Ukbe b. Ebî Muayt

Ukbe b. Ebî Muayt

Ashâb-ı Güzin, ruhların dinlendiği yüreklerdir. 63 yıllık hayatında en güzelleri öğreten Hz. Muhammed’in (sas) dostlarıdır onlar.Yola dostla çıkılır, sonuna kadar da dostla yürünür. Seçtiğin yoldaşın sağlamsa eğer, yolun sonu apaçık görünür. En güzel örneklerdi onlar. O zorlu hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz’i (sas) yalnız bırakmayan Ebû Bekir’in dostluğu… Kalplerde birlik olsun, her zaman dualarda dostlar olsun diyen Sa’d b. Ebî Vakkas ile Abdullah b. Cahş’ın dostluğu…Aynı davayı paylaşmak, kalplerdeki aynı heyecan ile sırt sırta veren Hz. Ömer ile Hz. Ebû Bekir’in dostluğu...

Her kula nasip olmamıştır bu dostluklar. Öyle bir zamanda ve zeminde, o mekanlarda yaşanılmasına rağmen herkes asıl dostluğu öğrenememiş ve yaşayamamıştır. Bu kavram en güzel Efendimiz’den (sas)anlaşılmalı, onun hayatında yaşattığından örnek alınmalıdır. Bunu başaranlara nazaran başaramayanlarda vardır. Dostluğu öğrenemeyenler ve yanlış dost seçenler, doğru yolda değil yanlış yolda olmuşlardır. Dostluğu sadece makam, mevki, şan, şöhret sanmışlar, bu kavramın içini çirkinliklerle doldurmuşlardır. Tıpkı Ebû Cehil ile Ebû Leheb, Übey b. Halef ile Ukbe b. Ebî Muayt gibi… İşte bu isimler yanlış seçimlerin ve o seçimlerin sonuçlarının en açık ve ibretlik örnekleridir.

Daha İslâm ile buluşmamış olan Ukbe b. Ebî Muayt, Peygamber Efendimiz’i (sas) evine yemek yemeye davet etmiştir. Peygamber Efendimiz (sas),Ukbe’ye bir şart koşmuş, şehadet etmediği, iman ile buluşmadığı taktirde evine gelip hiçbir şey yemeyeceğini ve davetine icabet etmeyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine Ukbe b. Ebî Muayt, Peygamber Efendimiz’in (sas) şartını yerine getirmiş ve şehadet getirmiştir. Ukbe b. Ebî Muayt’ın şehadet ettiği Ubey bin Halef’in kulağına gitmiş ve sözde arkadaşlık görevini yerine getirme acelesinde olan Ubey b. Halef tehditkâr bir biçimde bir dostun yapmaması gereken tavrı bize göstererek Ukbe b. Ebî Muayt’a, “Eğer gidip Muhammed’i açıkça inkâr etmez ve onu yüzüne karşı aşağılamazsan seninle asla konuşmayacağım!” demiştir. İslâm ile yeni buluşmuş fakat henüz kalbi tam olarak İslâm’ı tamamen kabul etmemiş Ukbe b. Ebî Muayt dostu olarak kabul ettiği ve inandığı kişiyi dinlemiş, onunla aynı yolu yürümeye devam etmiştir.Bir dost ya kazandırır ya da kaybettirir. Ya doğru yola sürükler o yolda rahat olunmasını sağlar. Ya da yanlış yola saptırır, çıkılmaz enkazlarda başı boş bırakır. İşte Ukbe b. Ebî Muayt da yanlış yola sürüklenmiş ve kaybedenlerden olmuştur.

Ukbe ve ailesi

Ukbe b. Ebî Muayt’ın çocukları ve eşi Ümmü Osman Erva bint Küreyz,İslâm ile şereflenmiş ve Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Erva bint Kurayz’ın Ukbe b. Ebî Muayt ile yapmış olduğu ikinci evliliğidir. Bu evlilikten Velid, Umare, Helid, Ümmü Külsûm, Ümmü Hakim ve Hind adında altı tane çocukları olmuştur. Ümmü Külsûm ailesi yanında bulunmadan hicret eden ilk Müslüman kadın olma şerefine ermiştir.[1]Erva bint Küreyz’ın ayrıca Mekke’de ilk Müslümanlardan olduğu da rivayet edilmiştir.[2]

  Ukbe’nin oğlu Velid, Hz. Osman (ra) zamanında Kûfe valiliği yapmıştır.[3]

Ukbe b. Ebî Muayt kötülüklere doymayan,hem Peygamber Efendimiz’e (sas) hem de onun ashâbına türlü türlü işkencelerde bulunan bir müşrikti. Efendimiz’i hicrete mecbur eden ve ona karşı hazırlanmış olan suikast sırasında evin etrafını çevreleyen Mekkeli müşrikler arasında yer almış, pusuda bekleyenler arasında olmuştu.[4]

Bir gün Peygamber Efendimiz (sas), Kâbe’de namaz kıldığı sırada Ebû Cehil’in söylemleriyle harekete geçen Ukbe, içindeki nefreti daha da çoğaltarak bir hayvan işkembesini Efendimiz (sas) secdedeyken üzerine atmıştır.[5]Ukbe b. Ebî Muayt  yine dostu dediği kimselere uymuş ve elindeki kurtuluş fırsatlarını değerlendirmek yerine, yine kaybetmiş, yanlış yollar içerisinden çıkamamıştır. Bütün bu yapılanlara karşı Peygamber Efendimiz’in (sas) dilinden dökülen sözler şöyle olmuştur:“Allah’ım! Kureyş’ten olan bu topluluğun yaptıklarını sana arzediyorum. Ebû Cehil b. Hişâm’ı, Utbe b. Rebîa’yı, Şeybe b. Rebîa’yı, Ukbe b. Ebî Muayt’ı, Ümeyye b. Halef’i sana havale ediyorum.”[6]

Peygamber Efendimiz’e (sas) karşı olan düşmanlığını binlere katlayarak ve ondan kurtulmak isteyerek onu öldürme girişiminde bulunan Ukbe b. Ebî Muayt, bu girişiminde başarılı olamayınca sinirlenmiş, büyük bir öfkeye kapılmış ve şu sözleri söylemiştir:

“Ey Kasvâ adındaki devenin binicisi!

Hicret edip bizden uzaklaştın.

Beni, pek yakında karşında atlı olarak göreceksin!

Mızrağımı size saplayıp duracağım. Sonra onu (kanınızla) sulayacağım!

Kılıç da sizin hiçbir örtülü yerinizi bırakmayacak!”[7]

Peygamber Efendimiz (sas), bu sözleri duyunca Ukbe b. Ebî Muayt için şu sözleri söylemiştir.“Allah’ım onu burnunun üzerine düşür.”Böylece Peygamber Efendimiz (sas) Ukbe’ye ikinci kez beddua etmiş ve üzüntüsü bu şekilde dile getirmiştir.

Ukbe, Allah Resûlü’ne ve diğer Müslümanlara en çok zulmedenlerden biriydi. Kötülükte en şiddetli davrananı (eşka’l-kavm) diye anılıyordu. Bir gün Peygamberimiz: “Ey Eban'ın babası! Senden gördüğümüz eziyetleri azaltmayacak mısın?” diye sorduğu zaman, Ukbe: “Hayır! Sen, üzerinde durduğun şeyi bırakıncaya kadar, azaltmayacağım!” dedi. Peygamberimiz (sas): “Vallahi, sen ya bu davranışlarından vazgeçersin ya da başına ansızın bir belâ gelip çatar!” buyur­du.[8]

Ukbe b. Ebî Muayt, Bedir Savaşı’na korktukları için katılmak istemeyen Mekkeli müşrikleri ikna ediyor ve onları büyük bir zafer duygusuyla savaşa hazırlıyordu. Birçok Mekkeli müşriğin öldürüldüğü Bedir Savaşı Müslümanların galibiyetiyle sonuçlandı. Bu savaştan Ukbe b. Ebî Muayt’ın nasibi esir olarak alınmak oldu. Savaş meydanlarında yiğitçe savaşan sahâbîlerimizden biri olan Abdullah b. Seleme, Ukbe’yi esir almıştı. Esirlere oldukça güzel davranmaya çalışan hatta okuma yazma öğretecek olan esirler için farklı şeyler düşünen Peygamber Efendimiz’in (sas) Ukbe b. Ebî Muayt’a ve Nadr b. Haris’e olan tutumu çok daha farklı olmuştur. Ukbe ise kendisine farklı davranıldığını fark ettikten hemen sonra kendisine diğer esirler gibi davranılmasını istemiştir. Neden onların serbest bırakılıp öldürülmediğini ama kendisinin cezasının ölüm olduğunu sorgulamış ve bunu istememiştir.

Allah Resûlü’nün Ukbe b. Muayt’a cevabı:“Allah’a, Resûlü’ne düşmanlık ve iftiraların dolayısıyla” veya “yüzüme karşı hakaret etmen sebebiyle”olmuştur.  Ukbe b. Ebî Muayt, Irkuzzubye’de yahut Safrâ mevkiinde Âsım b. Sâbit veya Hz. Ali tarafından öldürülmüştür. [9]

Ukbe asıl dostu olacak olan ve o dostluk ile hayatını zenginleştirebilecek fırsatları, aynı zamanda Resûlullah’ın dostu olarak hem bu dünyada hem de ahirette kazanacağı ferahlığı ve kalp serinliğini elinin tersi ile itmiş, dostluk ile hiçbir kalıba uymayan Ebû Cehil’i seçerek kaybetmişti. Ukbe b. Ebî Muayt aslında kaybedilen en değerli şeyi kaybetmişti. Bundandır ki son sözlerini pişmanlıkla tamamlamıştı.

“O gün zalim kimse ellerini ısırıp şöyle der: ‘Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! Çünkü Kur’ân bana gelmişken beni ondan saptırdı’ Şeytan insanı yüzüstü bırakıp rezil eder.”[10]

 

 

 


[1]Huriye Martı, “Ümmü Külsûm bint Ukbe”, DİA, XLIII, 325.

[2] Selman Başaran,“Erva bint Küreyz”,DİA,XII,317.

[3] İsmail Yiğit, “Ukbe b. Ebî Muayt”, DİA, XLIII, 64.

[4] İbn Sa‘d,Tabakât,I, 228

[5]Buhârî, “Salât”, 21; “Menâkıbü’l-Ensar”, 29.

[6] Buhârî, “Cizye”, 21.

[7]Veysel Aktürk, Hz. Peygamber Döneminde Öldürülmeleri Emredilenler ve Öldürülme Nedenleri,Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayınlanmamış YL tezi), Konya 2009,s.41.

[8]M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, I, 358-359.

[9] İsmail Yiğit, Ukbe b. Ebî Muayt, DİA, c.42, s.64

[10] Furkan 25/27-29.


İlayda Fatma ASLAN