Bir Sâlih Amel Pratiği Olarak Mavi Marmara Seferi

Bir Sâlih Amel Pratiği Olarak  Mavi Marmara Seferi

Rabbimiz “Kadın olsun, erkek olsun kim iman etmiş olarak sâlih amel işlerse ona güzel bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.” (Nahl 16/97) buyurmaktadır. 

Şüphesiz ki Mavi Marmara ve Filistin Özgürlük Filosu yolculuğu nice hayırlara vesile olmuş ve bu yolculuk hâlihazırda tamamlanmamıştır. Yani Mavi Marmara tüm mazlumların gönüllerinde yoluna devam etmektedir. Bu kısa satırlarla “Bir Sâlih Amel Olarak Mavi Marmara Seferi” mümkün olduğunca yine bu geminin yolcularından biri tarafından aktarılmaya çalışılacaktır. 

Filistin toprakları son yüzyılda Siyonizm’in hayata geçirilmesi çabalarıyla çalkalanmıştır. Siyonizm; Yahudileri üstün gören ve diğerlerini insan yerine bile koymayan, Tevrat’ı değiştiren, peygamberlerini katleden, Hz. Mûsâ Tur dağında iken buzağıya tapmaya başlayan ve Hz. Ya’kûb’u (haşa) Allah ile güreştiren ve galip getiren ırkçı bir zihniyettir. Yahudi din ve kültürüne ait olmayan ne varsa yok edilmesi, Mescid-i Aksâ’nın yıkılması ve yerine Süleyman mabedinin kurulması projesidir. Yahudi din ve kültürüne ait olmayan her şeyi yok edip Mescid-i Aksâ’yı yıkmayı ve onun yerine Süleyman mabedinin kurulmasını amaçlayan projedir. Arz-ı Mev’ûd’a ulaşmak için Nil’den Fırat’a bütün toprakların Yahudilerin eline geçmesi ve bu ideale ulaşmak için her şeyin mubah görülmesi ve gösterilmesidir. 

İsrail, 1967 Savaşı akabinde içinde Sînâ, Gazze, Kudüs gibi toprakların da olduğu geniş bir coğrafyayı işgal etmiştir. Gazze’deki işgal 2005 yılında sona ererken 2006 yılından itibaren aynı coğrafyaya yönelik olarak bu kez hava, kara ve denizden ölümcül bir abluka başlatılmış, gelinen süreçte iki milyonluk Gazze nüfusu adeta bir açık hava hapishanesinin mahkûmları haline getirilmiştir. Düşündürücü olan ise dünyanın odağında olan bu coğrafyadaki insanlık dramına karşı çoğu Müslüman ülkenin sesini çıkartmıyor olmasıdır. 

Oysa İslâm tarihinde yaşanan mucizevî İsrâ ve Miraç olaylarının merkezi Filistin toprakları ve Mescid-i Aksâ’dır. Kur’ân-ı Kerîm’de “Bir gece kendisine bazı âyetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, eksikliklerden münezzehtir.” (İsrâ 17/1) buyurulmaktadır. Mescid-i Aksâ ilk kıblemiz, yeryüzünde inşa edilen ikinci mescid ve ziyaret edilecek üç mescitten biridir.

Mescid-i Aksâ’nın eteklerinde bulunan Gazze, 40 km uzunluğunda ve ortalama 9 km genişliğinde 360 km2’lik bir coğrafyadır. Refah sınır kapısı Mısır’a açılırken diğer altı kapı işgal topraklarına bakmaktadır. 2008’de Furkan Savaşı ile İsrail bölgeye saldırı başlatmış, evler, iş yerleri, araziler, cami, okul, hastane ve üniversiteler yerle bir edilmiş, 2000’e yakın kişi şehit olurken bunun birkaç misli insan ise yaralanmıştır. Mavi Marmara’nın da dahil olduğu Filistin Özgürlük Filosu’nun yola çıkışı bu ahlâksız saldırılar akabinde gerçekleşmiştir. 2010 yılı Ocak ayında 1 ay süren yolculuk sonrası karadan Gazze’ye ulaşılmış, daha sonra yine ablukayı delmek ve Gazze’ye bir nefes olabilmek amacıyla bu kez denizden yola çıkılmıştır. 589 yolcu taşıyan Mavi Marmara, filonun en büyük yolcu gemisi olurken, Defne ve Gazze 1 gemileri 10 bin tonluk insani yardım yüküyle filonun parçalarından olmuştur. Ayrıca Eleftheri, Sfendoni, Challenger 1, Challenger 2 ve Rachel Corrie filonun diğer gemileri olmuş toplamda 37 ülkeden 756 yolcu Filistin Özgürlük Filosu’na katılmıştır.

Filoyu oluşturan gemiler 29 Mayıs 2010 günü Akdeniz’de Güney Kıbrıs açıklarında uluslararası sularda buluşarak Gazze’ye doğru yollarına devam etmiştir. 31 Mayıs’ta sabah namazına durduğumuz 04.32’de ise saldırı başlamıştır. Denizaltı, fırkateyn, zodyak botlar ve helikopterlerle yapılan saldırının hemen öncesinde İskenderun Deniz İkmal Destek Komutanlığımıza bir saldırı yapılmış ve yedi Mehmetçiğimiz şehit edilmiştir. Yani aslında Mavi Marmara’daki şehit sayımız 10 değil 17’dir. 

Saldırı tam namaz sırasında yapıldığı için neredeyse hepimiz abdestliydik. Belki inanılmaz bir şey ama sadece gözleri görünen ve onun dışında baştan ayağa silahlı İsrail askerlerinin bacakları titrerken, gemideki hiçbir kimsede en ufak bir korku emaresi yoktu. Bazı İsrail askerleri gemide iki metreden aşkın boylu ve beyaz elbiseli askerlerden bahsetmişlerdi. Belki de dizlerini titreten onların görüp bizim görmediğimiz bu kişilerdi. Gözümüzün önünde gerçekleşti her şey. Bombalar yanlarımızda, üstlerimizde patladı. Kurşunlar önümüze arkamıza, bazılarımızın alnının tam ortasına saplandı. Müslümanların kanları birbirine karıştı aynı gemide. Aynı merdivenlerde, aynı güvertelerde birlikte şehâdete erdik, yaralandık. Aynı sedyenin kollarını birlikte kavradık. Kimimiz serum tuttuk, kimimiz sargı bezi yetiştirdik. Kardeşliğin bir bedeli olduğunu hep beraber yaşadık gördük. 

Gemi yolculuğu başlı başına ilginçti, hikmetlerle doluydu. Dünyanın kiri pası içerisinde milyarların unuttuğu/unutturulduğu şeyin peşine düşmek, birçoğuna göre Kaf Dağı’nın ardındaki Zümrüdüanka kuşunu aramak olarak değerlendirildi. Oysa kardeşlerimize ulaşmaya çalışıyorduk sadece! Fakat reel politik dendiğinde, ülkeler arası ilişkiler, uluslararası yapılar irdelendiğinde olacak iş değildi bu! Hatta Mavi Marmara’nın delileriydik biz!

Dünya tarihi açısından meseleyi ön plana çıkaran şey ise tamamen sivil, 37 farklı ülkenin pasaportunu taşıyan insanlardan müteşekkil bir geminin böylesi bir yolculuğa çıkıyor olmasıydı. Bu Hilfü’l-fudûl mantığıyla hareket eden erdemliler birliğiydi. 1 yaşından 88 yaşına kadar farklı millet, din ve inanıştan insanın bir araya gelerek Gazze’ye doğru çıktığı yolculuk, aynı zamanda tüm dünya için bir umuttu.

11 Eylül sonrasında tüm dünyada oluşturulmaya çalışılan Müslüman = terörist yaftalamasına karşı Mavi Marmara bir anlamda gerçek terör merkezlerini dünyaya göstermişti. Dünyaya ezberletilen dost-düşman kavramlarını daha objektif bir bakış açısıyla değerlendirmek mecburiyeti doğmuştur. 

Mavi Marmara hadisesiyle dünya daha makul bir yol için zaman kazanmıştır. Mavi Marmara dünyanın ezberini bozan büyük bir olaydır. Mavi Marmara böylesine yaygın ve vahim bir duyarsızlık atmosferini sindiremeyenlerce adeta kendine yeni bir kimlik edinmiş ve gasp edilen özgürlüklere karşı Akdeniz’de yükselen sesin adı, “ruhun gemisi” olmuştur. Ahmet Mercan ağabeyin deyimiyle “Dünyaya çarpan gemidir Mavi Marmara.”

Pratik anlamda Gazzeliler için bir yardım koridoru açmayı hedefleyen Mavi Marmara, nihai anlamda ise hukuksuz ablukanın tamamen kaldırılması ve dünya üzerinde benzer işgal süreçleri yaşayan halkların özgürlüğü için de umut olmak için yola çıkmıştır. Saldırının hemen akabinde Gazze’ye giren mal çeşitliliğinde artış olmuş, akabinde Gazze’nin tek soluk borusu mahiyetinde bulunan Refah sınır kapısı açılmıştır.

31 Mayıs sabahı yaşananları tüm dünya canlı olarak takip etmiş; Filipinler’den Bolivya’ya tüm halklar, katliamlar üzerine kurulan İsrail işgal devletinin hukuk tanımayan saldırganlığına bizzat şahit olmuştur.  

Mavi Marmara’ya karşı yapılan korsanca saldırıya karşı katılımcıların gerçekleştirmiş olduğu direniş, tıpkı Mavi Marmara’nın kendisi gibi önemli bir sembol olarak okunmalıdır. Bu yönüyle sivil direniş, anarşiyi değil adalet arayışını anlatır.  Bu gemiye binen insanlar ellerine alabildikleri tahta parçaları, plastik sandalye ve sapanlarla, barış ve hakları gasp edilen insanlara ulaşma noktasındaki kararlılıklarını ortaya koymaktadırlar. Ayrıca sembolik olan bu direniş insani değerlerin de savunulmasıdır.

Yolcular herhangi bir silahlarının bulunmadığını, sadece insani yardım taşıdıklarını defalarca belirtmiş olmalarına rağmen katledilmişler, ölümcül yaralar almışlar, işkenceler görmüşlerdir. Tüm bunları yaşamak zorunda bırakılan ve her türlü hakları korsanca gasp edilen bu kişiler ise işgüzarlık, terörizm ve düşman ajanlığıyla suçlanmıştır. Mavi Marmara saldırısı tüm dünya için adeta bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür.

Mavi Marmara; adaleti ayakta tutmak için yola çıkan insanlığın sesidir ve de İsrail’in dünya halkları gözünde meşruiyetini tamamen kaybettiği tarihin adıdır. İkinci Mavi Marmara seferi için sadece Türkiye’den 50.000’i aşkın başvurunun olduğu gerçeği Aksa, Kudüs, Filistin ve İslâm coğrafyamıza aşkımızı ilan etmiyor mu?

Mavi Marmara’da şehit olan kardeşlerimiz İbrahim Bilgen, Cevdet Kılıçlar, Fahri Yaldız, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Uğur Süleyman Söylemez, Çetin Topçuoğlu, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz ve Ali Haydar Bengi’ye selam olsun…

 

Murat Yılmaz

Sayı 15

Temmuz - Ağustos - Eylül 2020

Sayı 14

Nisan - Mayıs - Haziran 2020

Sayı 13

Ocak - Şubat - Mart 2020

Sayı 12

Ekim Kasım Aralık 2019

Sayı 11

Temmuz Ağustos Eylül 2019

Sayı 10

Nisan Mayıs Haziran 2019

Sayı 9

Ocak Şubat Mart 2019

Sayı 8

Ekim Kasım Aralık 2018

Sayı 7

Temmuz Ağustos Eylül 2018

Sayı 6

Nisan Mayıs Haziran 2018

Sayı 5

Ocak Şubat Mart 2018

Sayı 4

Ekim Kasım Aralık 2017

Sayı 3

Temmuz Ağustos Eylül 2017

Sayı 2

Nisan Mayıs Haziran 2017

Sayı 1

Ocak Şubat Mart 2017