Hind b. Ebî Hale’nin Dilinden…

Hind b. Ebî Hale’nin Dilinden…

Hindb. Ebî Hâle (ra),Hz. Hatice’nin (r.anha) ilk eşinden olan çocuğudur. Hz. Peygamber (sas)Hindb. EbîHâle’nin (ra) hayatına annesiyle olan evliliğiyle girmiştir. Hz. Hatice (r.anha) ile evlendikten sonra Hz. Peygamber (sas),Hindb. EbîHâle’yi (ra) kendi oğlu gibi sevmiş ve onu kendi gözetiminde tutmuştur. İslâm’a ilk girenlerden biri olan HindibniEbî Hâle (ra), babası Hz. Peygamber’in (sas) sevgisine karşılık vermiştir.

Hindb. Ebî Hâle (ra) İslam tarihi kitaplarında Resûlullah’ı (sas) anlatan meşhur hilyerivayetini nakleden eden sahabidir. Hz. Hasan’ın (ra) dedesi Hz. Peygamber’i (sas) sorması üzerine O’nu (sas) uzun uzun anlatan Hindb. Ebî Hâle (ra) olmuştur. İşte Hind’in(ra) dilinden Hz. Peygamber (sas):

Allah Resûlü (sas) gülen bir yüze sahipti.

Hindb. Ebî Hâle (ra) Hz. Peygamber (sas) hakkında şöyle buyuruyor: “Resûlullah Efendimiz her zaman güleç yüzlü, güzel huylu, halim ve selimdi.”[1]

Allah Resûlü (sas) güzel bir ahlaka sahipti.

Hz. Peygamber’i (sas) tasvir eden bütün sahâbî Efendilerimiz O’nun güzel ahlaklı oluşuna her zaman değinmişlerdir. Hindb. Ebî Hâle (ra), Allah Resulü’nün (sas) ahlakına dair şunları söylemektedir: “Hz. Peygamber (sas) kötü huylu, katı kalpli değildi. Bağırıp çağırmaz, çirkin söz söylemez, kimseyi ayıplamaz ve aşırı derecede övmezdi. Hoşlanmadığı şeyi görmezden gelirdi. Herkes onun lütuf ve kereminden kendisine bir pay düşeceğinden emindi.”[2]

Allah Resûlü (sas) bazı durumlarda sükûtu tercih ederdi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) şöyle demiştir: “Resûl-i Ekrem Efendimiz’insükûtu dört şekildeydi:

Huzurunda uygun olmayan bir şey söyleyip yapanı azarlaması mümkün olduğu halde ona çıkışmak istemediğinde sükût ederdi.

Düşmanlarına ters düşmek istemediğinde sesini çıkarmazdı.

Konuşmayı uygun görmeyip karşısındakileri dinlemek istediğinde sükût buyururdu.

Bir de Allah’ın kudretini tefekkür ettiğinde konuşmazdı.[3]

Allah Resûlü (sas) Allah’ı düşündüğünde hüzünlenirdi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) Hz. Peygamber’i (sas) hüzünlü gördüğünde şunu fark etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Resûlullah (sas) çoğu zaman hüzünlüydü; hep Allah’ı düşünürdü, rahat nedir bilmezdi.”[4]

Allah Resûlü’nün (sas) saçları hafif dalgalıydı.

Hindb. Ebî Hâle (ra) Resul-ü Zişan’ın (sas) saçlarını şöyle anlatıyor: “Hz. Peygamber’in (sas) saçları hafif dalgalıydı. Saçı kendiliğinden ikiye ayrılırsa onu ortadan ikiye ayırır, yoksa kendi haline bırakırdı. Saçı uzadığı zaman kulak memesini geçerdi.”[5]

Allah Resûlü (sas) insanlarla ilgilenirdi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) Allah Resûlü’nü (sas) insanlarla gördüğünde O’nun hâlini şöyle tasvir ediyor: “ Hz. Peygamber (sas) bir tarafa döndüğünde tüm vücûduyla dönerdi.  Yolda karşılaştığı kimselere önce o selâm verirdi.”[6]

Allah Resûlü’nün (sas) konuşması cevâmiu’l-kelimdi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) Hz. Peygamber’in (sas) konuşması hakkında şunları söylemektedir: “Gerekmedikçe konuşmaz, çoğu zaman sükût ederdi. Sözünün başından sonuna kadar her kelimenin hakkını vererek konuşurdu. Az sözle çok mana ifade ederdi. Açık seçik konuşurdu. Sözünde ne fazlalık ne de eksiklik bulunurdu.”[7]

Allah Resûlü’nün (sas) sevinci de öfkelenmesi de Allah içindi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) şöyle buyuruyor: “Dünya ve dünya ile ilgili bir şeyden dolayı öfkelenmezdi. Ancak bir hak çiğnendiğinde son derece öfkelenir, gerekeni yapıncaya kadar da öfkesi yatışmazdı. Kendisine yapılan kaba ve haksız bir davranıştan dolayı öfkelenmez ve onun intikamını almaya çalışmazdı. Birine öfkelendiği zaman başının ondan çevirir, sevindiği zaman bakışlarını yere indirirdi.”[8]

Allah Resûlü’nün (sas) gözleri, saçları, dişleri yani yaratılışı güzeldi.

Hindb. Ebî Hâle (ra) şöyle buyuruyor:

“Peygamber Efendimiz ince yapılı ve heybetliydi.

Yüzü ayın on dördü gibi parlardı.

Uzuna yakın orta boylu, büyükçe başlıydı.

Rengi nurani beyaz, alnı açık, kaşları hilâl gibi ince ve gürdü; çatık kaşlı değildi.

Gözleri siyah, yanakları düzdü.

Burnu ince, hafif kavisliydi. Burnunun üzerinde bir nur yükselirdi. Ona tekrar dönüp bakmayan kimse, burnunun yüksek olduğunu zannederdi.

 Ağzı geniş, dişleri bembeyaz, ön dişlerinin arası seyrek ve pek hoştu.

Bütün organları birbiriyle uyumlu, eti sıkı ne zayıf ne de şişman, göğsü ile karnı bir hizadaydı.”[9]

Hz. Peygamber’in terbiyesinde yetişen Hindb. Ebî Hâle (ra) onun ahlakıyla ahlaklanmış, yaşamına Allah’ın hoşnut olacağı şekilde devam ettirmiştir. Hindb. Ebî Hâle (ra); Hz. Ali (ra) ve Hz. Âişe (r.anha) arasında gelişen Cemel Vakası’nda vefat etmiştir. Allah ondan ve onun gibi Peygamberi ahlak ile ahlaklananlardan razı olsun.

 


[1]Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif Şerhi, (çev. Mehmet Yaşar Kandemir), I-III, Tahlil Yayınları, İstanbul 2018, I, 262)

[2]Kadı Iyaz, I,262.

[3]Müttaki el-Hindî, Kenzü’l-ummâl, VII, 167.

[4]Kadı Iyaz, I, 317.

[5]Kadı Iyaz, I, 336.

[6]Heysemi, Mecma’ü’z-zevâid, VIII,274.

[7]Kadı Iyaz, I, 338.

[8]Tirmizi,Şemâil-i Şerif, III, 243.

[9]Kadı Iyaz, I, 336.


Büşra OĞUZHAN