Prof. Dr. Raşit Küçük Hocamızla “Kardeşlik”

 Prof. Dr. Raşit Küçük Hocamızla “Kardeşlik”

Muhterem Hocam, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Mü’minler ancak kardeştirler” buyurmaktadır. Bu kardeşlik nasıl oluşmaktadır. Dinimizin ön gördüğü bu kardeşliğin temel özellikleri nelerdir?

Bismillahirrahmanirrahim.

Kur’an-ı Kerim’in bu ilahi beyanı geldiğinde, özellikle Araplar arasında kan bağı, kabilecilik ve ırk bağı insanlar arasındaki kardeşliğin ve birlikteliğin temelini teşkil ediyordu. Arabistan dışındaki toplumlarda da durum bundan farklı değildi. Kur’an, yeryüzüne kan kardeşliğini ve ırk birlikteliğini aşan yepyeni bir çağrı ve tüm insanları kucaklayan evrensel bir zihniyet değişimi teması getirdi. Bunun adı din kardeşliği ve din bağıdır. Bu bütün kabileleri, ırkları, renkleri, cinsiyet farklarını aşan ve tüm insanları kuşatıcı muhteşem bir değişim ve gelişimdir. Zirainsanlar arasındaki kavgaların, çatışmaların ve savaşların büyük ekseriyeti kabilecilik, ırkçılık, anlamı ve muhtevası daraltılmış ulusçuluk anlayışından kaynaklanır. Ayette mü’minlerin kardeşliğinin vurgulanmış olması konunun imanla alakalı olduğunun delilidir. Çünkü iman kalbî bir ameldir; kardeşliğin önce kalplerde ve gönüllerde yer etmesi gerekir. Bunun amele, eyleme yansıyan şekli ise Müslümanlıktır. Müslümanlık, görünürlük ve dışa akseden davranışlar bütünüdür. Nitekim âyet-i kerimenin devamında “Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin” buyuruluyor ki, işte bu emredilenler imanın İslam’a inkılap eden tezahürleridir. Çünkü insanlar arasında, hatta öz kardeşler arasında bile ihtilaflar ortaya çıkabilir; nitekim çıktığı ve bu sebeple nice cinayetler işlenip kanlar akıtıldığı bilinen bir gerçektir. Müminler arasında kardeşliğin devamı, ortaya çıkan ihtilafların çözümüne ve giderilmesine bağlıdır. Ayet-i kerimeden net olarak anlıyoruz ki, bu görev de müminlere verilmiştir. Bu hem Müslüman bireyleri hem de Müslüman topluluk ve toplumları bağlayıcı bir emir ve tavsiyedir.

Demek ki, mü’minler arasındaki ilişki düzeni ancak kardeşlik ilişkisi olabilir ve şunun da bilinmesi gerekir ki iman kardeşliği yani din kardeşliği, nesep kardeşliğinin önünde gelir. Dinimizin öngördüğü bu kardeşliğin temellerini bir hadis-i şerif bize en güzel şekilde özetler. Peygamberimiz bu hadislerinde anlam olarak şöyle buyururlar: “Birbirinizi çekememezlik etmeyiniz, birbirinize kin beslemeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz, birbirinizle ilişkiyi kesmeyiniz, biriniz din kardeşinin alışverişi üzerine alışveriş yapmasın, hiçbiriniz din kardeşini küçümseyip hakir görmesin. Ey Allah’ın kulları işte böylece kardeşler olun”.

Esasen Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti ile Peygamber Efendimizin pek çok hadis-i şeriflerinde mü’minlerin özellikleri sayılırken kardeşlik ahlakı ve hukukunun temellerini oluşturan esasları bulmamız mümkündür. Bunların her birine işaret etmemiz elbette söz konusu olamaz, fakat Kur’an tefsirlerinde ve hadis kitaplarının konu ile ilgili bölümlerinde bunları bulmamız mümkündür.

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimizin Medine’de gerçekleştirdiği kardeşlik (muahat) anlaşması oldukça önemlidir. Bunun içerisinde yer alan Sahabi Efendilerimiz bu kardeşliği nasıl anladılar? Nelerini paylaşıp nelerden vazgeçtiler?

Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra yaptığı en önemli iş, Mekkeli muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik tesis etmesidir. Şehre gelişinden yaklaşık beş ay kadar sonra Mekkeli ve Medineli aile reislerinin katıldığı bir toplantı tertip ederek, Ensarı gönülden samimi bir işbirliğine davet etti. Buna göre Medineli her bir aile, Mekkeli bir muhacir ailesini yanına alacak, kararlaştırılan kardeşlik ilişkisi içinde birlikte çalışıp kazançlarını paylaşacaklardı. Hatta birbirlerine mirasçı da olacaklardı. Daha sonra bu mirasçı olma hükmü nesh edilmiştir.Hz. Peygamber, tek tek ensardan hangi ailenin muhacirlerden hangisiyle kardeş olacaklarını kararlaştırdı. Ensar Mekkeli kardeşlerini kendi evlerine almışlar, daha sonra onlara ev yapabilecekleri arsalar tahsis etmişler, çalışma imkanları hazırlamışlar, Mekkeliler de onlara yük olmayı istemedikleri için kendi geçimlerini temin etmenin yol ve yöntemini bulmuşlardı. Fakat ensar, muhacir kardeşleriyle her türlü varlıklarını paylaşmayı gönül hoşnutluğu ile kabul etmişlerdi. Nitekim bu sayede Mekkeli muhacirler birçok mahrumiyetten kurtulmuş, Medine’ye uyum sağlamaları kolaylaşmış ve bu kardeşlik uygulaması ile ensar ve muhacirler tarihte emsali görülmeyen bir kardeşlik ahlakının öncü ve önderleri olmuşlardır. Kur’an-ı Kerim ensarla muhacirler arasında akd edilmiş olan bu kardeşlik (muâhât) anlaşmasını över ve tarafları gerçek müminler olarak anar. Bu sayede kabile, ırk ve hatta nesep kardeşliğinin yerini din kardeşliği almış ve Medine’de kabileler arasında devam edip giden kavgalar ve savaşlar sona ermiştir. Neticede kan ve soy kardeşliğinin yerini akîde, inanç ve ümmet kardeşliği almıştır. Bunun sonucu olarak şahsiyetli ve onurlu bireyler, ahlaki hasletlere sahip faziletli bir İslam toplumu ve Allah’ın hoşnutluğunu hak eden bir İslam ümmeti oluşmuştur. Aynı niteliklere sahip fertlerden oluşan ve aynı ahlaki faziletleri taşıyan Müslüman toplumların tarih içinde tekerrürüne de şahit olunmuştur. Bu biz Müslümanlar için olduğu kadar insanlık ailesi için de bir ümit kaynağı olmalıdır.

Muhterem Hocam, Peygamber Efendimizin kutlu sözlerinde kardeşlik nasıl bir yer tutmaktadır? Efendimiz İslâm kardeşliğinin sağlanması noktasında ümmetine neleri emretmiş, neleri yasaklamıştır?

Kur’an müminlerin ancak kardeş olduklarını ve başka türlü olamayacaklarını açıkça beyan etmiş, Resul-i Ekrem Efendimiz bu kardeşliğin nasıl olması gerektiğinin bütün detaylarını ümmetine öğretmiş, öğretmekle kalmayıp onları bu konuda eğitmiş ve insanlığa kıyamete kadar örnek teşkil edecek bir sahabe nesli yetiştirmiştir. Hadis-i şeriflerden mahiyet olarak hatırlayabildiklerimi ifade etmeye çalışayım.

Peygamber Efendimiz, en önemli günlük ibadetimiz olan namazı kılarken kardeşliğimizi, birlik ve dirliğimizi korumanın ve devamını sağlamanın şeklî unsurlarını bile yerine getirmemizi tarif edip göstermiş, saflarımızın sık ve omuzlarımızın aynı hizada olmasına, aynı safta olanların aralarında bir gedik, bir delik bırakmamasına, aksi takdirde o boşluğa şeytanın gireceğine dikkat çekmiş ve bizatihi kendisi safları düzene sokmuştur.Bu durum, kim olursak olalım aynı safta ve aynı hizada bulunmanın, birbirimize kenetlenmenin, dürüst ve düzgün olmanın, aramıza şeytanın, yani fitne ve fesadın, bozgunculuğun girmemesine özen göstermek gerektiğinin simgesel ifadesidir.

Peygamber-i zîşân Efendimiz, din kardeşine tebessümle muameleyi, yani güler yüz göstermeyi sadaka saymış, bir kimsenin kendi nefsi için istediği şeyi din kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamayacağını belirtmiş, birbirini sırf Allah rızası için seven ve bu sebeple bir araya gelen iki kişiyi Cenab-ı Hakk’ın kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan günde gölgelendireceğini müjdelemiş, bir kudsi hadiste “Celalim hakkı için birbirlerini sevenlere cennette Nebîlerin ve şehitlerin bile imreneceği nurdan minberler vardır” müjdesini vermek suretiyle din kardeşleri arasındaki sevginin, muhabbetin önemini ve değerini vurgulamıştır. “Kişi sevdiğinin dini üzeredir; sizden biriniz kimi sevdiğine iyi baksın” buyurarak bize istikamet göstermiştir.

Din kardeşi olan mü’minlerin birbirlerine kötü sözlerle hitap etmesini, iftirayı, gıybeti, birbirilerine karşı kin ve nefret duygusunu, haksızlığı, kardeşini terk etmeyi, yüz üstü bırakmayı, kanını dökmeyi, malını çalmayı, ırzına ve namusuna tecavüzü, üç günden fazla dargın durmalarını ve benzeri kötü huylara sahip olmayı yasaklamıştır. Bütün bu emirler ve yasaklar kardeşliğimizi canlı tutan ve bize hayat veren hususlardır.

 Muhterem hocam, bugün ümmetçe içerisinde bulunduğumuz durumun sebeplerinden birisi de kardeşliği hakkıyla anlayamamaktır. Günümüzde kardeş olmamızı engelleyen ne gibi sorunlar vardır? Bunlarla nasıl mücadele edilebilir?

Biraz önce ifade etmeye çalıştığım hususlar yüce dinimizin temel prensiplerinin sadece bir kaçıdır. Bu konuda kesin inancım şudur: Müslümanlar olarak bizler dinimizin emir ve yasaklarına hakkıyla riayet eder, itikadımız, inancımız tam olur, amellerimiz yani ibadetlerimiz başta olmak üzere tüm davranışlarımız bu inancımızın hayatımıza yön vermesinden ibaret bulunur ve bunlar bizde yerleşik bir hal alıp ahlakımız haline gelirse imanımız kâmil, Müslümanlığımız her çeşit insan için örnek, ahlakımız Allah’ın ahlakıyla ahlaklanma derecesine ulaşmış olur. İşte bu kâmil mümin olmanın adıdır ve bizden istenilen de budur. Çünkü bizim vazifemiz daima kemâle doğru ilerlemektir. Bütün bunlar, her şeyden önce iyi bir mümin olmaya kesin bir kararla kalben niyete, ciddiyetle ilgiye ve sağlıklı bilgiye dayalı gayretler neticesinde Cenâb-ı Hakk’ın da yardımına inanmakla gerçekleşir. Böyle kişilerden oluşan toplum kardeşler topluluğu olur ve Allah’ın nusretine, yardımına layık hale gelir. Bugünkü halimizi olmamız gereken bu hal ile kıyas edersek her şey daha iyi anlaşılır. Merhum MehmedÂkif’in bir beytini de hatırlayalım:

“O iman hüsn-i hulkun en büyük hâmîsi olmuşken,

Nemiz vardır fezâilden nemiz eksik rezâilden”

 Muhterem hocam, Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Kardeşlerinizin arasını düzeltin.” buyurmaktadır. Bu ilahi emir nasıl anlaşılmalıdır? Bu emirden yola çıkarak ne gibi pratik çözümler geliştirilebilir?

 

İlk sorunuzu cevaplandırırken bunun mahiyetine kısaca işaret etmeye çalışmıştım. Müslümanlar gerek fert gerek toplum olarak din kardeşleri arasında ortaya çıkacak ihtilafları, çekişmeleri, çatışmaları, savaşları önleme gibi bir sorumluluk taşımaktadırlar. Burada fertlere düşen görevlerle yönetimlere düşen görevleri birbirine karıştırmamak gerekir. Bireylerin yapabilecekleri vardır ve tabii ki sınırlıdır; Müslüman yöneticilerin ve toplulukların başkanlarının yapabilecekleri vardır. Bunlar sorumluluk sahibi herkesin nasıl hareket edeceğinin kural ve kaidelerini bilmeleri ile halledilecek hususlardır. Her birinin hukuki ve ahlaki kuralları da Kur’an ve Sünnet ışığında Müslüman aklı ile ve içtihatlarla belirlenmiştir. Yeter ki öğrenme ve uygulama gayreti içinde olalım. İslam’ın yaşanmış uzun asırları boyunca edinilmiş tecrübeler, başarılar ve başarısız kalmış teşebbüsler tarihi birikimimizi oluşturmaktadır. Bunlardan çıkarılacak dersler önümüzü açacak niteliktedir.

 Muhterem Hocam, Kardeşliğin en önemli azığı sevgidir. Bu sevgi nasıl kazanılır? Gerçekten iman eden kardeşlerimiz nasıl sevilir?

 

Öncelikle şunu ifade edeyim: Sevgi irâdî bir davranıştır. Yani kimi ve neyi seveceğimizi, niçin ve neden seveceğimizi bilmeliyiz. Bu özellik son derece önemlidir. Sevgi şirk yani ortaklık da kabul etmez. Allah’ı seven putları sevemez; Peygamberi seven EbûCehil’i sevemez. Sevilmek, sevmekten daha önemli ve daha önceliklidir. Demek ki sevgi hem bilgi hem de bilinç gerektirir. İşte bu sebeple Allah ve Resulü’nün kimleri sevdiğini ve kimleri sevmediğini bilmek gerekir. Kur’an ölçeğinde bazı örnekler verecek olursam, mesela Allah muhlisleri, muhsinleri, takva sahiplerini, sabredenleri, tövbe edenleri sever. Bunlara karşın kâfirleri, zalimleri, kendini beğenenleri, hainleri, bozgunculuk çıkaranları, israf edenleri ve haddi aşanları sevmez. Şu halde bizim sevmek ve sevmemekteki ölçümüzün ne olacağı yine Cenab-ı Hak tarafından bize bildirilmiştir. Tabii Allah’ın sevdikleri ve sevmedikleri burada saydıklarımla sınırlı olmayıp, bunlar en önemli örneklerden bir kaçıdır. Az önce ifade ettiğim gibi bu konu bilgi sahibi olmayı ve aynı zamanda bir bilince sahip bulunmayı gerektirir.

 

Muhterem Hocam, Özellikle HucuratSüresi'nin 12. ayetinin üzerinden kardeşliği yıkan hastalıkları öğreniyoruz. Bu hastalıklara karşı nasıl bir duyarlılık oluşturabiliriz.

 

O halde o âyet anlam olarak bize ne diyor ona bakalım:

“Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir”.

Görüldüğü gibi Allah’ın yasakladığı şeyler gayet açık. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde kötü zandan sakınmamızı, çünkü kötü zannın sözlerin en yalanı olduğunu hatırlatır. Aynı hadiste hatırladığım kadarıyla başkalarının gizli kapaklı hallerini, ayıplarını araştırmamayı, birbirimize karşı öğünüp böbürlenmemeyi emreder. Yine Peygamberimiz gıybetin din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmak olduğunu, o söylenen şey din kardeşinde varsa gıybet yoksa iftira olduğunu hatırlatır. İşte bizde duyarlılık oluşması için yapacağımız şey, Allah’ın ve Resulünün emir ve yasaklarına uymak, onları hayatımızın rehberi kılmaktır.