karar verdi; sahabîlere de umre için hazırlanmalarını emretti. Mekke müşriklerine savaş maksadıyla gelmediklerini göstermek için yanlarına yol emniyeti için gereken kılıçtan başka bir silah almamalarını emretti. Ayrıca kurbanlık olarak 70 deve hazırlattı. Gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra 1500 civarında sahabî ile birlikte Medine’den yola çıktı. Hanımlarından Ümmü Seleme de Peygamber Efendimizle birlikte idi. Peygamber Efendimiz Medine’nin güneyindeki mikât mahalli Zülhuleyfe mevkiinde öğle namazını kıldırdıktan sonra umre için ihrama girdi.  
Müslümanların Mekke’ye doğru gelmekte olduğunu öğrenen müşrikler, geliş maksatları ne olursa olsun onları şehre sokmama kararı aldılar ve Hâlid b. Velid kumandasında 200 kişilik bir süvari birliğini müslümanların gelişini engellemek üzere gönderdiler.
Hz. Peygamber olmadan asla!
Peygamber Efendimiz Hudeybiye kuyusuna varınca burada konakladı. Mekke müşriklerine gönderdiği elçiler vasıtasıyla Mekke’ye sadece Kâbe’yi ziyaret için geldiklerini iletti ve şehre girişlerine izin verilmesini istedi. Bütün bunlara rağmen müşrikler kararlarından dönmediler.
Hz. Peygamber, savaş niyetinde olmadığını bildirmek ve umreye izin verilmesini sağlamak için Huzâa kabilesinden Hırâş b. Ümeyye’yi Mekkelilere gönderdi. Ancak müşrik liderler elçiye kötü davrandılar. Hatta onu öldürmek istediler. Hz. Peygamber bu defa Hz. Osman’ı elçi olarak gönderdi.
Kureyşliler Hz. Osman’a, Müslümanların Mekke’ye girmelerine izin vermeyeceklerini ancak isterse kendisinin Kâbe’yi tavaf edebileceğini söylediler. Hz. Osman “Hz. Peygamber tavaf etmeden ben asla tavaf etmem” diyerek bu teklifi reddetti.  Hz. Peygamberle birlikte ziyaret için ısrarlarını sürdürünce onu tutukladılar ve üç gün gözaltında tuttular.
Ölümüne biat
Hz. Osman’ın dönüşü gecikince, Müslümanlar arasında onun öldürüldüğüne dair bir haber yayıldı. Bu haber, havayı gerginleştirdi. Hz. Peygamber, artık müşriklerle savaş yapmadan geri dönülmeyeceğini açıkladı ve ashabından, Hudeybiye’de konakladığı sırada gölgelendiği ağacın altında, ölünceye kadar savaşmak ve asla savaştan kaçmamak şartıyla biat aldı. Bu biata Fetih sûresinde belirtildiği üzere (el-Fetih 48/18) Allah’ın razı olduğu biat anlamında Bey‘atürrıdvân, “semure” denilen bir çeşit çöl ağacının altında yapıldığı için Bey‘atü’ş-şecere, biat eden sahabelere de Ashâbü’ş-şecere (Ağaç altında biat edenler) adı verilmiştir.
Müslümanların Resûlullah’a bağlılıklarını bilen ve ona ölümüne biat ettiklerini haber alan Mekke müşrikleri telaşa kapıldılar. Müslümanlarla savaşı göze alamadıkları için Hz. Osman’ı serbest bıraktılar. Ayrıca Süheyl b. Amr başkanlığında bir elçilik heyetini barış yapmak üzere Hudeybiye’ye gönderdiler.
Mükafatı fetih olan barış
Taraflar arasında gerçekleşen müzakerelerden sonra Hudeybiye Antlaşması imzalandı (Zilhicce 6/Nisan 628).
Hudeybiye Antlaşması’nın maddeleri şunlardır:
Müsümanlar bu yıl Mekke’ye giremeyecek, Kâbe’yi ziyaret etmeden geri dönecekler; ancak gelecek yıl Mekke’ye gelip umre yapabileceklerdir. Kâbe ziyaretleri esnasında üzerlerinde silah olarak sadece yolcu kılıcı taşıyabilecekler ve ziyaretlerini üç günde tamamlayacaklardır. Bu ziyaret sırasında hiçbir Mekkeli onlarla görüşmeyecektir.
Barış devam ettiği süre zarfında Mekke müşriklerinden İslâm’ı kabul edip velisinin iznini almadan Medine’ye sığınanlar Mekke’ye geri gönderilecektir. Ancak müslümanlardan birisi Mekke’ye iltica ederse Mekkelilerin onu iade etme zorunluluğu yoktur.
Diğer Arap kabileleri içinde isteyenler iki taraftan biri ile ittifak kurabilecektir.
İki taraf kendi hakimiyeti altındaki toprakları kervanların geçişi, hac ve umre için emniyet altında tutacaktır.
Bu antlaşmanın süresi on yıldır. Bu süre zarfında iki taraf birbiriyle savaşmayacak ve birbirlerine hiçbir surette saldırıda bulunmayacaklardır. Bu husus, iki tarafın müttefikleri için de geçerlidir.
İlk bakışta Müslümanlar aleyhine gözüken bu antlaşmanın gerek muhtevası gerekse kaleme alınması sırasında Süheyl b. Amr’ın bazı itirazlarını Hz. Peygamber’in kabul etmesi   sahabîleri üzüntüye sevk etti.
Medine’den umre niyetiyle çıkıp yüzlerce kilometre yol katettikten sonra Mekke’ye adeta bir adım kalmışken müşriklerin engellemesi üzerine Kâbe’yi ziyaret etmeden geri dönmeyi ve Medine’ye sığınacak Mekkeli müslümanları tekrar müşriklerin eline bırakmayı kabul etmek müslümanlara çok ağır geldi. Ayrıca, antlaşma kaleme alınırken Kureyş elçisinin itirazı üzerine “Bismillâhirrahmânirrahîm” yerine Câhiliye dönemindeki gibi “Bismikellâhümme” yazılmış, “Resûlullâh” ibaresi de metinden çıkarılıp “Muhammed b. Abdullah” ifadesi ile değiştirilmişti.  Bu sırada, tutulduğu  hapisten kaçarak Hudeybiye’ye gelen ve müslümanlara sığınan Ebû Cendel’in iade edilmesi sahabîlerin üzüntüsünü daha da artırdı.
Allah beni zayi etmez!
Bu yaşananlar, metanetiyle bilinen Hz. Ömer’in dahi sabrını taşırmış, Hz. Peygamber’e bu şartların Kureyş müşriklerine taviz olduğuna dair sonradan pişmanlık duyacağı sözler söylemişti. Hz. Ömer’e, “Ben Allah’ın kulu ve peygamberiyim. Hiçbir zaman Allah’ın emrine karşı gelmem, Allah da beni ziyana uğratmaz” cevabını veren Hz. Peygamber, ashaba kurbanlarını kesip başlarını tıraş ederek ihramdan çıkmalarını söyledi. Resûlullah bunu üç defa tekrarladığı halde hiç tepki vermediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, Ümmü Seleme’nin yanına giderek üzüntüsünü dile getirdi. Ümmü Seleme ona dışarı çıkıp kurbanını kesmesini ve kendisini tıraş ettirmesini, ardından ashabının da mutlaka onu takip edip aynısını yapacaklarını söyledi. Hz. Peygamber onun tavsiyesini uyguladı ve gerçekten Ümmü Seleme’nin dediği gibi oldu. 
Semadan tasdiklenen sulh
Hudeybiye’de on iki veya yirmi gün kalan Hz. Peygamber ve ashabı, umre niyetiyle geldikleri için kurbanlarını keserek ihramdan çıktılar ve Medine’ye dönmek üzere yola çıktılar. Yolda Fetih sûresi nâzil oldu. Bu sûrede, Hudeybiye sulhünün apaçık bir fetih olduğu bildiriliyor (âyet 1-3), ayrıca Hz. Peygamber’in gördüğü umre rüyasının aynen gerçekleşeceği ve yakında kazanacakları bir fethin (Hayber veya Mekke fethi) müjdesi veriliyordu (âyet 27). Bu müjdeler, Müslümanların üzüntüsünü büyük bir sevince çevirdi ve gönül rahatlığıyla Medine’ye geldiler.
Hudeybiye Antlaşması İslam tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. Hz. Peygamber’in hedefi Hendek Gazvesi’nde Medine’yi muhasara eden düşman ittifakını parçalamaktı. Nitekim bu antlaşma ile Kureyş’in Hayber Yahudileri ve Gatafân kabilesine karşı tarafsızlığı sağlanmış, Hudeybiye dönüşünde, İslâm’a düşmanlıklarını gittikçe şiddetlendiren Hayber üzerine yürüme imkânı elde edilmiştir. Diğer taraftan Kureyş’in Müslümanlara karşı fiilî düşmanlığı sona ermiş, o güne kadar Müslümanları tanımayan, onları muhatap saymayan Kureyşli müşrikler bu antlaşma ile Müslümanları kendileriyle denk bir taraf olarak kabul etmiş ve İslâm devletini tanımış oldular. Bu sonuç hem müşrik kabilelerin hem de Müslüman olan kabilelerin Hz. Peygamber’le temas kurmalarını kolaylaştırmış, İslam davetinin kendilerine kolayca ulaşmasını sağlamıştır. Nitekim İslamiyet bu tarihten sonra Arap yarımadasında hızla yayıldı; öyle ki Hudeybiye antlaşmasından Mekke’nin fethine kadar geçen iki yıl içinde Müslüman olanların sayısı, önceki on sekiz yıl içinde ulaşılan sayıyı aştı. Bir süre sonra Hâlid b. Velid, Amr b. Âs ve Osman b. Talha gibi Kureyş’in üç önemli şahsiyeti Medine’ye gelerek Müslüman oldu.
Hz. Peygamber Hudeybiye Antlaşmasının getirdiği barış ortamından istifade ederek Bizans İmparatoru Herakleios, Sâsânî İmparatoru II. Hüsrev ve Habeş Necâşîsi başta olmak üzere çevre ülkelerin devlet başkanlarına İslamiyet’e davet mektupları gönderme imkanı buldu. Antlaşmanın üçüncü şahıslara tanıdığı imkandan faydalanmak isteyen Huzâa kabilesi Müslümanların, Benî Bekir kabilesi de Müşriklerin müttefiki oldu. Bir süre sonra Benî Bekir kabilesinin Huzâa’ya saldırı düzenlemesi ve Kureyşlilerin de Benî Bekir’e yardım ettiklerinin ortaya çıkması üzerine antlaşma bozuldu.
Antlaşmanın imzalanmasından iki yıl sonra hicretin sekizinci (m. 630) yılında Hz. Peygamber 10.000 kişilik ordusuyla Mekke’ye girdi ve şehri kan dökmeden fethetti. Önceleri taviz gibi algılanan ve benimsenmeyen Hudeybiye Antlaşması aslında Hz. Peygamber’in Kur’ân ile de teyid edilen en büyük siyasi zaferi idi. Bu münasebetle nazil olan, Kur’ân ı Kerîm’in 48. suresi “el-Feth” adını almış ve sözü edilen antlaşma “feth-i mübîn” (apaçık bir fetih) ve “nasr-ı azîz” (şanlı bir zafer) diye nitelendirilmiştir (el-Feth 48/1, 3).
Peygamber Efendimiz antlaşmadan bir yıl sonra Mekke’ye gelip ashabıyla birlikte umresini kazâ etmiş, bu umreye Umretü’l-kazâ adı verilmiştir.
KAYNAKÇA
Apak, Adem, Anahatlarıyla İslâm Tarihi I: Hz. Muhammed (s. a. v.) Dönemi, İstanbul 2006, s. 228-235.
Avcı, Casim, http://www.sonpeygamber.info/29-hudeybiye-antlasmasi (15. 03. 2018)
Fayda, Mustafa, “Muhammed -Hayatı-”, DİA, XXX, 418.
Hamîdullah, Muhammed, İslâm Peygamberi (trc. Salih Tuğ),  İstanbul 1422/2001, I, 249-260.
Hamidullah, Muhammed, “Hudeybiye Antlaşması”, DİA, XVIII, 297-299.
İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye (nşr. Mustafa es-Sekâ v. Dğr.), 1375/1955, II, 308-322.
İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ (nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1388/1968, II, 95-105.
Sarıçam, İbrahim, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, Ankara 2003, s. 196-203.
Vâkıdî, Kitâbü’l-Megâzî (nşr. Marsden Jones), Beyrut 1984, II, 571-633.
Yiğit, İsmail, “İslâm’ın Medine Dönemi II:Hudeybiye ve Sonrası”, İlk Dönem İslâm Tarihi (Ed. Casim Avcı), Eskişehir 2015, s. 107-110.


Yeni Üye