Hazîre (الخزيرة)

Hazîre (الخزيرة)

İlk dönem ravilerinin açıklamalarına göre hazîre, kepeği alınmamış unla yapılan bir yemektir. Benzer bir yemeğin adı harîra olup un yerine süt konularak yapılanbir yemek olduğu anlaşılmaktadır. Hazîreile ilgili verilen birçok bilgiden hareketle bu yemeğin çorba veya çorba kıvamında bir yemek olduğu ortaya çıkmaktadır. Asırlar içinde kelimeye açıklık kazandırmaya çalışan müelliflerin ifadelerinden bu çorbanın etle veya yağlı hayvan eti ile hazırlandığı, dolayısıyla içinde et veya et yağı bulunan çorba anlamına geldiği görülmektedir. Tarifi biraz daha berraklaştıran bir unsur asîde denilen çorbanın tarifi ile ilgilidir. Yapılan tarifler çerçevesinde içine et konulmaz ise bu çorbaya asîde denildiği belirtilmiştir. Hazîrenin asîdeden daha ince bir kıvama sahip olduğu zikredilir. Birçok rivayetten tabak yan çevrildiği zaman akıp dökülecek bir kıvamda olduğu anlaşılmaktadır.

Üçüncü ve dördüncü hicrî asırlarda yazılan kitaplarda hazîre daha detaylı bir şekilde tarif edilmiş ve bu tarif yaygınlık kazanmıştır. Buna göre hazîre kuşbaşı doğranmış et parçalarının bol suda haşlanıp güzelce pişirilmesinden sonra üzerine un konulması ile elde edilen bir çorbadır. Tariflerin bir kısmında un ve hayvan yağı ile yapılan çorbaya dendiği de yer alır. Unla yapılanına harîra, kepeği alınmamış unla yapılanına hazîre dendiği de söylenir.

Bütün bunlardan hazîrenin, iyice pişirilen etin içine kepeği alınmamış un ilavesiyle yapılan bir çorba olduğu anlaşılmaktadır. Etin bol suda iyice pişirilmesi sebebiyle kolayca liflere ayrılacağı açık bir durumdur. Dolayısıyla bu çorbanın Anadolu yemek kültüründe yer alan düğün çorbasına benzer bir çorba olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Arap kültüründe bu çorba hazırlanırken terbiye edilip edilmediğine dair bilgi bulunmamaktadır. Bilindiği üzere düğün çorbasının etlisi veya etsizi mutlaka terbiye edilmiş bir şekilde servis edilir. Biz Arap kültüründe daha sade bir tarzın tercih edildiğini düşünebiliriz.

Bâbü’l-Hazîre

Birçok rivayette hazîre ile ilgili bir takım hatıralar yer almıştır. Bu hatıralar çerçevesinde karşımıza çıkan detaylara bakmak yerinde olacaktır. Bu arada İmâmBuhârî’ninSahîh adlı kitabının Et’ıme kısmında “Bâbü’l-Hazîre” adını taşıyan bir bâb başlığı açmış olması da oldukça heyecan verici bir husustur.

Hazîre ile ilgili anlatımlardan birisi Câbir b. Abdullah b. Amr b. Harâm el-Ensârî tarafından sunulmuştur. Câbir’in verdiği bilgilere göre babası bir gün hazîre yapılmasını istemiş, ardından onuResûlullah’a (sas) götürmesini emretmişti. Câbir hazîreyi götürdüğünde Resûlullah evde bulunuyordu. Getirilenin yemek olduğunu anlayınca “Câbir! Nedir o? Yoksa et mi?” diye sordu. Câbir, getirdiği yemeğin et olmadığını, ancak babasının hazırladığı hazîreyi getirdiğini söyledi. Eve dönünce babası Câbir’e,“Resûlullah evde miydi, onu gördün mü, bir şey söyledi mi?” diye sordu. Câbir de olanları anlattı. Bunun üzerine Abdullah b. Amr, Resûlullah’ın canı et çekmiş olmalı, diyerek kalkıp evdeki besi hayvanlarından birisini kesti. Etini közleyip Resûlullah’a gönderdi. Câbir onu getirdiğinde Resûlullah bir grup arkadaşıyla konuşmaktaydı. Câbir’e ne olduğunu sordu. O da olanları anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber bu zarif ve içten davranış sebebiyle “Allah, ensâra[MAA1] hayırlar versin. Abdullah b. Amr’ın ve kabile reisi Sa‘d b. Ubâde’nin gösterdiği misafirperverlikten Allah razı olsun.” diyerek onlara özel dua da bulundu.

Bereket hazinesi hazîre…

Bir seferinde de Ebû Talha, Enes b. Mâlik’i Resûlullah’ı (sas)evlerine hazîre yemeğe davet etmek üzere göndermişti. Enes, Resûlullah’ı arkadaşlarıyla sohbet ederken buldu. Resûlullah, Enes kendisine yaklaşırken o daha bir şey söylemeden “Baban bizi yemeğe davet ediyor, değil mi?” diye söylemiş ve yanındaki arkadaşlarıyla Ebû Talha’nın evine yönelmişti. Enes, onca kişiye rağmen Resûlullah’ın duası ile yemeğin ne kadar bereketlendiğini anlatır dururdu.

Hazîre yemeği ile ilgili hatıralardan birisi de Itbân b. Mâlik es-Sâlimî’ye aittir. Verdiği bilgilere göre kendisi Sâlimoğulları kabilesine mensuptu ve onlara namaz kıldırıyordu. Aniden bastıran yağmurlarla oluşan seller, evinden mescide gitmesini engelliyordu. Bu sebeple Hz. Peygamber’den (sas) evini şereflendirerek orada namaz kılmasını istedi. Böylece Resûlullah’ın namaz kıldığı yerde namaz kılabilme arzusunu yerine getirecekti.Resûlullah ertesi gün Itbân’ın evine geldi. Bu esnadaItbân, Hz. Peygamber’in,evinde daha uzun süre kalmasını arzu ederekhazîre hazırlatmaya başlamıştı. Resûlullah eve gelir gelmez nerede namaz kılmayı istediğini sordu. Gösterdiği yerde iki rekât namaz kıldı. Hazîre hazırlanmakta olduğu için Resûlullah orada kaldı. Bu esnada çevredeki pek çok kişi Resûlullah’ınItban’ın evinde olduğunu duyarak koşup gelmişti. Itbân’ın evi dolup taşmıştı. Muhtemelen Itbân, gelenlerin fazlalığından dolayı telaşlanmış ise de hazırlanan hazîre, bu sohbete ayrı bir sıcaklık katmıştı.

Lakît b. Sabira, kabilesi Müntefikoğulları ile Resûlullah’ı ziyarete geldiklerini, onu evde bulamadıklarını, Hz. Âişe’nin de onlara yemek yapılmasını emrettiğini ve kendilerine hazîre hazırlandığını belirtir. Yemek pişirme hazırlıkları sürerken hurma liflerinden örülmüş bir kap hurmayı Hz. Âişe bizzat misafirlere ikram etti. Onlar tüm ikramları afiyetle yediler ve dinlendiler. Ardından Hz. Peygamber teşrif etti, onlara bir şeyler ikram edilip edilmediğini sordu. Onlar da ikramın gerçekleştiğini belirterek sohbete geçtiler.

 

İstimal alanının çok çeşitli olduğu bir yemek!

Hz. Âişe, Sevde’nin kendilerini ziyarete geldiğini ve ona hazîre hazırlayıp ikram ettiğini, Hz. Peygamber’in de ikisinin arasına oturarakdizlerinin ikisinin dizine değdiğini belirtir. Hz. Âişe,hazırlamış olduğu yemeğiSevde’ninyemek istemediğini, bunun üzerine“Ya yersin, ya da yüzüne bulaştırırım”, diyerek ısrarını sürdürdüğünü söyler. SonundaSevde yememekte ısrar edinceçorbanın içine elini sokarak Sevde’ninyüzüne sürer. Bu esnada durumu izleyenResûlullah, karşılık verebilmesi için dizini Sevde’nin dizinden çekerek ona hamle yapmaimkânı tanır. Sevde de Âişe’nin yüzüne bulaştırır. Resûlullah onların bu çekişmesine gülmekte iken Hz. Ömer’in sesi duyulur. Resûlullah“Yüzlerinizi yıkayın, Ömer neredeyse eve girmek üzere”, diyerek onların bu şakalaşmasına son verir.

Hz. Peygamber’in zevcesi ÜmmüSeleme’nin verdiği bilgilere göre zaman zaman Fâtıma’nın babasına hazîre hazırlayıp getirdiği anlaşılmaktadır. Bir rivayette bunun taştan mamul bir tencere (bürme) ile getirildiği ortaya çıkmaktadır. Aynı rivayetten Hz. Peygamber’in Fâtıma’dan, kocasını ve çocuklarını çağırmasını istediği, yemeği birlikte yedikleri görülmektedir.

Hz. Âişe’nin verdiği bilgilere göre bazen Hz. Peygamber’in evinde neredeyse bir ay boyunca ateş yakılmaz, yemek pişirilmez, ancak evden etli yemekler eksik olmazdı. Ziraensârınönde gelenleri yaptıkları hazîre veya harîra denilen çorbadan sürekli Hz. Peygamber’in evine ikramda bulunurlardı.

Resûlullahbazen akrabalarını, bazen de Medinelileri ziyarete gider, onlar da Resûlullah’a kendi şartlarında ikramlar da bulunurlardı. Hz. Hamza’yı ziyarete gittiğinde Medineli eşi Havle bintiKaysona, hazîre hazırladı. Ocaktan aldığı gibi ikram etti. Hz. Peygamber eliyle çorba kâsesini almaya çalışırken sıcaklığını fark etti, parmak uçlarıyla tutmaya çalıştı. Bir başka rivayette ise hazîreyi yemeye çalışırken parmaklarının yandığı ve “üf!” diyerek elini çektiği yer alır. Bu esnada Resûlullah’ın, Havle’ye ne sıcağa ne de soğuğa tahammül edemiyoruz, dediği de kayıtlara yansımıştır.

Yukarıda yer alan tasvirlerden hazîrenin çok sevildiği ve ikramların başında yer aldığı söylenebilir. Bu alışkanlık uzun süre devam etmiştir. Ancak fetihlerle genişleyen coğrafya ve İslâm’a katılan yeni halkların damak zevki şüphesiz İslâm toplumuna yenilikler katmıştır. Hz. Ali dönemine ait bir hatıra buna açıklık getirecek niteliktedir. Bir grup, halifeliği döneminde Hz. Ali’yi bir Kurban veya Ramazan bayramında ziyarete gelmiş,bu gruba hazîre ikram edilmişti.Muhtemelen geleneksel ve yaygın bir biçimde tüketilen bu çorbadan bıkmış olan ziyaretçilerdenAbd b. Züreyr el-Gâfikî, “Keşke şu kazlardan ve ördeklerden bize ikramda bulunsaydınız, Allah hayrınızı daha bol ederdi.”deyivermişti. Bunun üzerine Hz. Ali, halifeninMüslümanların malından israfta bulunamayacağını belirtmiş, bu hususla ilgili Hz. Peygamber’in tavsiyelerini aktarmıştı.


[MAA1]DİA’daensâr ve muhacir metin içinde küçük harfle yazılıyordu. Onu tercih ettik…


Prof. Dr. Levent ÖZTÜRK