O Benim Rehberim

O Benim Rehberim

 

عَنْ أَنَسرَضِى اللهُ عَنْهُ قَالَ: «لَمَّا هَاجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَرْكَبُ وَأَبُو بَكْرٍ رَدِيفُهُ، وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُعْرَفُ فِي الطَّرِيقِ لِاخْتِلَافِهِ إِلَى الشَّامِ، وَكَانَ يَمُرُّ بِالْقَوْمِ فَيَقُولُونَ: مَنْ هَذَا بَيْنَ يَدَيْكَ يَا أَبَا بَكْرٍ؟ فَيَقُولُ: هَادٍ يَهْدِينِي. فَلَمَّا دَنَوْا مِنَ الْمَدِينَةِ بَعَثَا إِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ أَسْلَمُوا مِنَ الْأَنْصَارِ إِلَى أَبِي أُمَامَةَ وَأَصْحَابِهِ، فَخَرَجُوا إِلَيْهِمَا فَقَالُوا: ادْخُلَا آمِنَيْنِ مُطَاعَيْنِ، فَدَخَلَا».

قَالَ أَنَسٌ: «فَمَا رَأَيْتُ يَوْمًا قَطُّ أَنْوَرَ وَلَا أَحْسَنَ مِنْ يَوْمِ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَبُو بَكْرٍ الْمَدِينَةَ، وَشَهِدْتُ وَفَاتَهُ، فَمَا رَأَيْتُ يَوْمًا قَطُّ أَظْلَمَ وَلَا أَقْبَحَ مِنَ الْيَوْمِ الَّذِي تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِيهِ»

Enes’den (ra) rivayet edildiğine göre o şöyle anlatıyor:

Resûlullah (sas) hicret esnasında bir deveye binmişti, Ebû Bekir de arkasına binmiş birlikte yolculuk yapıyorlardı. Ebû Bekir sık sık Şam’a yolculuk yaptığı için yol güzergahında tanınıyordu. Yol boyunca rastladıkları insanlar, “Önündeki adam kim?” diye soruyorlardı. Ebû Bekir de “Bana yol gösteren rehberim” diye cevap veriyordu. Medine’ye yaklaşınca ensâra haber saldılar. Onlar da Hz. Peygamberi ve arkadaşını karşılaması için EbûÜmâme’yi gönderdiler. Şehrin dışına çıkan ashâb “Buyurun, hoş geldiniz, hürmetle ve güven içinde şehre girin.” dediler.

Enes (ra) şöyle devam etti: Resûlullah’ın ve Ebû Bekir’in şehre girdiği o gün kadar daha mutlu ve güzel bir gün asla görmedim. Resûlullah’ın vefat ettiği güne de şahit oldum. O gün kadar kasvetli ve karanlık bir gün de asla görmedim.[1]

Müstesna Sahâbî

Hz. Ebû Bekir (ra) büyük ayrıcalıklara sahip olmuş müstesna bir sahabîdir. İlk iman eden yetişkin odur. Mal varlığını Allah Resûlü’ne hizmet için harcayanların başında o gelir. Bu hamiyetli tavrıyla Resûlullah’ın takdirini kazanmış ve Peygamber Efendimiz onunla ilgili şöyle buyurmuştur. “İnsanlar arasındaEbû Bekir'in hem arkadaşlığından hem de malından gördüğüm iyiliği hiç kimsedengörmedim. Bir dost edinecek olsaydım, kesinlikle Ebû Bekir'i kendime dost edinirdim. Fakat İslam dostluğu daha faziletlidir.”[2]

Mirac yolculuğu sabahı ortaya koyduğu sadakati da dilden dile anlatılarak günümüze kadar gelmiştir. Müşrikler gelip, “Duydun mu arkadaşın neler anlatıyor?” diyerek onu Hz. Peygamber’den soğutmak istediklerinde sadakatini ortaya koyarak “O söylüyorsa doğrudur.” demiştir.

Hicret Yolunda

O günkü adıyla Yesrib’eMüslümanlar hicret etmeye başlayınca Ebû Bekir gelip Hz. Peygamber’den izin istemiş, Resûlullah da ona: “Bekle, belki sana bir yol arkadaşı çıkar.” demek suretiyle hicret yolculuğuna beraber çıkacaklarına işaret buyurmuştur.

Hicret günü gelip çattığında bir öğlen vakti Ebû Bekir’in evine gelen Peygamberimiz, birlikte yola çıkacaklarını söyleyince o büyük sahabî heyecandan çocuklar gibi ağlamıştı. Daha sonra Hz. Âişe validemiz bu sahneyi anlatırken, yetişkin bir erkeğin hıçkıra hıçkıra ağladığını ilk defa gördüğünü söylemiştir.

Birlikte yola çıkılmış ilk durak olan Sevr’e varılmıştı. Dağın zirvesinde bulunan mağarada üç gün saklanmışlar, Mekke müşriklerinin mağara girişine kadar gelip dayandıklarında kendisi için olmasa da kutlu elçiye gelebilecek bir zarardan dolayı tedirginlik duyuyordu. Kur’ân-ı Kerim bu olayı aktarırken isim vermeden Ebû Bekir’in mağara arkadaşlığından bahseder.

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا

“Siz peygambere yardımcı olmasanız da önemli değil. Nitekim inkârcılar onu, iki kişiden biri olarak yurdundan çıkardıklarında Allah ona yardım etmişti: Hani onlar mağaradaydılar; arkadaşına ‘Tasalanma! Allah bizimle beraberdir.’ diyordu...”[3]

Bu arkadaşlığı sebebiyle Hz. Ebû Bekir’e bizim kültürümüzde “yâr-i ğâr” yani mağara dostu denilmektedir.

Üç gün sonra ortalık biraz sakinleşti ve iki yolcu, onlara yol rehberliği yapan Abdullah b. Uraykıt ile birlikte Medine’ye gitmek üzere çöle daldılar. Tepeler aşılıyor vadiler geçiliyordu. O sırada Mekke müşrikleri bu kutlu yolcuların başına yüz deve ödül koymuşlardı.[4] Evet, Muhammed ve arkadaşını ölü ya da diri getirene tam yüz deve ödül verilecekti. Bunu duyan izciler çöle dağıldı ve Hz. Peygamber’i yakalamak için amansız bir takibe başladılar. O gün için iz sürmede son derece maharetli insanlar vardı. Öyle ki, uçsuz bucaksız kum deryasında devenin ayak izini inceleyerek üzerinde binici var mı yok mu? Varsa kaç kişi olduğunu hatta binicinin cüssesine dair yakın tahminlerde bulunabiliyorlardı.

Bu maharetli takipçilerden birisi olan Süraka çölde yaptığı inceleme ve takip sonucu hicret yolcularına yetişmişti. Dara düştüğünde kulun yardımına yetişen Allah’ımız bu sıkıntılı anda Resûlünün imdadına yetişti ve Süreka’yı durdurdu. Birkaç hamle yapmasına rağmen her defasında atı tökezleyip yuvarlanınca Resûlullah’dan özür diledi ve bu istikamete doğru gelen izcileri geri döndüreceğine söz vererek oradan uzaklaştı.[5]

O Benim Rehberim

Hadisimizde bu yolculuğun devamında yaşanan bir hatıra anlatılmaktadır. Yolda bazen yolcu gruplarıyla karşılaşıyorlardı. İşte yine böyle bir grupla karşılaşmışlardı. Zaman zaman Şam yolculuğu yapan Ebû Bekir tanınıyordu; ama onun önünde deveyi süren kişi kimdi diye merak ettiler ve yanındakinin kim olduğunu Ebû Bekir’e sordular.

Şimdi bu soruya nasıl cevap verecekti. Yalan söyleyemezdi. Zira Allah Resûlünden, şaka yollu bile olsa yalan söylenmeyeceğini öğrenmişti.Resûlullah zaman zaman şaka yapardı, ama şakasına bile yalanı karıştırmazdı. Bir keresinde ihtiyar bir kadın, bana dua et cennete gireyim, demiş, Efendimiz “İhtiyarlar cennete giremeyecek.”diye cevap vermişti. Kadın üzüntüyle yanından ayrılırken onu durdurmuş,ihtiyar olarak cennete girilemeyeceği, cennetliklerin genç bir yaşta olacağı gerçeğini haber vermişti.[6]

Hz. Ebû Bekir işte bu nebevî medresenin en gözde talebesiydi, nasıl yalan söyleyebilirdi. Doğruyu söylemesi gerekiyordu. Ancak, “Bu kişi Mekke’de peygamberliğini ilan eden, orada rahat bırakılmadığı için Medine’ye hicret etmek için yola çıkan zattır.” dese muhtemelen haber müşriklere ulaşacaktı. Öyle bir cevap vermeliydi ki ne yalan olsun ne de bir tehlikeye sebep olsun. “Bu kişi bana yol gösteren (Hâdi) zattır.” dedi. Cevap bir hakikati hem de hakikatin ta kendisini ifade ediyordu.

Soruyu soranlara göre, bu kişi Ebû Bekir’e yol gösteren, yoldakigeçitleri, vadileriiyi bilen bir rehberdi. Cevabı veren Ebû Bekir’e göre ise bu zat, Allah’a giden yolu gösteren, bu yolda nasıl yürünmesi ve nelere dikkat edilmesi gerektiğini öğreten rehberdi.

Evet, Hz. Peygamber tüm insanlık için bir rehberdir. Bizler Allah’a giden yolda nasıl mesafe alacağımızı ondan öğrendik. Bu gerçeğe Kur’an’da şöyle vurgu yapılmıştır.

وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ . صِرَاطِ اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

“... Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu göstermektesin. Göklerin ve yerin yegâne sahibi olan Allah’ın yolunu…”[7]

Her sahabî gibi Ebû Bekir de bu gerçeği kavramış ve hayatına hâkim kılmıştı.

Medine’ye Ay Doğdu

Hz. Enes (ra) Peygamber Efendimizin Medine’ye girişini anlatırken adeta hicret gününden bugüne bir pencere aralamış, o gün Medine’de yaşanan sevinci tarif ederken “Medine’de o günkü kadar güzel ve mutlu bir gün asla görmedim.” demiştir. Halbuki Medine’ye ne müjdeler ulaşmış neler yaşanmıştır; ama hiçbiri o günkü sevince denk bir sevinç değildir.

Bir tarafta Medine’nin yerlileri (ensâr), görmeden inandıkları ve hayran oldukları Allah’ın Resûlünü görmenin ve memleketlerini şereflendirecek olmasının verdiği mutluluğu yaşıyorlardı. Diğer tarafta, ayrılığın ıstırabını içlerine gömerek Mekke’den ayrılıp Medine’ye yerleşmiş, her geçen gün hasret dayanılmaz bir hal almış olan Mekkelilerin (muhacirûn) dosta kavuşma mutluluğu yaşanıyordu.

Medine tarihinde bir de acı dolu karanlık bir gün vardı. Hz. Enes o günü de şöyle anlatmıştır: “Resûlullah’ın vefat ettiği gün kadar kasvetli ve karanlık bir gün de asla görmedim.”

Aradan asırlar geçmesine rağmen Ümmeti Muhammed o günü her hatırlayışında kalpleri hüzün, gözleri yaşla dolar.

 


[1]Ahmed, Müsned,III, 122; Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr”, 45; İbnEbîŞeybe, Musannef, XIV, 336 (thk: Avvâme)

[2]Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr, 45; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 2; Tirmizî, Menâkıb, 14.

[3]Tevbe 9/40.

[4]Taberânî, Mu‘cemu’l-kebîr, XXIV, 106 (thk: es-Selefî).

[5]Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr, 45.

[6]Tirmizî, eş-Şemâilu’l-Muhammediyye, 197

[7]Şûrâ 42/52-53.


Mahmut KARAKIŞ