Siyer İçin Bir Usül Denemesi: Suffa Meclisleri Siyer Dersleri

Siyer İçin Bir Usül Denemesi: Suffa Meclisleri Siyer Dersleri

1973 Erzurum doğumlu olan müellifimiz Muhammed Emin Yıldırım, lise eğitimi sırasında medresede Arapça ve temel İslamî ilimler üzerine dersler almış. Ardından 1989’da İstanbul’a gelerek İslamî ilimler alanındaki eğitimini sürdürmüştür. 1999-2004 yılları arasında Arapça ve İslamî ilimleri de kapsayan eğitim çalışmalarını yürütmek üzere Kahire’de bulunmuştur. 2010 yılında açılan Siyer Vakfı’nın kurulmasına öncü olmuş ve siyer merkezli ilmî faaliyetlerini bu vakıf bünyesinde sürdürmektedir.
Suffa Meclisleri Siyer Dersleri eserini elimize aldığımızda müellifimizin kitabını inceden inceye bize anlattığı pek çok ayrıntıya ulaşıyoruz. Bu bölümden hareketle kitabı tanıtmaya çalışacağım. İlk olarak müellif, “Siyer ve Siyer’in Önemi” nden kısaca bahsetmiştir. Şöyle ki Siyer, kulluk için yaratılan biz insanların kulluğun en ideal hali olan Peygamber Efendimiz’den (sas) öğrenmemiz açısından önemlidir. Bu kutlu hazinenin bugüne kadar ulaşmasında evvela ashâb (r.anhum), daha sonra onların talebeleri ve ikinci hayırlı nesil olan tabiîn ve onlar da onlardan sonra gelenlere bu hazineyi ilk günkü haliyle günümüze değin ulaştırma çabasında olmuşlardır.
Peygamber Efendimiz’in (sas) hayatına dair bu bilgiler, tarihte hiçbir şahısla ve dönemle kıyaslanmayacak kadar ciddi bir müktesebata sahiptir. Kütüphanelerimizde bu konu kapsamında yüzbinlerce kaynak mevcuttur. Miladi VI. asır dediğimiz o döneme ait çalışmalar, sadece Hz. Peygamber’in hayatını doğrudan anlatan siyer kitaplarından ibaret değildir. Bu kaynakların siyeri daha doğru ve detaylı anlamamıza katkı sağlayacak bağları olmuştur.
Siyer’in genelde tüm Kur’ân ilimleri, özelde ise tefsir, hadis, fıkıh, akaid, ahlak ve daha nice alanlarla siyer ilminin ciddi bir irtibatı vardır. Bu durumda siyerin ehemmiyeti daha da artmaktadır. Fakat maalesef siyer ilmi, böyle bir konumda olmasına rağmen bazı sebeplerden dolayı bağımsız bir bilim dalı olarak ele alınmamış, diğer ilimlerle sıkı irtibatı olduğu için o ilimler içinde yer almıştır.
Eserin Yazılma Serüveni
Siyerin son yıllarda bağımsız bir bilim olması için gündem oluşmuştur. Müellif 15 yılı aşkın bir süredir yaptığı okuma ve çalışmalar neticesinde kesinlikle siyerin artık özgün bir ilim dalı olarak ele alınmasını, başta rivayetlerin sıhhat tanımlaması olmak üzere birçok ihtiyaç ve sorunun çözüme kavuşturulması kanaatindedir.
Bu okumalar neticesinde toparladığı bilgileri, derli toplu bir hâle getirmek suretiyle siyer için bir usûl denemesi niteliğinde olan bu çalışma ortaya çıkmıştır.  
Kitap, Suffa müfredatı kapsamında hazırlandığı için 32 dersten oluşmaktadır. Eseri 3 ana başlık altında bölümlendirebiliriz:
1. Neden ve Nasıl Siyer Öğrenmeliyiz?
2. Siyer Coğrafyası
3. Görev ve Sorumlulukları Açısından Hz. Peygamber (sas)
Neden ve Nasıl Siyer!
Kitabın 1 ila 13. dersler arasıdır. Bu kısım bir usûl denemesi niteliğinde ‘‘Neden ve Nasıl Siyer Öğrenmeliyiz?’’ sorularına cevap aranan derslerdir. 13 ders boyunca bu konuda birçok mesele ele alınmış, siyerden daha fazla istifade etmek için nelere dikkat edilmesi gerektiği nazara verilmiştir.
Birinci ve ikinci derste toplam yirmi maddede “Neden Siyer Öğrenmeliyiz?’’ sorusu üzerinden bir müslümanın önemli görevlerinden biri olan kendisine ümmet olma şerefine nail olduğu Peygamberini tanımasının önemini kısa ve öz bir biçimde aktarmaktadır.
Üçüncü ders olan “Nasıl Siyer öğrenmeliyiz?” kısmında ise aktardığı 11 temel ilke üzerinden kitabın muhtevasını oluşturmuştur. 14. ders, ara bir ders sayılabilir. Bu ders özellikle “Cahil ve Cahiliye” kavramı üzerinde durulmuştur. Bir yönüyle okuyucu, “Siyer Coğrafyası” konusuna hazırlanmıştır. Ayrıca bu derste özellikle, Efendimiz’in cahiliye hususunda yaptığı uyarılara Kur’ân’da yer verilmiştir. Bunlara dair bilgilere de değinilmiştir.
Siyer Coğrafyası
Eserin 15 ila 27. dersleri “Siyer Coğrafyası” bölümüdür. Kitabın en geniş bölümüdür. Peygamber Efendimiz’in (sas) kutlu hayatının geçtiği o zemin birçok farklı yönüyle ele alınmıştır: Coğrafyanın özellikleri; beş maddede özetlenen girişte nübüvvetin başlangıcı Mekke, jeopolitik (yeryüzünün ilk yerleşim yeri olması ve coğrafî olarak yeryüzünün tam merkezinde yer alması), dinî (yeryüzünün ilk mabedinin Mekke’de olması, gönderilen birçok peygambere zemin olması), ticâri ve ekonomik sahada merkezi bir özelliği olması ve iklimi açısından tanıtılmıştır.
Yeryüzünün ilk mabedi Kâbe’nin tarihi üç başlık altında incelenmiştir. Bunlar; Kâbe’nin ibda, ihya ve inşa sürecidir. Bu ders Kâbe’ye ait açıklamalı tasvirlerle zenginleştirilmiştir. Ardından bir diğer derste müellifin deyimiyle âb-ı hayat/hayat kaynağı zemzemin tarihçesi işlenmektedir. Çünkü zemzemin tarihçesini bilmek, bölgenin tarihî sürecini daha iyi anlamamıza katkı sağlamaktadır.
“Ben atam İbrahim’in (as) duası, kardeşim İsa’nın müjdesi, annem Âmine’nin ise rüyasıyım” diyen Resûlullah’ın (sas) dillerdeki müjde olduğunu ve o günün dünyasında beklenen son peygamber olgusunun varlığına dair bilgileri edinmekteyiz. Ayrıca bölgenin sosyal yapısı ve kültürel yapıdan bölgede var olan dinî grupların inanç ve yapılarına kadar birçok konu da işlenmiştir.
“Siyer Coğrafyası’nın Kültürel Yapısı” başlıklı 20. derste, bir toplumda yaşayanların birbirinden farklı kendi iç yasaları vardır. Efendimiz (sas) bunların bazılarını kaldırmış (ilga), bazılarını tedavi etmiş (ıslah), bazılarını ise hiçbir değişikliğe uğratmadan aynen uygulamıştır (ibka). Burada müellif, hem bunlara örnekler vererek hem de Efendimiz’in ilk muhataplarının kültürel yapısının bilinmesine, nâzil olan ayetlerin doğru anlaşılmasına ve Siyer içerisindeki nice meselelerin de daha doğru kavranmasına yardımcı olacağı vurgulanmaktadır.  
İlga edilen/kaldırılan kültürel davranışa örnek; ‘’Teşeüm’’ dür. Bu kelime Arap dilinde ‘’şu’m’’ kökünden türetilmiştir. Genel anlamı ise bir şeyleri uğursuz sayma ve bir şeyleri kötüye yormadır. O günlerde Araplar, bazı şeylere kötü anlamlar yükler ve onların ortaya çıkması olumsuz bazı olayların geleceği şeklinde anlaşılırdı. Mesela; Baykuş ötmesi gibi… Çünkü Araplar genellikle baykuşta katili bulunmayan ve haksızca öldürülen bir maktulün ruhunun dirildiğini zannederlerdi. Bunun için bir baykuşun ötüşü onları endişelendirir, korkutur ve acı olayların habercisi olarak anlamalarına vesile olurdu. Buna benzer pek çok şeyi de teşeümle anarlardı. Hz.Peygamber  (sas) bu yanlış ve sakat anlayışları reddederek tüm bu tarz inançları ilga etti ve adeta onlara savaş ilan ederek ortadan kaldırdı.
Islah edilen/tedavi edilen kültürel davranışa bir örnek olarak akrabalık ilişkilerini verebiliriz. Çünkü Cahiliye Araplarında akraba ile ilişki çok önemli görülür, muhafazası konusunda her türlü imkân seferber edilir, bu ilişkiyi kesen ise toplumda hor ve hakir görülürdü. Öyle ki müşrikler, Peygamber Efendimiz’in (sas) davetine karşı: ‘’Babayı oğula, amcayı yeğene, akrabayı akrabaya düşürdü.’’ dediler. Bu aslında olumlu görünen fakat ölçüsüz bir boyuttaki akraba ilişkilerine önem olgusu Araplar’da yerini ‘’asabiyet’’e bıraktı ve toplumdan adaletin tesisini engelledi. Efendimiz (sas) de inen ayetler çerçevesinde müdahele etme yoluna gitmiştir ve ıslah etmiştir. Akrabayla olması gereken ilişkiyi övmüş, muhafazasını şiddetle tavsiye etmiş ve asla haktan şaşılmaması gerektiği uyarısını yapmıştır.
İbka/korunan kültürel davranışa örnek; bu konuya dair vereceğimiz örneklerden biri bölgede Hz. İbrahim’den (as) beri uygulanan erkeklerin sünnet olmasıdır. Bu fiilin Arapça ifadesi “hitan”dır. Bu, hem Câhiliye’de hem de Yahudilik’te yaygın bir uygulamaydı. Var olan bu uygulamanın tek farkı: Yahudiler çocuğun doğumun 8. gününde, Câhiliye Arapları ise doğumun 7. gününde çocuklarını sünnet etmeleridir. Peygamber Efendimiz (sas), bu geleneği aynen devam ettirmiştir. Yine bölgede var olan kız çocuklarının sünnet edilmesini de yasaklamamış ve bu konuda şöyle buyurmuştur: “Sünnet olmak erkekler için Peygamberin yolunu izlemektir. Kadınlar içinse bir değerdir.’’
Biz de bu bilgileri edindikçe modern dünyanın girdabına kapılmadan gördüğümüz her yeniliği Efendimiz’in yaptığı gibi rıza-i ilahi süzgecinden geçirerek ilerlemeliyiz.
Görev ve Sorumlulukları Açısından
Hz. Peygamber (sas)
Eserin 28 ila 32. derslerini kapsayan son bölümüdür. Burada detaylı bir biçimde, Hz. Peygamber’in görevleri ve yetkileri ele alınmıştır. Okuyucuya bir yönüyle, Hz. Peygamber’e ümmetiyle arasında olan hukukun ne olması gerektiği konusunda mesajlar verilmeye çalışılmıştır.
Hz. Peygamber’in (sas) sırasıyla;
Tebyîn,
Tebliğ,
Davet,
Ta’lim
Tezkiye,
görevleri müstakil dersler olarak işlenmektedir.
Tebyîn: Efendimiz’in (sas) Allah’tan aldığı mesajları insanlara iletirken –ki bu göreve tebliğ diyoruz- muhataplarının daha iyi anlayabilmesi için her türlü açıklamayı yaparak sadece sözlü olarak değil, pratik olarak da göstererek onların bu mesajları doğru bir şekilde anlayıp, kavramalarını sağlamasına denir.
Tebliğ: Müellifin deyimiyle, tüm peygamberlerin yaratılış gayesi ve varlık nedenidir. Davet; İnsanları bir şeye çağırmak, onlara seslenmek, onlardan bir şey istemek, onlara bir şeyler bildirmek ve bazı talimatlar vermektir.
Tebliğden farkı ise, muhatabı elçinin yanına çağırmaktır.
Tâlim: Vahyin/Kur’ân’ın tek başına muallim olmadığını, olamayacağını; ama Hz. Peygamber’in (sas) Kur’ân ile  bu muallimlik görevini yerine getirebileceğidir.
Tezkiye: Allah Resûlü’nün işledikleri günahlar dolayısıyla maddi ve manevî olarak kirlerden beri kılarak saf ve duru bir hâlde fıtratlarına uygun bir arınmaya ulaştırma çabasına denir.
Davet: Efendimiz’in vazifeleri kapsamında bu tanımlara yer vermişken “Efendimiz’in (sas) Davet Görevi” başlıklı 30. derste yer verilen önemli bir konu dikkat çekmektedir: “Davetin Usûl ve Uslûbu.” Bu ara başlık altında müellif kitabın genelinde yaptığı gibi akılda kalıcı ve anlaşılır maddelerle her Müslümanın vazifesi olan tebliğ ve davet uslübuna dair bir yol haritası çizmektedir.
Müellif, kitabın bu 3 bölümünün genişletilerek müstakil bir çalışma olarak siyerden daha fazla istifade etmek isteyenlere sunulacağının da müjdesini vermektedir.
Hira, Dâru’l-Erkam ve Suffa
Kitapta Suffa müfredatına uygun olarak 32 dersin var olduğundan bahsetmiştik. Ana metinleri saymazsak her derste 4 kısım vardır.
Bunların ilki dersin serlevhası niteliğinde olan ve her dersin başında yer alan ayet kısmıdır. Bu ayetler, derslerin bir yönüyle Kur’ân-ı Kerim’deki referansını bizlere gösterecek ve ana metnin hangi Kur’ânî ilke üzerine inşa edildiği konusunda bize bilgi verecektir.
İkinci kısım; “Hira” kısmıdır. Hira, Hz. Peygamber’in (sas) vahye muhatap olduğu mağaranın adıdır. Nur dağında yer alan bu mağara, Efendimiz’in 35 yaşından itibaren gidip geldiği, 40 yaşında vahye muhatap olduğu o günden sonra birçok kez gittiği özel bir mekândır. “Hira” kelime manasıyla, “Arayış ve bir türlü hazırlık aşaması” demektir. Bu manaya uygun olarak bu bölümde dersin metninin içerisinde neler arayacağımıza dair 5 soru sorulmuştur. Bu 5 soru her dersin öncesinde bizi derse hazırlar ve neleri aslında aramamız gerektiği konusunda bize ipuçları verecektir.
Üçüncü kısım; “Dâru’l-Erkâm” kısmıdır. Dâru’l-Erkâm, İslâm tarihinde İlk Müslümanlardan Erkâm bin Ebi’l-Erkâm’ın risalet davası için İslâm’ın hizmetine açtığı evdir. Bu evde nice sahâbîler (r.anhum) yetişmiştir. Bu bilgilere binaen her dersin sonuna bu kısmı ekleyerek, dersten neler anlaşılması gerektiğine dair 5 soru sorulmuştur. Bu 5 soru, dersin en temel mesajlarının hatırlatılması maksadı taşıyordur. Bu sorulara cevap verdikçe okunanlar daha fazla zihinde yer edinir.
Dördüncü kısım; “Suffa”dır. Suffa mektebi, Dâru’l-Erkâm’ın devamı niteliğinde Hz. Peygamber’in Medine’de mescidi inşa ettikten sonra mescidin arka kısmında faaliyete soktuğu bir tâlim ve terbiye mektebiydi. Dâru’l-Erkâm’da nasıl onlarca sahâbe yetiştiyse Suffa’da daha fazlası yetişmiş ve birçok alanda İslâm toplumunun inşasına katkıları olmuştur. Derslerin en sonuna bu bölüm eklenerek 5 maddede dersin konusunu daha iyi anlama ve hayata geçirmeye yönelik bazı mesajlar paylaşılmıştır.
Siyer sahasının önemli temel kaynaklarından istifade edilerek hazırlandığı görülen, genel okuyucu kitlesi de gözönüne alınarak sade, anlaşılır bir dil ile kaleme alınan bu çalışma, siyer sevdalılarının mutlaka edinmesi gereken başucu kaynaklarından birisi olmaya aday bir eserdir.


Zeynep Gökçegöz