Busrâ

Busrâ

Siyer kaynaklarında Hz. Peygamber’in çocukluğunda ve gençliğinde ticaret için gittiği yer olarak zikredilen Buṡrâgünümüzde biri Suriye’de diğeri de Ürdün sınırları içinde olmak üzere iki ayrı mekânda gösterilmektedir. Bunlardan ilki Suriye’nin güneyinde Yermük nehrinin kaynağına yakın bir yerde Cebel-i Dürüz’ün (Cebel-i Arab) batı yamacında, denizden 850 m. yükseklikte verimli bir ovada kurulmuştur. Bugünkü Ürdün-Suriye sınırının 30 km. kadar kuzeyinde, bağlı bulunduğu Der‘â’nın (eski adı Ezriât) 41 km. güneydoğusunda ve Şam’ın 141 km. güneyinde yer alır.[1]

İkinci mekan ise Botsra, Botzrah veya Bozrah olarak olarak adlandırılan ve Ürdün’de Tafilah (Tophel) ile Shoubak arasında ve ikincisine daha yakın bir mesafede bulunan modern bir köye bitişiktarihî bir mekândır.[2] Kaynaklarda Buṡrâ’dabir dağ bulunduğu bildirilmiştir.[3] Suriye’de Buṡrâolarak gösterilen ve yukarıda zikri geçen ilk yer düz bir ova olup şehrin etrafında herhangi bir dağlık arazi bulunmamaktadır. Buna karşılık Ürdün’de yer alan ikinci mekân dağlık bir araziye sahiptir.

Siyer mekânlarına dair Muʿcemu’l-Buldân adlı kıymetli bir eser telifet miş olan Yâḳût el-Ḥamevî (ö.626/1229) bekleneninaksine Buṡrâhakkında net bilgiler vermemiş, daha çok bu kasabanın adının geçtiği şiirleri iktibas etmiştir.[4] Bu durum, onun döneminde de Buṡrâ’nınyeri hakkında birbelirsizlik olduğunun işareti sayılabilir.

Siyer kaynakları ve diğer İslâmî kaynaklarda yaptığımız taramalar sonunda derlediğimiz bilgilere gör Buṡrâ’nınGazze ile Maʿan arasında bir yerde bulunuyor olması gerekmektedir. Hz. Peygamber’in dedesi Hâşim b. ʿAbduMenâf’ınḲureyş için Şam topraklarından sadece Gazze’de ticaret serbestisi aldığı[5], bu sebepleḲureyş’inGazze’den ileriye gidemediği[6] bilinmektedir. Dolayısıyla yukarıda zikri geçen yerlerden Suriye bölgesinde olduğu söylenen mekânın siyer kaynaklarında bahsi geçen Buṡrâolması mümkün görünmemektedir. Bu sebeple Ürdün bölgesinde yer alan ikinci mekânın tarihteki Buṡrâ kasabası olması akla daha yakın görünmektedir.

Ürdün toprakları içinde yer alan ve Bozrah olarak adlandırılanbu tarihîmekândaki kazılar 1970’lerde başlamıştır. Bu kazılarda ortaya çıkan bulgular milâttan önce 8. veya 7 yüzyıldan sonrasına tarihlendirilmektedir. Bu arada, 2009 senesinde yapılan kazılarda bir kilise, Bizanslılar’a ait yerleşim yerleri ve su kuyuları ortaya çıkarılmıştır.[7]

Kaynaklarda Buṡrâ’dasenenin belli bir zamanında panayır kurulduğu ve gerek Câhiliyye döneminde gerekse Hz. Peygamber döneminde Mekke ve Medine’den gelen tüccarların bu panayıra katıldığını gösteren bilgiler bulunmaktadır. Söz gelimiʿAbdurraḥmân b. ʿAvf’ın, nübüvvetin ilk senelerinde Buṡra panayırına katılmak üzerekasabaya geldiğinde burada bir papazla karşılaştığı;[8]EbûSufyân’ın müşrik olduğu sırada Mekke’den Buṡrâ’ya geldiği;[9]yine sahâbedenEbûBekr b. EbîḲuḥâfe, Nuʿaymân ve Suveybiṭ b. Ḥarmele’ninmuhtemelen hicretin 10. senesinin başlarında ticaret için bu panayırageldikleririvâyet edilmiştir.[10] Bu panayırın her sene20 Haziran’da kurulduğu[11] ve bu bölgenin hububat üretimi açısından zengin olduğu düşünüldüğünde Mekke ve Medine’den gelen tüccarların özellikle hububat temin etmek üzerebu pazara yöneldikleri söylenebilir.

Hz. Peygamber’in, hicretin 7. senesinde Diḥye el-Kelbî ile Bizans imparatoru Herakleios’a gönderdiği mektup Buṡrâ valisine takdim edilmiş ve buradan imparatora ulaştırılmıştır.[12]

Keza, Hz. Peygamber tarafından Buṡrâ halkını İslâm’a davet etmek için gönderilen el-Ḥâriŝ b. ʿUmeyr el-Ezdî’nin öldürülmesi üzerine hicretin 9. senesinde Zeyd b. Ḥâriŝe komutasında bu bölgede Muʿtegazvesi meydana gelmiştir.[13] Burada bulunan eski bir türbenin el-Ḥâriŝ b. ʿUmeyr’in mezarı olduğu öne sürülmektedir.[14]

Hadislerde Buṡrâ’nın adı bazı mesafeleri ifade etmek amacıyla zikredilmiştir.[15]

Buṡrâ’nın Hz. Peygamber’in hayatıyla ilgisine gelince, ilk hadis ve siyer kaynaklarına göre Âmine Hz. Peygamber’i doğurduğu sırada rüyasında göğsünden bir nur çıktığını ve bu nurun Buṡrâ’nın köşklerini aydınlandığını görmüştür.[16]

Rivâyetlere göre, Hz. Peygamber 12 yaşlarında iken amcası EbûṬâlib ile birlikte Şam’a ticaret için çıkmış, Buṡrâkasabasına geldiklerine kendisini gölgeleyen bir bulutu ve dibine oturduğu bir ağacın yeşerdiğini gören Baḥîraadındaki bir rahip tarafından bütün kervandakiler yemeğe çağrılmıştır. Onlar yemeklerini yerken BaḥîraHz. Peygamber’i incelemiş ve ona bazı sorular sormuş, verdiği cevaplar üzerine onun Hz. İsa tarafından geleceği müjdelenen peygamber olduğunu anlayınca da EbûṬâlib’eŞam’daki Yahudi alimlerin onu fark edip öldürmelerinden korktuğunu, onu derhal Mekke’ye geri götürmesi gerektiğini söylemiştir. Bunun üzerineEbûṬâlibyolculuğunu yarıda keserek yeğeni ile birlikte oradan Mekke’ye geri dönmüştür.[17]

Kezâ bazı rivâyetlere göre, Hz. Peygamber’in 25 yaşında olduğu bir sırada müstakbel eşiḪadîce b. Ḫuveylid tarafından Meysere ile ticaret yapmak üzere kervanla Mekke’den Şam’a gönderilmiş, yolda Buṡrâya gelince Nasṭûrâ adlı bir rahip benzer şekilde ondaki nübüvvetle ilgili işaretleri fark etmiştir.[18]

Siyer Kronolojisi adlı eserimizde yaptığımız tetkikler neticesinde her iki haberin içeriğinin de hicrî 19 senesi civarında Bâsîl adında bir rahip tarafından Müslümanlara anlatıldığı, sonrasında bu bilgilerin gerçek olduğu zannedilerek rivâyet edildiği, daha sonra da siyer kitaplarına girdiği anlaşılmıştır. Hz. Peygamber’in çocukluğunda ve gençliğinde Şam tarafına herhangi bir yolculuk yapmadığı, dolayısıyla hayatı boyunca Buṡrâ’ya hiç gitmediği kanaatindeyiz.[19]Bu tespitimize göre,Buṡrâkasabasının Hz. Peygamber’in hayatıyla doğrudan bir alakası bulunmamaktadır. Ancak, daha önce ifade edildiği üzere, gerek Câhiliyye döneminde gerekse İslâm’ın Medine’ye yayılmasından sonra müşrik ve Müslüman tüccarları için Şam’daki Gazze ile birlikte Buṡrâ’nın da ticaret için bir uğrak yeri olduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak Buṡrâ’nınkasabasının Mekke üzerinden Şam tarafına işleyen ticarî güzergah üzerine önemli bir merkez olduğu ve Hz. Peygamber döneminde Bizans’ın askerî ve siyasal nüfûzunun başladığı noktalardan biri olduğu söylenebilir.


[1]Mustafa Fayda, “Busrâ”, DİA, VI, s.470-472.

[2] “https://en.wikipedia.org/wiki/Bozrah”, 2018.

[3]el-Maḳdisî, EbûʿAbdullâhMuḥammed b. Aḥmed (ö.380/990 civarı), Aḥsenu’t-TeḳâsîmfîMaʿrifeti’l-Eḳâlîm, Beyrut 1411/1991, s. 152.

[4]Yâḳût el-Ḥamevî, EbûʿAbdullâhYâḳût b. ʿAbdullâh el-Ḥamevî (ö.626/1229), Muʿcemu’l-Buldân, Beyrut 1995, I, 441-442.

[5]İbn Saʿd, EbûʿAbdullâhMuḥammed b. Saʿd (ö.230/845), eṭ-Ṭabaḳâtu’l-Kubrâ (nşr. İḥsanʿAbbâs), Beyrut 1388/1968, I, 75;İbn Ḥabîb, EbûCaʿferMuḥammed b. Ḥabîb (ö.245/860), el-Muḥabber (nşr. Ilse Lichtenstadter), Beyrut, s. 162.

[6]el-Vâḳıdî, EbûʿAbdullâhMuḥammed b. ʿOmer (ö.207/823), el-Meğâzî (nşr. Marsden Jones), Beyrut 1409/1989, I, 200.

[7]“https://en.wikipedia.org/wiki/Bozrah”, 2018.

[8]İbn Saʿd, eṭ-Ṭabaḳât, III, 214.

[9]ʿAbdurrezzâḳ, el-Muṡannef, V, 343.

[10]et-Ṭayâlisî, el-Musned, III, 176; İsḥâḳ b. Râheveyh, Musned, IV, 97.

[11]Mehmet Apaydın, Siyer Kronolojisi, İstanbul 2018, s. 85.

[12]ʿAbdurrezzâḳ, EbûBekrʿAbdurrezzâḳ b. Hemmâmes-Ṡanʿânî (ö.211/827), el-Muṡannef (nşr. Ḥabîbu’r-Raḥmân el-Aʿẓamî), Beyrut 1403, V, 343; İbn Saʿd, eṭ-Ṭabaḳât, I, 258.

[13]el-Vâḳıdî, el-Meğâzî, II, 755.

[14]“https://en.wikipedia.org/wiki/Bozrah”, 2018.

[15] Meselâ bk. Maʿmer b. Râşid, EbûʿUrveMaʿmer b. Râşid el-Ezdî (ö.153/770), el-Câmiʿ (nşr. Ḥabîbu’r-Raḥmân el-ʾAʿẓamî), Pakistan 1403/1982, XI, 264; Aḥmed b. Ḥanbel, EbûʿAbdullâhAḥmed b. Muḥammed b. Ḥanbel (ö.241/856), MusneduAḥmed b. Ḥanbel (nşr. AḥmedMaʿbedʿAbdulkerîm), Beyrut 1432/2011, X, 144, No: 22866.

[16]İbn İsḥâḳ, EbûʿAbdullâhMuḥammed b. İsḥâḳ b. Yesâr (ö.151/768), Sîretu İbn İsḥâḳ(nşr. SüheylZekkâr), Beyrut 1398/1978, s. 51; eṭ-Ṭaberânî, Ebû’l-ḲâsımSuleymân b. Aḥmedeş-Şâmî (ö.360/971), el-Muʿcemu’l-Kebîr(nşr. Ḥamdî b. ʿAbdulmecîdes-Selefî), Ḳâhire, XXIV, 212.

[17]İbn İsḥâḳ, Sîretu İbn İsḥâḳ, s. 73-76; İbn Saʿd, eṭ-Ṭabaḳâtu’l-Kubrâ, I, 153-155.

[18]İbn Hişâm, EbûMuḥammedʿAbdulmelik b. Hişâm el-Ḥimyerî (ö.213/829), es-Sîretu’n-Nebevîyye (nşr. Muṡṭafâes-Saḳḳâv.dğr.), Mısır 1375/1955, I, 188; İbn Saʿd, eṭ-Ṭabaḳât, I, 130-131.

[19] Mehmet Apaydın, Siyer Kronolojisi, İstanbul 2018, s. 250-251.


Dr.Mehmet Apaydın