Kalpleri Birleştiren İlahî Esinti: Kardeşlik

Kalpleri Birleştiren İlahî Esinti: Kardeşlik

Kardeşlik; fıtrî bir duygu, ilahî bir lütuf, Rabbanî bir bağış, kalpleri birleştirip huzura kavuşturan, mucizelerle dolu kudsî bir sırdır. “Yeryüzündeki her şeyi verseydin, yine de onların gönüllerini birleştiremezdin.” (Enfâl, 8/63) ayeti bu sırra dikkat çeker. Bu sırra ermenin yolu, samimi bir niyetle yola çıkmak, öncesini ve sonrasını hesap etmeden, Allah için müminlere kucak açmak, onlara hesaplıca değil hasbice yaklaşmaktır. Çıkar ve menfaat elde etme düşüncesi ve küçük hesapları bir kenara bırakıp fedakârlık ahlakını kuşanmaktır.

Bu ilahî lütfa nail olanlardan ikisi Hz. Peygamber’in dedelerinden Kusay ve Hâşim’di. Çocukluğu gurbette geçen Kusay, baba yurduna döndüğünde Kureyşlilerin darmadağınık olup her birinin bir dağın tepesinde zillet içerisinde yaşadığını gördü. Şehrin yönetimini ele geçiren Huzâalılar ise onlara hoyratça zulmediyorlardı. O sırada henüz yirmi yaşlarında olan Kusay, zulmü kabullenmeyip harekete geçti. Kureyşlilerle tek tek konuştu, çıkış yolları aradı. Onların ümit var olmalarını sağladı. Halkı organize edip harekete geçirdi. Uzun bir mücadeleden sonra Huzâalıların elinden yönetimi devraldı. Sonra da Kureyşlileri birleştirerek Kâbe’nin etrafına yerleştirdi. Mekke şehir devletini kurarak birlik ve beraberliği sağladı.

Hâşim zamanında ise Mekke’de büyük bir kuraklık ve kıtlık olmuştu. Geçim kaynakları kısıtlı olan halk, sıkıntıya düştü. Herkes kendi derdine düşünce aralarındaki bağ koptu. Birlik ve beraberlikten uzaklaştıkça da aileler bir bir yok olmaya başladı. Şehirde ölüm vadileri oluştu. Açlık ve yoksulluktan ölecek duruma gelen aileler, bu vadiye gidiyor, mezarlarını kazarak ölümlerini bekliyorlardı. Felakete dur diyen kişi Hâşim oldu. Varlıklı aileleri bir araya getirerek açlıktan ölmek üzere olanlara sahip çıkılmasını sağladı. Krallarla görüşerek uluslararası ticareti başlattı. Tacirlerin elde ettiği karların bir kısmını fakirlere vermelerini gelenek haline getirdi.[1] O gün Kureyş’in yaşadıkları Kur’ân-ı Kerîm’de Kureyş sûresinde anlatılır.

Kardeşlik; eşsiz bir inşa süreci, bencillik, kibir, kin, nefret ve haset gibi kötü duyguları, sevgi, saygı, merhamet, özveri, paylaşma, güven ve fedakârlık potasında eritmektir. Bunu veciz bir şekilde anlatan Allah Resûlü (sas) “Müminlerin birbirine merhamet ettiğini, sevdiğini ve yardımına koştuğunu görürsün. Onlar, organlarından biri rahatsız olduğunda diğerleri uykusuz kalarak ve ateşlenerek acısını hisseden vücudun organları gibidirler.” buyurur.[2]

Kardeşlik; ırk, kabile, aşiret, meslek, grup, mezhep üstünlüğü gibi suni değerler üretmeyi bırakarak bunlara kutsiyet yüklemeyi terk etmektir. Cahiliye tortularını çöpe atmak, içimizi kemiren kin, nefret ve kıskançlık duygularından arınarak ve huzur bulmaktır.

Kardeşlik; sevinç ve kederi, nimet ve külfeti, nimet ve imkânı, ilim ve irfanı, sıkıntı ve problemi paylaşmaktır. Bir gün halifeliği zamanında Hz. Ömer’e hurma ve yağdan oluşan birkaç sepet helva götürülür. Ömer (ra) bunların ne olduğunu sorunca:

-İçlerinde yiyecek var. Size getirdik. Sabahtan akşama kadar halkın işleriyle meşgulsünüz. İyi bir gıda alarak kuvvet kazanmanızı istedik, derler. Hz. Ömer sepetlerden birinin ağzını açar ve:

-Allah aşkına söyleyin! Bana getirdiğiniz bu leziz helvadan bütün Müslümanlara da birer sepet verdiniz mi? diye sorar...[3]

Kardeşler birbirlerine güvenir ve güven verirler. Müslümanlar malı, namusu ve şerefi hususunda, her hâl ve durumda birbirlerine güvenmeli ve güven vermelidirler. Dedikodusunu yapılmayacağına, iftira edilmeyeceğine, hakkında kötülük düşünülmeyeceğine inanmalıdırlar.

Kardeşler birbirlerini güler yüzle karşılar, iyi davranır, kusurlarını örter, hatalarını tolere eder, yaptığı yanlışları affederler. Rabbimiz (cc) kardeşleri “...Onlar öfkelerini yener, insanları affederler.” (Âl-i İmrân, 3/134) diye anlatır. Allah Resûlü (sas) ise: “Aldığında, sattığında ve hakkını talep ettiğinde (bağırıp çağırmadan, af yolunu tutarak) anlayışlı davranana Allah rahmet etsin.[4] buyurur.

Kişi kardeşinin kusur ve hatalarını, hakaretini, kızıp bağırmasını, dedikodu veya iftirasını bağışladığı gibi zor durumda olduğunda hakkını ve alacağını da bağışlar. Yıldız sahâbîlerden Ebû Yesar’ın (ra) yaptığı gibi kardeşinin sıkıntısını fark ettiğinde alacağından vazgeçer.

Ebû Yesar’ın bir kişiden alacağı vardı. Sahâbî bir türlü borcunu ödemiyordu. Bir gün alacağını istemek için evine gitti. Ebû Yesar’ın geldiğini fark eden sahâbî kızına:

- Gelene “Babam burada yok, de” diye seslendi. Sözleri Ebû Yesar’da duymuştu. Kızı daha söylemeye fırsat bulamadan Ebû Yesar:

- Dışarı çık sesini duydum, deyince sahâbî mecburen dışarı çıktı. Utancından başını kaldırıp arkadaşına bakamıyordu. Ebû Yesar yaptığının sebebini sorunca sahâbî:

- Çok zor durumda olduğum için, dedi. Ebû Yesar:

- Allah için söyle gerçekten zor durumda mısın? dediğinde

- Allah için, gerçekten zor durumdayım, dedi. Ebû Yesar:

- Haydi, git. Alacağımdan vazgeçtim. Çünkü Allah Resûlü (sas) şöyle buyurdu: “Kim zor durumda olan borçluya zaman tanır ya da alacağından vazgeçerse, kıyamet günü Allah’ın korumasında olur.”[5]

Kardeşlik; kardeşine karşı hüsnü zan etmek, birbirlerini iyilikte ve iyilikle destek olmaktır. Müslüman, kardeşini her yerde ve her zaman malı, canı, imkânı, bilgi ve becerisi ile maddi ve manevi olarak destekler. Problemini çözer, sıkıntısını giderir, derdine derman olmak için çabalar. Makam, mevki, imkân ve bilgi sahibi olanlar bu hususta daha da hassas olmalıdırlar.

İyilik, sadece bir şeyler vermek, bir işi halletmek için yardım etmek değildir. Kimi zaman kardeşinin sadece yanında olmak, sıkıntısını dinlemek, paylaşmak, teselli etmek, birkaç sözle kendisini iki büklüm eden sıkıntıyı çekip almaktır. Bazen bir tebessüm, tebrik veya hâl hatır sormaktır. Kişinin ihtiyaç duyduğu anlarda gösterilen bu tavır, birbirine düşman olan kalpleri dahi birbirine yaklaştırır.

Kardeşlik ahlakının en önemli umdelerinden biri de zayıf ve savunmasız durumda olanın mal, can, namus, şeref, hak ve hukukunu savunmaktır. Bu, hiçbir menfaat ve çıkar beklentisi olmadan sadece Allah rızası için yapılmalıdır. Kardeşine kızgın veya kırgın olması, onun yakınında olup olmaması kişiyi bundan alıkoymamalıdır.

Kardeşler birbirlerine zulmetmez, hakaret etmez, küçük düşürmez, kınamaz, yanlışını yüzüne vurmaz ve tartışmaz. Tartışma, sonu nereye varacağı belli olmayan bir eylemdir. Kırgınlık, kızgınlık ve öfke biriktirmeye sebep olur. Kişiyi yanlış kararlara, yanlış işlere sürükler. Allah Resûlü (sas), “Bir toplum hidayete erdikten sonra bu hâl üzere devam ederse birbirleri ile tartışmaya girmedikleri sürece sapmazlar.” buyurur.[6]

Kardeşler birbirine kin gütmez, intikam peşinden koşmaz. Fesat çıkarmaz, fesada alet olmaz. Haset etmez. Mal, makam ve mevkiini kardeşliğe perde yapmaz. Sosyal konum, güç ve yetkisini kötüye kullanıp emri altındakileri ezmez. Kardeşinin kötülüğünü istemediği gibi hatasının ortaya çıkması için de çalışmaz. İnsanların gizli yönlerini ve suçlarını araştırmaz. Suç araştırmak toplumu huzursuz eder. Kötülüğün alenileşmesine ve örnek olmasına sebep olur. Özele el uzatıp üzerindeki mahremiyet örtüsünü kaldırdığı için güvenleri sarsar. Sevgi, muhabbet ve ülfete engel olur. Güven yerini kuşkuya, sevgi ve saygı ise kin ve nefrete bırakır.

Sonuç olarak denilebilir ki kardeşlik, ahlak ve ilkeleri, hak ve hukuku ve adabıyla eşsiz bir lütuftur. Peygamber Efendimiz hayatı boyunca insanları kardeşliğe çağırmış, kardeşliğin nasıl olması gerektiğini anlatmış ve yaşantısı ile örnek olmuştur. Ashâbı ile birlikte bir arada kardeşçe yaşamın kurallarını ve sonuçlarını sergilemiştir. Allah Resûlü (sas) ve Sahâbe-i Kiram’ın kardeşlik ahlakı, hukuku ve adabını örnek alıp uygulayanlara ne mutlu...

 


[1] Hilal Kara-Abdullah Kara, Kalpleri Birleştiren İlahi Esinti, 12-16.

[2] Buhârî, 6011; Müslim, 2586.

[3] Hindî, Kenzü’l-ummâl, 35936.

[4] Buhârî, 2076; Tirmizî, 1368.

[5] İbn Mâce, 2419; İbnü'l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, 4469.

[6] Tirmizî, 3453; Müsned, 5/252.


Abdullah Kara