Kardeşlik Hukukumuz

Kardeşlik Hukukumuz

 

Kardeşlik Hukukumuz

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ سِتٌّ» قِيلَ: مَا هُنَّ يَا رَسُولَ اللهِ؟، قَالَ: «إِذَا لَقِيتَهُ فَسَلِّمْ عَلَيْهِ، وَإِذَا دَعَاكَ فَأَجِبْهُ، وَإِذَا اسْتَنْصَحَكَ فَانْصَحْ لَهُ، وَإِذَا عَطَسَ فَحَمِدَ اللهَ فَشَمِّتْهُ، وَإِذَا مَرِضَ فَعُدْهُ وَإِذَا مَاتَ فَاتَّبِعْهُ»

EbûHureyre’nin (ra) aktardığına göre Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır.” Nedir onlar ya Resûlullah? diye sorulunca şunları saydı:“Karşılaştığın zaman selam ver, seni davet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırınca ‘elhamdülillah’ derse ‘yerhamükellah’ de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesine katıl.” (Müslim, Selâm 5)

Müslümanın Kardeşlerine Karşı Görevleri

İslâm şemsiyesi altında birbirimizle kardeş olduk. Bu kardeşliğe Allah karar verdi ve bunu Kur’ân’da ilan etti.

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.”[1]

Birçok insan kendisine bir kardeş dahi bulamazken bizim bir buçuk milyardan fazla kardeşe sahip olmamız bizi heyecanlandırıyor ve geleceğe yönelik güzel işler yapma adına umudumuzu artırıyor.

Dilleri, tenleri, coğrafyaları, kültürleri farklı farklı olsa da sinelerdeki yürekler aynı duygularla çarpan, günde beş defa aynı noktaya yönelip kilitlenen, aynı hareket ve söylemleri mırıldanan kocaman bir aileyiz.

Bu kadar ulvi ortak noktamız olup da bir hukukumuzun bulunmaması elbette düşünülemez.

Yukarıda zikredilen hadis-i şerif işte bu hukuka dair bilgi veriyor bizlere. Şimdi bunları maddeler halinde ele alalım.

  1. Karşılaştığında selam ver

Selam, Müslümanın hem dünyadahem de cennette parolasıdır.

Bırakın ülkemizi, dünyanın neresine giderseniz gidin Müslümanların ortak sözünün(سَلَامٌ عَلَيْكُمْ) “selamunaleyküm” lafzı olduğunu görürsünüz. Üsteliko memleketin konuştuğu dili bilmeniz de gerekmez. Selam her dilde Müslümanlar arasında bir parola görevi görür.

Selam, sadece insanların değil meleklerin de kullandığı bir tahiyyattır.

Kur’ân,meleklerin cennetlikleri bu sözle karşılayacağını bizlereşöyle haber verir:

جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلَائِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ. سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

“(O yurt) Adn cennetleridir; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklar. (Melekler:) ‘Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!’ (derler).”[2]

Bundan daha da önemlisi,sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz de cennettekilere böyle seslenecektir.[3]

Selam, Müslümanlar arasında sevginin yeşermesine, var olan muhabbetin artmasına vesiledir. Bu sebeple Resûlullah Efendimiz (sas) “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.”[4]buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz’in ısrarla “Selamı yayın”[5] emri, günden güne zayıflayan Müslümanca yaşama hassasiyetinin zihinlerde yer etmesi ve hayata aktarılması gayretine matuf olmalıdır.

  1. Seni davet ederse git

Müslümanların birbirine olan ilgi ve alakaları günden güne zayıfladı. Artık hal hatır sormak, misafirliğe gitmek çok nadir görülen davranışlar haline geldi. Bunun sonucu olarak aradaki sıcak kardeşlik bağları iyice soğumaya yüz tuttu. Bahane hazır, “Çok yorgunum, vakit bulamıyorum…” Pek haklılık tarafı bulunmasa da artık herkesin bahanesi bu. Bunun sonucu olarak, misafirlik ziyaretleri şöyle dursun, davet edildiğimizde de rahatımız bozulmasın diye davete icabet etmiyoruz.

Halbuki daveti yapan taraf heyecanla o buluşma için bir hazırlık yapıyor. Bu hazırlığın maddi olduğu kadar manevi olduğu da akıldan çıkarılmamalı. Davete katılmayarak her iki hazırlığa karşı vefa göstermemiş ve farkında olmadan duyguları alt üst etmiş oluyoruz.

Bu olumsuz durumun ortadan kaldırılmasıyla ilgili ResûlullahEfendimiz’in tavsiyesi, davet edildiğinde mutlaka git, şeklinde. Aksi halde kardeşlik hukukunu yerine getirmemiş olursun.

  1. Nasihat isterse nasihat et

Çoğu insan kendisine nasihat edilmesinden hoşlanmaz. Zira herkes kendi aklını yeterli görür. O sebeple hadisin bu bölümü, nasihate ihtiyacı olan kardeşine o istemese de uygun bir dil ve tavırla doğru yolu göster, şeklinde anlaşılabilir. Zira “Sen öğüt ver,öğüt müminlere fayda verir.”[6] İlahî düsturu birbirimize nasihati zorunlu kılar.

Eğer bir kardeşin de gelip, bana bir fikir ver, bir yol göster, demişse ona bildiklerini ve o konudaki değerlendirmeni aktarman artık bir kardeşlik görevi olur.

  1. Aksırınca“elhamdülillah” derse “yerhamukallah” de

İslâm dini, her konuda en güzel yöntemi göstermiş, bizi daima kendine hayran bırakmıştır.

Aksırma bedenin bir refleksidir. Aksırmanın vücuda olan faydasını uzmanlarına bırakıp biz bu refleksin Müslümanlara kazandırdıklarına bakalım.

“Allah aksıranı sever”[7] buyuran Peygamberimiz, hadisimizde aksıranın (الحَمْدُ لِلَّهِ) elhamdülillah demesi gerektiğine işaret ediyor ve bunu duyanın(يَرْحَمُكَ اللَّهُ) yerhamukellah diye mukabelede bulunmasının bir kardeşlik görevi olduğunu haber veriyor. Elhamdülillah, “Allah’a hamd etmek”, yerhamukellah,“Allah sana merhamet edip acısın”, demektir. Aksıran kişi kendisine yapılan bu güzel duaya bir başka dua cümlesi olan (يَهْدِينَاوَيَهْدِيكُمُاللهُ) “yehdina ve yehdikumullah”,Allah bize de size de hidayeti, doğruyu göstersin, diye cevap vermelidir.

Böylece aksırma sebebiyle iki Müslüman arasında karşılıklı dualar edilmiş olur.

  1. Hastalandığında onu ziyaret et

Hastanın gözü kapıdadır derler. Evinde olsun hastanede olsun, dışarı çıkamayacak derecede hasta olankişi daima kendisini soran, onunla ilgilenen dostlarının yolunu gözler.

Hasta ziyareti iki taraf içinde faydalar içerir. Hasta neşelenir, içinde bulunduğu sıkıntıları unutur, acıları ve ıstırapları azalır. Her zaman ihtiyacımız olan moral hastalarda daha fazla önem kazanır. Yüksek moral motivasyona sahip olan hastaların kanser tedavisinde bile olumlu sonuçlar aldıkları gözlenmektedir.

Hasta ziyaretinin ziyaretçi için faydalarını ise şöyle sıralayabiliriz: Sağlığın kıymetini bir defa daha idrak eder, kardeşlik görevini yerine getirmenin ve hastayı sevindirmenin mutluluğunu yaşar, hastanın bir ihtiyacı varsa onu fark eder ve gidermeye çalışır. AyrıcaPeygamber Efendimiz, hasta ziyareti yapanlara sabahtan akşama kadar yetmiş bin meleğin dua ettiğini,[8] Allah’ın bu ziyaretten memnun olacağını[9] ve bu kişinin cennette türlü türlü meyvelere sahip olacağını haber vermiştir.

  1. Öldüğü zaman cenazesine katıl

Ne kadar yaşasak da bir gün ölüm hepimizin kapısını çalacak. Etrafımızda devamlı yaşanan gerçek de zaten bu. Bir haber alıyoruz ki sevdiğimiz, birlikte nice hatıralarımız olan akraba, komşu yahut dostumuz sessiz sedasız aramızdan ayrılmış. Artık şu dünyada ona karşı tek görevimiz kaldı; cenazesine katılmak ve onu dualarla uğurlamak.

Cenaze işlemleri, tekfin ve teçhiz işleri büyük şehirlerde belediyelerce yapılıyor; amaküçük yerlerde eski usulhâlâdevam ediyor.Vefat gerçekleştiğinde yakınları üzüntülü olacağından genellikle vefat edenin bir dostu hazırlıklar için hemen kolları sıvar. Yıkayıcıya haber verir, gerekli malzemeleri temin eder ve bir yandan davefat haberini duyurur. Haberi alanlar ellerindeki işi bırakır, seyahatlerini erteler ve cenazeye katılırlar.

Cenaze namazı ölen kişinin affa mazhar olması için bir vesiledir. Namazı için saf tutanlar musalladaki kardeşleri için dua eder, onu Allah’ın geniş merhametine tevdi ederler. Böyle yapmakla kardeşlerine karşı son görevlerini ifa etmiş olmanın yanında birgün sıranın kendisine geleceğini bir defa daha hatırlamış olurlar.

Cenazelere katılmanın bir de manevi kazanç yönü vardır. Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Kim, sevabına inanarak, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek bir Müslümanın cenazesine katılır ve namazı kılınıp gömülünceye kadar beklerse, her biri Uhud dağı kadar olan iki kîrât sevapla döner. Kim de cenaze namazını kılar, gömülmeden önce ayrılırsa bir kîrât sevapla döner.”[10]

Şüphesiz İslâm kardeşlerinin birbirlerine karşı görev ve vazifeleri bu altı maddeyle sınırlı değil.Gerek Kur’ân-ı Kerîm’de gerekse hadislerde başka sorumluluklardan da bahsedilir. Her Müslüman fert bu sorumluluklarını bilmeli, kardeşinin kendi üzerindeki hakkının farkında olarak yaşamalı. İşte o zaman ümmette vahdet yeniden gerçekleşecektir.

 

 


[1]Hucurât 49/10.

[2]Ra‘d 13/23-24.

[3] Yasin 36/58.

[4]Müslim, “İman”, 93; EbûDâvûd, “Edeb”, 131; Tirmizî, “İsti’zân”, 1; İbnMâce, “Mukaddime”, 6, “Edeb” 11.

[5]Tirmizî, “Kıyamet”, 42.

[6]Zâriyât 51/55.

[7]Buhârî, “Edeb”. 125, 128; Tirmizî, “Edeb” 7.

[8]Tirmizî, “Cenâiz”, 2.

[9]Müslim, “Birr”, 43.

[10]Buhârî, “İmân”, 35; Müslim, “Cenâiz”, 56; İbnMâce, “Cenâiz”, 79.


Mahmut KARAKIŞ