Herîse

Herîse

Ünlü Arap dil bilgini Halîl bin Ahmed’in verdiği bilgilere göre kelimenin kökeni “hers”tir. “Hers” kelimesi, bir şeyi enli veya geniş bir şeyle dövmek, ufalamak, küçültmek, kırmak anlamlarına gelmektedir. Ufalanan her şeye “herîs” dendiği gibi sadece ufalanan tahıla “herîs”, pişen çorbaya “herîse” denilebileceği de ifade edilmiştir.
Dibek veya havanda yapılan ön hazırlık
Genel olarak tanımlar, herîsenin dibek veya havanda dövülen, küçük parçalara ayrılan buğday, arpa gibi tahıllarla yapılan yemek olduğu şeklindedir. “Mihrâs”, derinlemesine oyulmuş bir taş şeklinde tanımlanmakta, Türkçemizde dibek veya havan gibi kelimelere karşılık gelmektedir. Bazı benzetmelerde “Dibek veya havanda herîsenin ufalandığı gibi” ifadesi de herîsenin nasıl hazırlandığı noktasında önemli bir vurguya sahiptir.
Yukarıdaki açıklamalardan herîse kelimesinin bu ismi, yapılan eylem ve işlemden aldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taneleri dibekte ufalanan, küçültülen tahılla pişirilen yemeğe veya çorbaya “herîse” denilmektedir. Etin içine kabuğu soyulmuş arpa konulup çorba yapıldığında, bu yemek herîseye benzetilse de herîse olarak adlandırılmazdı. Zira yapılan çorbaya herîse denilmesi için içine konan arpa, buğday veya diğer tahıl ürünlerinin kırılmış, parçalanmış olması gerekiyordu.
Bu bilgilerden hareketle herîsenin Anadolu yemek kültüründeki yarma çorbasına benzeyen bir yemek olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Etli herîse
Bazen bu kırılmış, küçük parçalara ayrılmış buğday, arpa gibi tahıl tanelerinin içine tavuk, koyun ve keçi gibi hayvan eti ilave edilirdi. Zamanla içine konulan et cinsi çeşitlilik arz etmiş, her türlü hayvan etiyle denenen bir yemek çeşidi olmuştur. Bazen herîsenin içine su yerine çeşitli hayvanların sütlerinin konulduğu; farklı, ferahlatıcı ve ekşimsi bir lezzet elde edildiği de olurdu.
Herîse, kıdr denilen büyük kazanlarda pişirilirdi. Herîse çoğu zaman cefne denilen kaplarda ikram edilir, diğer pek çok toprak kaplarda da pişirilir veya yenirdi. Yedi sekiz kişiye yetecek kadar çorbanın konduğu bu kaplardaki çorbayı tek başına yiyenlerin de bulunduğuna dair rivayetler kayıtlarda yer almıştır.
Es‘ad’ın çanağı
Herîse, Hz. Peygamber döneminde çokça tüketilen ve sevilen çorbalardan birisiydi. Hz. Peygamber tarafından da sevilirdi. Sahâbeden Es‘ad b. Zürâre’nin (ö. 1/623)  gün aşırı Hz. Peygamber’e herîse hazırlayarak gönderdiği rivayet edilir. Bu çorbayı zevkle yiyen Hz. Peygamber,  zaman zaman “Es’ad b. Zürâre’nin çanağı geldi mi?” diye sorar, “Evet!” denilince “Haydi onu getirin de yiyelim!”, diyerek ortamı hareketlendirirdi. Onun bu istekli hali, ashâb tarafından Hz. Peygamber’in herîseyi çok sevdiği şeklinde yorumlanmış ve bu şekilde rivayetlere yansıtılmıştır. Onun bu sevgisi ashâba da tesir etmiş görünmektedir. Meselâ Muâz b. Cebel, yemeklere herîse ile başlamayı pek severdi.
Yukarıda tarifi verilen herîsenin özellikle sütlü olanı tabiî olarak hafif ekşimsi bir tada sahipti. Muhtemelen bu özelliği, hararetli durumlarda ferahlatıcı olurdu. Hz. Peygamber’in hacamat yaptırdığında kendisine ikram edilen bu çorbayı beğenmiş olmasında muhtemelen bu serinletici ekşimsi tat önem arz etmiş, bitkin düşen vücuduna hem sıvı katkısı, hem de vücuduna güç veren bir gıda katkısı sunmuştur.
İstifade edenlerinin bol olduğu bir yemek
Biraz önce de vurguladığımız üzere herîse komşulara, misafirlere ikram edilen sevilen bir çorba idi. Özellikle bu çorbadan pişirerek Hz. Peygamber’e gönderen Es‘ad b. Zürâre dışında da birçok kişi kayıtlarda yer almıştır. Sâlih b. Dînâr et-Temmâr’ın annesi, hizmetlisi ile Hz. Aişe’ye bir çanak herîse göndermişti. Getiren kişi, Âişe’nin namaz kıldığını gördü. Hz. Âişe işaretle çanağı odanın içine bırakmasını söyledi. O esnada bir kedi gelerek ondan yedi. Hz. Âişe, kedinin yediği yerden çekinmeden yedi. Birçok kişi onun necis olduğunu düşünüyordu. Ancak o, kedinin evcil bir hayvan olduğunu, evin içinde dolaştığını, Hz. Peygamber’in onun içtiği suyla abdest aldığını ifade ederek kedinin artığı olan çorbanın temiz olduğunu belirtti.
Herîse Arap kültüründe düğün ziyafetlerinde de karşımıza çıkan bir yiyecekti. Bilindiği üzere Hz. Peygamber’in eşlerinden birisi, Ümmü’l-Mesâkîn denilen Zeynep binti Huzeyme’dir.  Hz. Peygamber onunla evlenirken düğün ziyafeti olarak bir deve kesmişti. Düğüne katılanlar, düğündeki miskinleri görünce yemeği onlara bırakmışlardı. Hz. Peygamber ve arkadaşlarına yemek kalmamıştı. Bunun üzerine Hz. Peygamber’e herîse getirilmiş, Hz. Peygamber de onlarla birlikte bundan yemişti. Bir başka rivayette de benzer bir hâdise aktarılmaktadır. Rivayetin detaylarına bakılacak olursa muhtemelen başka bir sefere ait düğün yemeği ile ilgilidir. Buna göre Hz. Peygamber’in düğün ziyafetlerinden birisi yine herîseden müteşekkildir. Bazı rivayetlerde bu düğün ziyafeti iki müdd arpadan müteşekkil bir düğün ziyafeti olarak zikredilmektedir. Bunun da herîse olması kuvvetle muhtemel görünmektedir.
Kur’ân’da geçtiği ve cennetten geldiği iddia edilen(!) bir çorba…
Herîse o kadar sevilirdi ki Kur’ân’da bile ona işaret olduğunu ileri sürenler olurdu. Bunun delili nedir diye sorulduğunda ayetleri sıralayarak şunları söylerlerdi: “Bir ineği boğazlayın.”, “Bir kısmını diğer kısmıyla dövün.” “Ocak (tandır) alevlendi.” “Halden hale dönüşeceksiniz.”
Cebrâîl’in cennetten Hz. Peygamber’e herîse getirdiği, herîseyi Hz. Peygamber’e takdim eden Cebrâîl’in ondan yemesini, zira herîsenin cinsel gücü artıracağını, hattâ kırk kişinin gücüne denk güç vereceğini söylediği şeklindeki rivayetler uydurmadır. Hadis âlimleri tarafından kesin bir dille reddedilmiştir. Rivayetin bir başka tarîkinde Hz. Peygamber’in yediği herîse sayesinde geceleri ibadet etmek üzere güç kazandığını söylediği geçmektedir. Ancak bu hadis de aynı şekilde uydurma olarak nitelenmiştir.
Şiî kaynaklarda da benzer şekilleriyle geçmekte hattâ şifa kaynağı olarak zikredilmektedir. Ayrıca bu anlatımların bir kısmında gökyüzünden nâzil olan yemek vurgusu, daha fazla ön plana çıkmaktadır. Buna ilave olarak cennet toprağında yetiştirildiği, huri gözlü kadınlar tarafından pişirildiği gibi ilaveler sunulmaktadır. Yine aynı şekilde herîse ve madîra denilen çorbaların cennetten indirildiği şeklinde de bazı rivayetler de bulunmaktadır. Bunlar da aynı şekilde cerh edilmiş ve uydurma olarak değerlendirilmiştir. Bu rivayetlerde Hz. İsa’ya gökyüzünden indirilen sofraya benzer bir anlatım dikkatleri çekmektedir.
Kuvvet ve dinçlik deposu
Herîse doyurucu bir yiyecek olarak bilinir, onun doyurmadığını hiçbir şeyin doyurmayacağı söylenirdi. Hicrî dördüncü asırdan itibaren yazılmaya başlanan Tıbb-ı Nebevî kitaplarında kendisinden çokça bahsedilen herîse hakkında şu bilgilere de tesadüf edilmektedir. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Size herîseyi tavsiye ediyorum. O kırk gün vücudu ibadet etmek için dinç tutar. Herîse, İsâ’nın mâidesine (sofrasına) bedel olmak üzere bize indirildi.” Bu tür bilgilerin de yukarıda zikredildiği şekilde uydurma olduğu bilinmektedir.
Herîse İslâm dünyasında uzun asırlar boyunca mutfakta yerini almış, beğenilerek yenmiştir. Herîse, aşırı derecede yendiğinde vücut ısı dengesini bozabiliyordu. 276 (890) yılında vefat eden İbn Kuteybe ed-Dîneverî’nin yediği herîse sebebiyle değişen vücut ısısından dolayı vefat ettiği zikredilir. İbn Kuteybe, herîseyi şehirlilerin yemeği olarak tavsif eder ve çöl Araplarının bunu beğendiğini zikreder. Bunları madîra, asîde, herîse olarak sıralayan İbn Kuteybe herîsenin bu ismi parçalama, kırma, ufalama anlamından aldığını belirtir. Yine İbn Kuteybe’nin verdiği bilgilere göre herîse bol biber ve turşu ile yenir, içine yağ konulmazdı.
Herîse, asırlar içinde sokaklarda dolaştırılarak satıldı. Özellikle sabahları herîse satan çorbacılar sokakları şenlendirir, iştah kabartacak sözlerle bağırarak herîse satarlardı.


Prof. Dr. Levent ÖZTÜRK